28 Ağustos 2010 Cumartesi

Dağ gibi güçlü olmak

Şu anda kollarımda bir ağrı var. Ama kendimi çok iyi hissediyorum...Biraz geç kaldığım ders saat 10 civarı başladı ve yaklaşık 5 saat boyunca yoga yapmak gibisi yok. Hem de bir gün içerisinde...

Özlem Hoca'yla bugün tanıştım. Hayatımda gördüğüm en güzel, en duru kadınlardan biri. Yoganın sonsuz yakıştığı bir isim ve daha bir gün oldu vakit geçireli ama yogayla bütünleşmiş bir hoca. Herkesle teker teker ilgileniyor ve yüzünden gülümsemesi eksik olmuyor... Çok hoş çok.

28.08.2010: Asanaların yakın incelemesine başladığımız bu derste, bir dağ duruşunun ne kadar zor olduğunu anladım. Tadasana'da kendinizi bir dağ kadar güçlü hissediyorsunuz. Dağ gibi güçlü olmak. İnsan bu hayatta başka ne ister ki?

Bugünkü derste ağırlıklı olarak kök çakraya yönelik duruşları çalıştık. Ayaklarımızın toprağa kök salmasıyla, ellerimiz gök yüzüne doğru uzandı. Upuzun, dengede, bol nefesli ve geliştirici bir ders oldu benim için. Sınıfta sürekli 2'li çalışmalar yaptık. Farklı arkadaşlarla, duruşları teker teker çalıştık. Başkasının sizi, sizin başkasını gözlemlemeniz, duruşları tek başına yapmaktan çok farklı oluyor.

Kulağıma bugün küpe olan cümlelerden biri: Yoga, duruşun doğru olması değil, duruşa doğru, sakin bir şekilde girme ve çıkma sürecinden oluşur. Benim şu ana kadar es geçmiş olduğum bir noktaydı. Bunu farkettim. Daha uzun yazmak isterdim ancak dinlenmek ve yarınki derse enerjik bir şekilde gitmek istiyorum. Cumartesilik bu kadar...

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Yin Yoga


23.08.2010: Pratik yoga derslerine Didem Hoca'yla Yin Yoga yaparak başladım. Daha önce hiç denemediğim Yin Yoga beni oldukça zorladı. Sakin, pasif bir stil olan Yin Yoga’da oturarak, yerde uzanarak yapılan hareketler ağırlıkta. Nefesin akmasına izin verirken, hareketlerde daha uzun kalınarak Asanalara iyice girilmesi sağlanıyor. Yin Yoga sayesinde bedeninizde zorlanan yerleri fark etmeniz sağlanırken, nefes alıp vererek o bölgeleri rahatlatma fırsatı yakalıyorsunuz.


Beni zorlayan, pozisyonlarda çok uzun kalınması oldu. Sanırım kendi kendime, gözlerim kapalı bir şekilde sakin bir şekilde beklemek (genelde sabırsızımdır), vücudumdaki zorlanan yerlere kulak vermek, o noktaları nefesle açmak beni zorlasa da, ders sonunda fazlasıyla rahatlattı. Genelde teslim olmak toplumsal bilinçte, bir acizlik, bir yenilgi olarak algılanır. Yin Yoga’da teslim olma duygusu ortaya çıkıyor. Ruh sakinleşiyor, beden rahatlıyor ve teslim oluyorsunuz. Yin Yoga’da aynı zamanda bedendeki dişi enerji artıyor. Yin (dişi enerji), bedendeki yang (erkek enerji) ile dengeleniyor.


24.08.2010: Gülay Hoca’yla Relaxing Hatha Yoga yaptık. Havanın sıcak olduğu günlerde, aşırı hızlı hareketler yapmak yerine bolca nefes çalışmaları yaparak yerde ya da uzanılan asana çalışmaları yapmanın daha doğru olacağını öğrendim. Erken sabah dersleri ve akşam yapılan dersler için de relaxing dersleri iyi sonuç verecektir. Öğle saatlerinde, havanın çok kapalı olduğu günlerde yoğun nefes çalışmaları yerine, enerjiyi arttıracak asana çalışmaları yapılması daha doğruymuş. Hepsini öğreneceğiz:) Yavaş yavaş…

22 Ağustos 2010 Pazar

Kurs başlar... (Ders 1-2)

Eğitim nihayet başladı. Nihayet diyorum çünkü bugünü gerçekten bekledim. Beklerken heyecanlandım, umutlandım ve sonuç: harika.

Kendimi uzun zamandır bu kadar tam hissetmemiştim. İlk iki günde böyle hissedince, gerisinin de güzel gelişeceğini tahmin etmek zor olmuyor benim için.

Sanki bundan sonra her şey daha kolay olacak. Gerçi sihirli bir değnek dokunmuyor kafanıza. Ama şu anda sadece bu psikolojide olabilmek bile güzel.

Ders 1: 21.08.2010 tarihindeki dersimize gitmeden önceki gece, saatin alarmını ayarlayıp ayarlamadığımı beş altı kere kontrol ettim. İlk derse geç kalmak istemezdim. Kalmadım da:) Matımı hazırladım, suyumu, havlumu da yanıma aldım. Güzel bir kahvaltının ardından gittim kursa.

Acaba nasıl insanlar var? Herkes çok mu deneyimli, benden ileri mi gibi klasik gereksiz sorular vardı kafamda. Sınıfla tanışınca, ortamın ne kadar sıcak ve sınıftaki herkesle nasıl benzer olduğumu gördüm. Mühendisi, bankacısı, reklamcısı, spor öğretmeni.... Çeşitli alanlardan kişiler yoga eğitmeni olabilmek için ilk adımı atmışlardı.


Neden bu eğitime başlamaya karar verdiğimiz sorulduğunda, cevaplar hep aynıydı: Gündelik hayatın yoruculuğu, iş hayatında yaşanan stres, anlam eksikliği... Ne kadar sayılsa az ama bu şekilde özetlenebilir. Katılımcılar daha önce yoga yapmış olsalar da, bu eğitmenlik kursuyla yogaya daha fazla ağırlık vermeye kararlı kişilerden oluşuyordu. Tüm bu ciddiyet derslerde o kadar anlaşılıyor ki. Herkes büyük bir dikkatle, tüm enerjisini duruşlarına odaklıyor ve sınıfta daha önce girdiğim yoga derslerimde hiç hissetmediğim güzel bir atmosfer oluşuyor. Bunu deneyimleyebilmek gerçekten çok hoş.

Sabah yoga yaparak harika bir cumartesi gününe başladık. Ardından leziz bir öğle yemeği yedik. Üzerine içilen türk kahvelerimiz ardından, alacağımız Alliance sertifikası üzerine konuştuk. Güzel bir meditasyonun ardından günü kapadık. Özlem Hoca henüz Kanada'dan dönmediği için, kendisiyle tanışma fırsatı bir hafta daha ertelenmişti. Olsun, Didem Hoca'yla da ders yapmak çok güzel.

Birinci dönemde sertifika almış olan öğrenciler de o gün derse uğradılar. Bizimle deneyimlerini paylaştılar. Yaşadıkları dört aylık eğitim süreci içinde ne kadar değiştiklerini, geliştiklerini anlattılar. Şahsen anlattıkları beni daha çok özendirdi, daha çok heyecanlandırdı. Bu aralar ne kadar çok heyecanlanıyorum ben? Hepsi de mutlulukla! Ama en önemli detay: Gelişmek, ilerlemek sadece kişinin kendisine bağlı. Güç bizim içimizde...

Cumartesi akşamı o kadar güzel uyudum ki, her zaman geç gelen uykum saat 24'de geldi ve kafamı yastığa koyduğum gibi uyudum, sabah 8'de tertemiz bir enerjiyle ayaktaydım. Sabah aynaya baktığımda yüzüm canlı kanlı, pırıl pırıl, kocaman bir gülücekle başlamıştım Pazar gününe...

Ders 2: Yoga dersiyle güne başlamak gibisi yok. Normalde detaylı pazar kahvaltılarıyla başlanan Pazar günü, artık şeklini değiştirmiş ve Pazar yogasına dönüşüvermişti. Bol bol yapılan güneşe selam serisiyle enerjim iyice arttı. Öğlene kadar süren yoga dersi hafif öğle yemeğiyle süslendi. Karınlar doyduktan, sohbetler edildikten sonra (sohbetlerimiz hiç bitmiyor) felsefe dersine geçtik.

Felsefe dersinin ilk sorusu: "Ben kimim?" Oldu. Kısa bir odaklanmanın ardından, sınıftaki tüm katılımcılar spritüel cevaplar verdi. Ben kimim? Çok zor bir soru. Hiç kendinize sordunuz mu? Cevabınızı yüksek sesle kendinizle, hatta başkalarıyla paylaştınız mı? Ama öyle ben şu yaşındayım, şurada okudum tarzındaki cevaplardan değil. Benim bugünkü cevabım, "Ben sevgiyim, güneşim" oldu. Kendimi son günlerde her zamankinden daha fazla sevgi dolu ve enerjik hissetmem bu cevabıma neden oldu. "Yoga ne değildir?" Günün ikinci sorusuydu. Son derece tatmin edici, insanı zenginleştiren, farklı alanlardan gelen insanların bilgileriyle bu konuyu tartışmak çok zevkli.

Sohbetler hiç bitmiyor, çünkü sizinle aynı şeyleri düşünen, aynı şeyleri merak eden insanlar var çevrenizde. Aynı kitapları okuyup tartışmak, aynı soruları merak edip, farklı fikirler duymak beni zenginleştiriyor. Ne kadar şanslıyım. Buraya nasıl geldim ben? Sanırım kendi kendime.

İyi ki de gelmişim. Çarşamba günü 3. ders var, ancak ben pratik derslerimi tamamlamak için yarın sabah yine kurstayım. Çok mutluyum! Seviyorum seni yoga...