22 Eylül 2010 Çarşamba

İçe döndükçe...


Bugün 3,5 saat yoga yaptım. Sabah ve akşam derslerinde esnedim, uzadım, ileri kapandım, geri açıldım... Günler geçtikçe, her harekette daha çok derinleştiğimi hissediyorum. Her derinleşme değişik duygulara sebep oluyor. İçimde biriken gri bulutlar yavaş yavaş benden uzaklaşıyor. En derinimde aynen böyle hissediyorum.




Her asananın bir anlamı var, bedende meydana getirdiği duygular kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Son iki haftadır değişik bir süreçten geçiyorum. İlk başta fiziksel olarak bazı sorunlar yaşadım. Sakatlanma denilmez ama geçtiğimiz haftalarda sol bacağım fazla açılmak istemedi. Belki farkında olmadan zorlandı ve dinlenmek istedi. Bende bedenimi dinledim. Bedenim ve ben, hem ayrı hem bütünüz ne de olsa. Sol bacak 10 gün kadar üstüne yüklenilmesini istemedi. Ona göre hareket ettim. Esnekliğim tıkandı o süre boyunca. "Ne oluyor bana ya?" diye derslerde bol bol düşündüm ama zorlamamam gerektiğini bildiğimden, sakin kaldım. Panik duygumu bastırdım, hırslanmadım, bekledim ve iyileşti bacağım.
İlginç bir şekilde, sol bacağım normale dönünce ağrı oluşmadan önceki süreden daha esnek olduğumu hissediyorum. Bacak daha rahat öne gidiyor, esnemeler daha fazla oluyor. Özellikle Paschimothanasana'da omurgamın resmen uzadığını hissediyorum. O uzama esnasında sanki içimden sıkışan hisler fışkırıyor. Daha önce yaşadığım sıkıntılı dönemlerin içimde yarattığı griliğin içimden yavaşça çıktığını hissediyorum. Yeni bir baca monte edildi belirli noktalarıma ve gri dumanlar uzaklaşıyor. Uzaklaşacaklarda...

Ders esnasında aklıma alakasız flashback'ler geliyor:) Mesela geçen haftaki bir derste, ilkokul dördüncü sınıfta Almanya'dayken alışverişe gittiğimiz mağaza geldi aklıma. Orada sürekli kırtasiye bölümüne gider ve kalemlere bakardım, kalem alırdım. O mağazaya hep hafta içi akşamları giderdik. Tüm ortamı hissettim, bir an o yaşıma geri döndüm gibi geldi. Çocuk olan benin kalemlere olan tutkusunu hatırladım. O an kendimi çok saf hissettim. Tüm bu hisler nasıl bir anda oldu bende bilemiyorum. Bu duygularım yüz üstü mata uzandığımız anda canlanıverdi içimde.

Ayrıca bugünlerde hoş tesadüfler yaşıyorum. Etrafımdaki arkadaşlarımın çevresinde yogayla, meditasyonla ilgilenen profesyonel arkadaşlar belirdi. Zerom bugün bir yoga eğitmeni olan arkadaşı olduğundan bahsetti, beni tanıştırmak istiyormuş. Bir başka arkadaşım Doa ise bir grupla beraber meditasyon çalışmaları yapmaya başlamış. Kriyalar söyleyerek güne başlıyormuş. Yoga, meditasyon yapanlar gittikçe artıyor, konuşulan konulan daha çok bu yöne kayıyor. Bu durum nasıl da hoşuma gidiyor!

Şu an gece saatin 2'si, yarın sabah erkenden kalkıp İzmir'e gideceğim. 2 gün aradan sonra cuma sabahı yoga matımın başında olacağım. Cuma günü 3 saat derse girmeyi planlıyorum. Üzerimde bir yorgunluk var, ama bu yazıyı yazacak kadar da kendimi enerjik hissediyorum. Kendimi tekrarlamak istiyorum: Nasıl da hoşuma gidiyor:)


17 Eylül 2010 Cuma

108 sayısı...

108 sayısının kerameti nedir? Gelecek hafta Uluslararası Barış Günü'nden önce, dünyadaki birçok yogi/yogini 108 kere güneşe selam, kriya yapmaya ya da 108 kere mantra söylemeye, 108 dakika meditasyon yapmaya hazırlanıyormuş. Kaliforniya'dan başlatılan Global Mala Yoga Projesi, dünyada barış ve huzurun sağlanması için en uygun günlerin 19 ve 20 Eylül olduğuna dikkat çekiyor, ayrıca vurguluyor: 108 sayısı önemli.

108 sayısının asıl önemini arıştıran yogaservice.de, Pieter Moree isimli matematikçiden ilginç bir yanıt almış: Büyük bir karenin içinde ufak karelerin olduğunu düşünün. Tam ortasında bir yoga gurusu oturuyor ve etrafında, her karede yoga bilmeyen, hiç yoga yapmamış olan insanlar oturuyor. Guru tek başına yoga yapmaya başlıyor, her gün yanındaki (yatay, dikey ya da çaprazından) bir kişi yoga yapmaya başlıyor. Her yogi yapan kişinin yanındaki kişi de yoga yapmaya başlıyor. Bu ağ gittikçe büyüyor. Üçüncü gün 5 kişi yoga yapıyor, ayrıca yoga yapan her 4 öğrenciye, 3 tane yeni başlayan kişi katılıyor. Toplamda 12 kişi yoga yapıyor oluyor. Bu dinamik bu şekilde yayılınca, 16. gün yoga yapan kişi sayısı 108 oluyor. Global Mala Yoga'nın amacını bu şekilde anlayabiliyorum.


108'in diğer anlamları şöyle: Yogilerin kullandığı Mala (Hinduizm ve Budizm'de dualarda kullanılan tespih) 108 boncuktan oluşuyor. Shiva 108 dans adımı atıyor, Hinduizmdeki Tanrıların 108 ismi var, Hint Astrolojisi'nde 12 burç ve 9 gezegen var, 9x12= 108 yapıyor. Tüm bunların bir anlamı olabilir. Sayı kutsal sayılabilir, bereketli ya da artık ne anlam yüklemek isterseniz öyle olsun... 108 kere Surya Namaskara yapmak, belki birkaç güne yayılırsa güzel olabilir. 1'den, 1 yerlerden başlamak lazım...


Okudum, etkilendim, paylaşmak istedim:) Sevgiler.

7 Eylül 2010 Salı

Kaliteli duruş= Kaliteli hayat


Bloguma aslında sıcak sıcak yazmak istiyorum, hemen cumartesi dersinin ardından mesela. Ama dersler etkisini akşam eve gelince gösteriyor. Dersden çıkınca kendimi son derece huzurlu hissediyorum, kesintisiz bir uyku çekiyorum. Her zamankinden daha erken uyumam, ne kadar yoğun çalıştığımızın en büyük kanıtı. Cumartesi ve pazar günü Özlem Hoca'yla tam gaz yoga yaptık. Günde 6-7 saat yoga yapmak inanılmaz bir deneyim. Pazartesi gününe ise Didem Hoca'yla beraber yoga yaparak başladım. Sabah dersinde sadece ben olduğum için Didem Hocamın özel öğrencisi gibiydim. Sabah üzerimdeki yorgunluğumu, Didem Hocanın yumuşacık ve sakinleştirici enerjisi sayesinde anında attım. Kendimi çok şanslı hissediyorum... Her açıdan:)


04.09.2010: Oturarak yapılan asanaları ve twistleri inceledik. Diz üstü yapılan, bileği güçlendiren seriler öğrendik. El bileklerimin, kolllarımın bu serileri tekrarlamaya çok ihtiyacı var. Her twistin iç organlarımıza harika bir masaj yapabileceği daha önceleri aklıma gelmezdi. Ama yapıyor işte. Her derin nefes, organlarımızın tazelenmesini, arınmasını ve rahatlamasını sağlıyor. Yogada arkaya dönük tüm asanalar geçmişi, öne doğru yapılanlar ise geleceği temsil ediyor. Twistlerdeki arkaya dönük bakışlarımızda, yüzümüzden gülümseme eksik olmamalı. Tabii eğer geçmişimizle gerçekten barışıksak. Gözlerin açık olması şart. Gözlerin kapalı olması, geçmişimize bakmak istemediğimiz anlamına geliyor. Oysa yavaşça gözlerimizi açıp, tüm olup biteni kabul etmek ve artık arkada kaldığını, önümüzde güzel bir gelecek olduğunu düşünmek bunu kolaylaştırır gibi geliyor. Arkaya dönük bir twistin ardından, ileri doğru yapılacak savaşçı duruşları, geleceğimize odaklanmamızı sağlayacaktır. Her ne kadar bugünümüz önemli olsa da, geçmişimiz de, geleceğe dair olan düşüncelerimiz de bizim birer parçamız.


Eka Pada Rajakapotasana (güvercin duruşu) ve Paripurna Navasana (bot duruşu) günün sonunda yoğunlaştığımız asanalardı. Zor bir duruş olan Paripurna Navasana, benim gerçekleştirmeyi hedeflediğim duruşum. Tamamen hayata bakışımızla ilgili olan bu duruşta üçüncü çakramızın, solar plexus'un kuvvetlenmesi gerekiyor. Bol bol sarı düşünmek, karın kaslarımı güçlendirmek, ben merkezime ağırlık vermek benim bu dönemdeki önceliklerim olacak. Acaba son zamanlarda saçlarımdaki sarı oranını arttırmamın bununla bir ilgisi olabilir mi?


05.09.2010: Pazar günkü derste öne kapanmalar, esnemeler yaparak başladık. Hatha yoganın en önemli asanalarından biri olan Paschimothanasana üzüntüyü azaltan bir duruş. Nefesin sürekli aktığı duruşta her nefes verişte omurganızın biraz daha açıldığını hissedeceksiniz. Bu asana için teslimiyetin en güzel hali diyebilirim kendi adıma. Aynı zamanda derin nefesler uygulanarak yapılırsa, karın bölgesindeki yağları eriten bir duruş. Önemli olan nefes verirken yavaş olunması ve karnın iyice sırta doğru yapışması. Yoga mundra dışında, öküz ve deve duruşlarını inceledikten sonra pazar gününü pasta yiyerek noktaladık. Sevgili sınıf arkadaşım Bahar, yeni işini kutlamak amacıyla pasta almış. Ağzımızın tadı hiç eksik olmasın. Ne kadar pasta o kadar Paschimothanasana;)


06.09.2010: Pazartesi sabahı düzeni bozmayarak sabah dersini gerçekleştirmek üzere Jiva'nın yolunu tuttum. Tek gelen ben olduğum için, Didem Hocamla başbaşa ders yaptık. Sabah uyandığımda hava biraz kapalıydı. Sanırım kapalı havaları çok sevmiyorum. Kendimi biraz yorgun hissediyordum. Güneşe selam serileriyle enerjimi yükselten Didem Hoca, ardından daha sakin hareketlerle dinlenmemi sağladı. Güzel bir haftaya böyle başlanır işte...


Hoşuma giden sözlerden biri: Yogada duruşlara girmek de çıkmak da uzun sürmelidir. Duruş kaliteliyse, hayat kalitelidir. Hızlı olmak bizi yaşlandırıyor. Acelemiz yok...

3 Eylül 2010 Cuma

Savaşçı III

Yogayla ilgili birçok siteyi takip etmeye çalışıyorum. En çok hoşuma gidenlerden biri ise yogaservice.de sitesi. Almanya'da olup biten yoga çalışmalarını takip etmek, haftalık ya da aylık haberleri elektronik posta olarak alarak ufku genişletmek mümkün. Site her ay ayın asanasını seçiyor. Güzel başlangıçlara sebep olan Eylül ayının asanası Virabhandrasana III. Savaşçı pozisyonlarının sonuncusu olan Virabhandrasana III hakkındaki bilgileri bu ay yoga hocası Detlef Alexander vermiş.

Gündelik hayatta kafamız çoğu zaman bulanıktır. Net düşünemeyiz, net olarak ne hissettiğimizi bilemeyiz. Zıtlıklar, gel-gitler yaşarız. Genel bir bulanıklık hakim olur ruhumuza. Uzun süren bulanıklıklar ise insana acı verir. Buna fayda sağlayan önemli bir asana olan Virabhandrasana III, içimizde ve çevremizde yaşadığımız karşıtlıkların dengeyi yakalamasında yardımcı olur. Yukarısı- aşağısı, ben ve öteki ayrı kavramlar gibi gözükür, bir yandan bu tarz kavramlardan ayrı olsak da, diğer yandan bu kavramlarla içiçeyizdir. Bu zıtlıkların dışında, bir de bağımlılık konusu yer alıyor. Bu zıtlıklara ne kadar bağlıyız, bunlardan ne kadar bağımsızız? Bağımlılık açısından da dengenin yakalanması gerekiyor.

Virabhandrasana III'te ayaklardan bir tanesi topraktan ayrılırken, diğeri toprağa bağlı kalır. Kollar bedenden uzaklaşır. Bacak, kollar ve omurga dengeyi yakalar. Yakalamayı çalışır. Bu asanada bir ayak yerden uzaklaşırken, diğeri ise sımsıkı yere basıyor. Zıtlıklar bu duruşta mevcut, ancak denge sayesinde zıtlıklar bile en güzel halini alıyor. Kök çakrayı güçlendiren Virabhandrasa III'te gözleri tek bir noktaya odaklamak şart. Tıpkı diğer denge duruşlarında olduğu gibi. Gözler sabitlenince, gerisi de geliyor... Bol yogalı bir Eylül ayı diliyorum:)

















1 Eylül 2010 Çarşamba

Tanrıça kartları

İki gündür yoga yapmadım. Her gün yoga yapınca, iki gün yapmamak çok tuhaf oluyor. Ama aklım hep yogadaydı. Neyse ki yarın hem pratik hem teorik yoga dersim var... İnsan daha ne ister ki?

29.08.2010: Mesela Tanrıça Kartları ister:) Bir melek misali hayatıma süzülen Özlem Hoca, pazar günü bize Tanrıça kartı çektirdi. Sınıfın sayısı cumartesiye göre daha azdı, ama biz tam gaz çalışmaya devam ettik. Duruşları incelemeye devam ettiğimiz derste Surya Namaskara (güneşi selamlama) üzerine durduk. Ashtanga serilerine yoğunlaştık ve B serisini bile denedik. Bile diyorum, çünkü hareketlere geçişler bol zıplamalı ve daha zor. En azından bana öyle geldi. Halen kol kaslarımın çalıştığını hissediyorum. Günün en güzel kısımlarından biri, her öğrencinin öne gelerek bir set Surya Namaskara yaptırmasıydı. Sınıfta biz bize olmamıza rağmen, öne gelerek bir eğitmen adayı olarak hareketi yaptırmak çok heyecan vericiydi. Sesim heyecandan titredi, ilk kez bunu bir sınıfın karşısına çıkarak denedim. Yoga yapmaktan daha farklı bir duygu yaşadım. Karşınızda birçok kişi var ve herkes aynı anda, senin sesini dinleyerek hareket ediyor. Ama bu noktada hissettiğim, "herkes benim sesimle hareket ediyor, burada emri ben veriyorum" değil, karşılıklı bir uyumun yaratılmaya çalışılmasaydı. Bir yandan sınıfın nabzını takip ederken, onlara sesimle uymaya çalıştım, aynı durum karşı taraf için de geçerliydi. Amaç hep birlikte bunu tamamlamak. Tüm bunlar benim için yepyni deneyimler...

Günün ilerleyen saatlerinde tam nefes çalışmasına odaklandık. Derse gelen öğrencilerin sadece nefes alışlarına dikkat ederek, hangi çakralarının daha kapalı olduğunu anlamak, ona göre çalışmalara ağırlık vermenin mümkün olduğunu öğrendik. Genel olarak sınıfta göğüs nefesi almakta zorlanıldığını gördük. Benim nefes alışlarımdaysa "PANİK" hakimdi. Panik, stres benim ikinci adım... Ancak bunları aşacağım. Amacım öğrenmek, uygulamak, bunu nefesimden hareketime, düşüncemden sözlerime kadar hayata geçirmek.

Çektiğim Tanrıça kartına bakılırsa, bu benim için hiç de zor olmayacak...

Günün sonunda seçilen Tanrıça Kartları, tüm sınıfın nefesini tutarak yaşadığı güzel bir tecrübe oldu. Ufak bir meditasyonun ardından, bu eğitim süreci boyunca yolumuza ışık tutacak olan Tanrıçalarımızı kendi ellerimizle seçtik.

Dadadadadaannnnnn: Benim Tanrıçam Lakshmi. Bereket, bolluk Tanrıçası. Kartın üzerindeki resme hayran kaldım. Baktıkça içim açıldı ve resim içimi rahatlattı. Ece, doğru yoldasın... der gibiydi kart bana. Artık bolluğu yaşamam gerektiğini, kendimi kısıtlamamam gerektiği mesajını veriyordu. Maddi, manevi her açıdan.

Kartın bana sorduğu soru: Bugüne kadar kendini kısıtladın mı? Yanıt: Evet, hem de hayat tarzı olarak. Tam olarak neden bilemiyorum Lakshmi, ama kısıtladım kendimi. Kastım da kastım, eğitimden midir, aileden midir, karakterimden mi? Lakin bana şans getireceğinden çok ama çok eminim. İyi ki seni seçtim, iyi ki yoga eğitmenliği kursuna geliyorum. Derslere girdikçe, hiç bitmese diyorum.