23 Ekim 2010 Cumartesi

Ustrasana

Ekim ayının bitmesine az kalsa da, ben çok sevdiğim web sitesi yogaservice.de’nin her ay seçtiği duruşa değinmek istiyorum. Bu ayın duruşu deve duruşu, yani ustrasana.




Bedenimizin üst kısmını iyice uzattığımız bu asanada, sırtımızı büküyoruz, ellerimizle önce yukarı, sonra ayaklarımıza doğru uzanıp, ayak bileklerimize tutunuyoruz. Yogadaki arkaya bükülme duruşlarından biridir deve ve oldukça güçlü bir duruştur. Başlangıç sınıflarında da rahatça uygulanabilen ustrasanada, psoas kası çok büyük bir önem taşıyor. Büyük psoas kası olarak geçen bu kas, bedenimizin üst ve alt bölgesini birbirine bağlıyor.


Solunum yolu problemlerine, hafif bel ağrılarına, yorgunluğa, strese, kaygılı/ endişeli ruh haline ve regl dönemlerinde yaşanan sıkıntılara iyi gelen bir asana ustrasana. Tansiyon, migren, uykusuzluk problemleri olanların ve ciddi bel& boyun ağrısı çekenlerin yapmaması gereken bir duruştur.


Arkaya doğru büküldükçe, bedenimizin ön kısmı tıpkı bir devenin hörgüçünü andırıyor. Harekete oldukça dikkatli bir şekilde girmekte ve çıkmakta fayda var. Arkaya doğru kendimizi bırakırken, bilinmeye doğru kendimizi serbest bırakmayı öğreniyoruz. Bir nevi bilinmeyene doğru gerçekleşen bir keşif, cesaret ve teslimiyet söz konusu deve duruşunda. Aynı zamanda baş (eğer rahatsa) arkaya doğru bırakıldığı için, egonun da olabildiğince serbest bırakılması gerekiyor. Ellerin de arkaya uzanması, bilinmeyene tutunmayı gerçekleştiriyor.


Benim bu duruştan çıkardığım anlamsa; geleceğe, kadere, hayatın akışına kendini bırakma, bilinmeyene dair cesaret gösterme, teslim olma ve ne olursa olsun bu durumda bile kendi dengemi yakalayıp geleceğe sımsıkı tutunmak. Bir duruşta neler hissedebiliyor insan… Siz de deneyin;)

20 Ekim 2010 Çarşamba

Ye. Sev. Dua et... Et ki, bitmesin!

Son derslere yaklaştığımıza henüz inanamayan ben, mümkünse gerçeklerden kaçmak istiyorum! Ağustos'un sonunda başlayan bu güzel eğitim, Kasım başında bitiyor. Bitmese? Olmaz mı?

Sanki bu sınıf bir farklı oldu, etrafım güzel insanlarla sımsıkı sarıldı. Odak konusu aynı, kalpler aynı, hepimiz aynı frekanstayız ve yogayı tamamen hissederek yapıyoruz. Kaygı yok, saçma sapan amaçlar yok, olduğumuz gibi, olduğu gibi... Sanki bir daha bir eğitim alsam, bu sınıftaki gibi olmaz gibi geliyor. Belki bu cümlelerimle gelecekteki eğitimlerime şimdiden haksızlık ediyorum. Benimki sadece şımarıklık, naz niyaz. Kurs uzasa, yetmedi, yetmiyor bana...


Dua et...



Öğrendiklerim o kadar güzel ki, herkesden farklı farklı şeyler öğreniyorum. Birbirimize çok benziyoruz, hem de çok farklıyız. Önümde güzel rol modellerim, Özlem Hoca, Didem Hoca. Sanırım boşluğa düşmemek için biran önce bir eğitime kayıt olmalıyım:)

Geçtiğimiz hafta derinlemesine asanalara odaklaşan biz, bu hafta baya bir hastalıklara odaklandık. Hangi hastalıkta, hangi duruş yapılmaz, ne gibi faydası vardır, ne gibi zararı olur. Ne kadar kapsamlı bir olay bu yoga, kocaman bir okyanus. Ve ben kıyıdan açılmaya başladım, her noktasını ziyaret etmek istiyorum yoganın. Zamanım yettiği kadar. Herhalde 80 yaşına bile gelsem, öğreneceğim binlerce şey olur yoga hakkında. Bu iyi bir haber bence, kendi adıma;)

Ye...
Şu ara deli gibi kitap alma, onlara bakma ve heyecan halindeyim. Patanjali'nin Yoga Sutraları, B.K.S. Iyengar'ın Yoga ve Siz adlı kitabı hemen yanı başımda. Onlara henüz bakıyorum, çünkü öncesinde okunup bitmeyi bekleyen kitaplar da var. Biraz aç gözlülük sanırım bu kadar kitabı el altında tutmak, demek ki açım. Biraz doyayım, söz bu kadar aç davranmayacağım.



Herkese tavsiye etmem gereken bir film var, aslında kitabı da var ama ben filmini şiddetle öneriyorum, hele hele yogaya merak salan büyük kent insanlarına. Özellikle cici Yoga Alliance sınıf arkadaşlarıma: Gitmediyseniz gidin, ben bir kez daha gitmeyi düşünüyorum. Ye, sev, dua et.




Julia Roberts'in canlandırdığı Liz Gilbert, gerçek bir hikaye. Bizzat kitabın da yazarı olan Elizabeth ablamız yaşamış bunları. Özellikle benim ilgimi çeken Liz'in (yani Elizabeth'in) Hindistan'da bir ashrama gidip, orada yaşadıkları. Meditasyonla ilgili deneyimleri, hayat, denge, arayış, yıkım ve yeniden doğuşu üzerine harika bir film olmuş. Julia Roberts'e zaten bayılırım, konu da süper ama filmin müziklerine de hayran kaldım. Mesela Joao Gilberto'dan
Wave isimli parça... Ya da U. Srinivas'da Kaliyugavaradana. Tıklayın, bir kulak verin.

Yoga fit, hamile yogası, ilk ders verme deneyimleri derken yoğun bir haftayı geride bırakıyor ve yeni, taptaze bir haftaya merhaba diyoruz.

Beni yoga eğitmenliği yolculuğumda yalnız bırakmayan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Bugün derste arkadaşlarla konuşuyorduk, "yoga yapmak çok keyifli ama başkasına yaptırmak, karşındaki kişiye iyi geldiğini görmek apayrı bir mutluluk". Dikkatli, kontrollü ve bir o kadar doğal olmak gerekiyor eğitmen olarak. Başkasına iyi gelmek, insanın da kendine çok iyi gelmesini sağlıyor. Kendimi harika hissediyorum.



Sev...
İlk derslerimi verirken yaşadığım mutluluğu, daha önce hiç bir şekilde tatmadığımı fark ediyorum. Ben daha önce ne yapıyormuşum? Aklım neredeymiş ve ben nerelerdeymişim diye sormuştum geçenlerde. Arkadaşım ise, "bugün bu noktaya gelmek için olman gereken yerlerdeymişsin" dedi. Hayat ne garip. Garip kelimesi ne kadar sevimli. En azından şu anda, bu yazının içinde.


Namaste.

10 Ekim 2010 Pazar

Suyun üzerinde bir tekneyim...

Bugünkü yoga yazıma değişik bir noktadan başlamak istiyorum. Ekim'in aralık ayı gibi geldiği güzel, karanlık İstanbul günlerinde Film Ekimi başladı. İki film izleme şansım oldu şu ana kadar. İzlediğim ikinci film Jack'in Kayık Gezintisi oldu. Bu hafta yoga eğitmenlik sınıfımızda ders anlatıyoruz ve herkes bir çok sevdiği, bir de zorlandığı duruşu alıyor. Sevdiğim duruş tekerlek, zorlandığım duruşsa tekne ya da diğer adıyla kayık....





09.10.2010: 3 haftadır görmediğim Özlem Hoca, güzel bir müjdeyle bana günaydın dedi. Bir mutluluk, bir hayat enerjisi sardı içimi, dışardaki garip hava bana mısın demedi. Matım üzerinde yatarken, gördüğüm yeşil ağaçlar ve arasıra gözüme takılan bir karga bana kendimi harika hissettirdi. Gel gör ki, bugün ders anlatma, 2 duruş anlatma günüydü. İlk anlatan arkadaşımız Gonca oldu. Öyle bir anlattı ki... Uff, dört dörtlük bir yarı köprü anlatımı yaptı sağolsun. Ardından sıra bende olmasına rağmen, bir gün daha hazırlanma kararı alıp erteledim.





Ama hayat öyle ertelediğin gibi gitmiyor, yapılan birkaç duruştan sonra Özlem Hoca, "Gel tekerleği anlat, şimdi çok iyi olur bu duruşun üzerine" diyince, bana da kalkıp kös kös anlatmak düştü. Adam gibi anlatamadım ama coşkulu, enerjik ve hevesli sınıf arkadaşlarım tekerleği uygulamaya daldılar. Bu şekilde kaynadı benim tekerlek anlatımım. Ancak yarın paripurna navasa yani tekne duruşunda olacak sıra. Bu sefer hazırım...

Hareketi tam yapmakta oldukça zorlanan ben, harika bir cümle okudum az önce bu duruşun anlamıyla ilgili. " Tekne, birini ya da bir eşyayı su üzerinde taşır. Bu duruşta bir yandan zor bir şeyi taşımaya, ona katlanmaya, dayanmaya dair kuvvet buluruz, güçlü davranırız. Kendimize bu konuda güveniriz, mücadele ederiz. Diğer yandan ise kendimizi serbest bırakmayı, başkası tarafından taşınmayı, teslim olmayı, sürüklenmeyi öğreniriz. Bugüne kadar reddettiğimiz, yüzleşmediğimiz, kabul etmediğimiz bir konuyu örneğin..."

Tüm bu alıntı, benim bu duruşu yapmamda neden zorlandığımı açıklıyor. Kendi adıma. Taktım bu duruşa. Zorlamamam lazım, takmamam lazım, henüz hazır değilim belki ve daha sakin olmalıyım, olduğu kadarıyla yetinmeliyim. Bakalım bunu öğrenecek miyim? Sanırım öğrendiğim anda "şak" diye yapacağım duruşu.


Ne de olsa eğitmen her duruşu yapabilmek zorunda değil ama her hareketi %100 bilmek zorunda. Bu kadar kapsamlı öğrenmek beni acayip zenginleştiriyor. Teşekkürler yoga.


1 Ekim 2010 Cuma

Meeting Dharma Mittra


Film adı gibi oldu başlığım ama benim için aynen öyle oldu. Hava yağmurlu, saat trafiğin doruk noktası, ben ve canım arkadaşım Esra arabada mekana doğru yaklaşırken "acaba geç mi kaldım" sorusunu içten içe kendime fısıldarken, bir de baktım karşımda Dharma Mittra. Aynı anda toplantı salonuna yöneldik, elbette önce bir güzel fotoğraf çekildik. Sempatik, mütevazi ve huzur veren bir enerji... Guru dediğin böyle oluyormuş demek ki!
Asıl ismi Carlos Augusto Vargas, 1939 yılında Brezilya'da dünyaya gelmiş. Saçlarda aklar var ama kesinlikle 71 yaşında göstermiyor. Gençliğinde güreş ve halterle uğraşmış, hava kuvvetlerinde 7 yıl çalışmış, 1959 yılında yoga yapmaya başlamış. Hocası Sri Swami Kailashananda ile 1964 yılında tanışmış ve adamış kendini yogaya. Ne iyi yapmış...

Uzun yıllar gurusunun ashramında kaldıktan sonra, Yoga Asana Center'i kurmuş New York'ta, bugünkü Dharma Yoga Merkezini yani. 1984 yılında (benim doğum yılımda) Master Yoga Haritası'nın 908 duruşunu tamamlamış. Birçok kişinin gözüne tanıdık gelen bu harita, dünyanın birçok yerinde yoga okullarının, yoga severlerin duvarlarını süslüyor. Duruşların 1350 tanesini yaparken bizzat kendini fotoğraflayan Dharma Mittra, posterdeki çizimleri de kendi elleriyle çizmiş. Ne titizlik... Şaşkınım, şaşkın!






Yoga Şala'nın düzenlediği İstanbul'daki Dharma Mittra günlerinin ilkine katılan ben, neler öğrendim? Sri Dharma Mittra dedi ki:

"Eğer Tanrı'ya güvenirseniz, her şey kendiliğinden gelir." Oysa Tanrı ile olan ilişkimiz genelde talepler, istekler, ricalar, koşullamalar, yalvarmalar üzerine değil mi? Öyle. Bence öyle. Bende öyle.

Tanrıyı olduğu gibi sevmenin, ondan bir şey istememenin, sadece sevip, bir çiçek armağan etmenin, ona "ne kadar mükemmelsin" demenin Tanrı ile aramızda harika bir uyum yakalanmasına neden olacağını söyledi Mittra. Mantıklı mı? Evet mantıklı, çünkü sadece bir talep, istek bildirmekten, "Bana şunu ver, bunu ver, yardım et..." gibi cümlelerden kimsenin, Tanrı'nın bile hoşlanmayacağını unutmuşuz ya da hiç aklımıza getirememişiz sanki. Ayrıca Tanrı'yı uzaklarda aramanın son derece saçma olduğunu belirten Dharma Mittra, "Tanrı içimizde, Tanrı benim" inancına sahip. "Yoga yaparak tüm bu bilince ulaşmak mümkün" diye ekliyor Mittra.

Maddi mutlulukların bizi bir süre mutlu edeceğini kabul eden Mittra, bunların geçiciliğine dikkat çekiyor. Gün gelir maddiyat mutlu etmez, dünyevi zevklerden mahrum kalırsınız, büyürsünüz, yaşlanırsınız. "Yaş ilerledikçe, yalnız kaldıkça, ölüme yaklaştıkça dışardan gelen mutluluk azalmaya başlar" diyor Dharma Mittra. Mutluluğu parada, insanlarda aramak bir yere kadar. Sonrasında, yaşam döngüsünde bu mutluluk nedenlerin olmama hali, derin bir keder, hüzün, mutsuzluk oluyor. Etrafınıza şöyle bir bakın yeter. Mutluluk içimizde.

Basit bir cümle gibi, "ay bilmiyor muyuz canım" diyor insanın bir yanı. Ama bence bilmiyoruz. Bilsek bu kadar mutsuz olmayız. Hatırlamak ve mümkünse uygulamaya başlamak şart. Olayın bilincine varmak lazım, yüzeysel kalmamalı bu bilgiler. Yoga yapıyorum diyip geçmemek, tüm bu bilince hakim olmak gerekiyor sanırım. Dharma Mittra, yoganın son derece basit olduğunu, tekniklerini ve bilgilerini uygulamanın yeterli olduğunu birkaç kez tekrarladı sohbet sırasında. Basit ama kurallar var, teknikler var.

"Bilgi, tüm acıları yok eder. Bildiklerinizi paylaşın" diyen Dharma Mittra, bilginin kesinlikle beynimizin içinde saklanmamasından yana. Ben bunu biliyorum, aman kendime saklayayım, sadece benim bilgim olsun yoga yapanlarda, hele hele yoga hocalarında olmaması gereken bir durum. Ne kadar haklı. Bu zihniyet, bence zihniyet değil. Varsa bir bildiğin, bunu paylaşacaksın. Nereye geliyoruz buradan, bir işimize yaramayan egoya...

Egoyu aşmak zorunda olduğumuzu defalarca vurgulayan Dharma Mittra, bu sayede ruhsal gücümüzün artacağını, acı çekmeyeceğimizi belirtti. Her hareketi muhteşem yapmanın, ayağımızı kafamıza kadar getirmenin bir anlamı olmadığını da ekliyor aynı zamanda. Güçlü olmak, sağlıklı olmak, içimizdeki mutluluğu keşfedebilmek yoganın amacı.

Beden kavramına günümüzde acayip bir anlam yüklendiğinden de bahseden Mittra, bedenin her şey olmadığını, sadece bir biçim olduğunu, hastalandığını, öldüğünü vurguladı. Evet, bedene ihtiyacımız var, sağlıklı olmalıyız, iyi bakmalıyız ama her şey beden değil.


Bu hafta vejeteryan haftası (her yıl ekimin ilk haftası) olmasının da vesilesiyle, sohbet boyunca sık sık vejeteryanlığa dikkat çeken Mittra, "ineklerin de bir ailesi var, onların da çocukları olduğunu düşünün" diyerek beni kalbimden vurdu. Bedenin etsiz kalmaya, bu tarz oruçlara girmeye ihtiyacı olduğunu belirtti. Bir dönem vejeteryan olan ben, bakalım ne zaman tam uygulamaya geçeceğim?

Acı çekmenin temel nedenlerine de değinen Dharma Mittra, kendini beğenmişliğin, egonun, bu dünyadaki her şeyin sonsuz olduğunu düşünmenin, sürekli bu hayata tutunmak için çalışmanın başlıca sebepler olduğunu belirtti. Yoganın adımlarını teker teker anlatan, çeşitli chakra meditasyonları yaptıran Dharma Mittra ile tanışmak, onu dinleyebilmek benim için harika bir deneyimdi. Bakalım sırada hangi guruyla tanışacağım?