26 Aralık 2010 Pazar

2011& Kırmızı

Bu yılın rengi benim için belirlendi. Yeni yıl, yılbaşı, noel psikolojisine uyum sağlamakla bir alakası yok, amacım yeni yılda hayata köklenmek. Daha sağlam kökler, kırmızı rengi, birinci çakra, haydi kızım sal köklerini toprağa...

Pazar gününe ikinci vinyasa pratik dersimle başladım. Nasıl yoruldum, nasıl zorlandım, anlatamam dicem ama bir güzel anlatacağım. Uzun uzun güneşe selamlar, yağmurlu bir İstanbul sabahına iyi geldi. Böyle günlerde hep Mazhar Alanson'un sesi çalar kulaklarımda, "bu sabah yağmur var İstanbul'da..." diye diye. Uzun güneşe selamlar, ısındırdı vücudu, bir de dersin ortasından sonra savaşçı serileri eklendi. İşte orada bende birkaç kilit belirdi, birkaç kilit çözüldü. Benim sorunum neydi?



Birkaç aydır fark ediyorum, savaşçı duruşlarında bir sorunum var. Özellikle seri olarak ardı arkası sınır tanımayan savaşçı serilerinde. Elbette temel olarak yapıyorum duruşu, "eğitmen oldun yapamıyor musun" sorusu geçmesin kimsenin aklından. Gerçi eğitmen demek her duruşu yapar demek değildir, ama temel duruşlar şart. Daha uzun kalmalarda ve çeşitlemelerde, özellikle de bugün hiç rahat olamadığımı farkettim. Biraz haftanın yorgunluğu, cumartesi yorgunluğu, pazar mahmurluğu da vardı, o ayrı. Ağırlığımı eşit dağıtamıyorum, elbette uzun kalmak kolay değil ama daha rahat olabilirim sanki... Bu fark ettiğim kilit.


Kilidime bir anahtar önerisi sevgili Sinem'den geldi. "İyice kök sal, arka ayağın hep sabit kalmalı buradan üçgenlere ve diğer tüm savaşçılara geçebilirsin"dedi. Evet, parmak bastı tam o noktaya, benim ayaklar hep bir arayışta, bir türlü sabit basamıyor yere. Neden köklenemiyorum? Neden istediğim gibi köklenemiyorum?

Virabhadrasana II; karın, sırt, kalçalar, bacak kaslarının güçlerini arttırıyor, karnı biçimlendiriyor, aynı zamanda kalça, pelvis bölgesi ve bacakları esnetiyor. Direnme gücünü arttıran bir duruş, geleceğe odaklandığın, hedefin netlendiği. Adı üstünde savaşçı. Belki de benim bu yönlerim eksik, direnme gücüm artmalı hayata karşı. Tıpkı daha önce navasanada yaşadığım gibi sanırım bu durum...


Zaman tanıyacağım kendime ve bedenime, ilk başta birinci çakram güçlenecek bu yıl, hayata karşı sımsıkı köklerle bağlanacağım. Kırmızı ana rengim olsun istiyorum. İçimden öyle geliyor. Bir ağaç gibi olmak istiyorum... Kökler sağlam, dallar yumuşacık. Essin rüzgarlar, yağsın yağmurlar ve daha çok yeşerelim.


Sevgiler ve herkese mutlu bir 2011 diliyorum.

21 Aralık 2010 Salı

Dolunay ve dönüşüm

Dolunay varmış yukarıda. Dün akşam eve gelirken farkettim. Bugün tam halini alacağını algıladım. Eskiden deliler gibi ayın durumunu kontrol ederdim, işlerimi ona göre ayarlardım. Evlilik tarihi, yeni başlangıçlar, radikal değişimler. İyi yapmışsın diyenler olabilir içinizde. Ama artık vın gelir, tırs gider bana ayın durumu...

Büyük konuşmak istemem ama uzun süredir astroloji ile arama mesafeler girdi. Benim adıma yararlı oldu; her ay düzenli Susan Miller okumalarım son buldu, güne başlarken günlük burcumda neler oluyor artık ilgilenmiyorum. Kaç saat ayırıyordum eskiden bilmiyorum. Astrolojiye saygım sonsuz, inanırım da, ama artık "eski" bir ilgi alanı benim için. Bence tüm gökyüzü bizim. Kötü bir şey olursa da olunca görsem yeter ve artar. Önceden bilmek istemiyorum bir süredir. Bırakalım sürpriz olsun.

Nitekim bugün çevremde ayın hali ve insanların üzerlerindeki gerginlikleri ya da kötü bir şey olacakmış gibi beklemelerine tanık oldum. Önceki halimi gördüm yani. Bir önyargı mı oluyor, koşullama mı oluyor, bilemiyorum. Ama bugün kendi bakış açımdan değerlendirdiğimde, evet diyebilirim.

Sabaha çok yumuşak başladım. Güzel bir ekinazya çayı ve kahvaltı. Ardından dışarı çıkıp ufak bir alışveriş, sonra kapımı çalan tatlı arkadaşlarım Devrim ve İmge belki de dolunay etkisini ve ayın tutukluluğunu hissetmememi sağladı. Birkaç aydır merakla oynamayı beklediğimiz bir oyun vardı ve bugüne denk gelmesi tesadüf olmamalı. Dönüşüm oyunu. Eşsiz bir kendini keşfetme aracı yazıyor oyunun kapağında.

"Hayat bazen lütuflarla, içgörülerle ve etrafımızdaki insanlarla kalpten bir bağlantı ile doludur. Diğer zamanlarda ise bir dizi engelle sarsılır, acılar biriktirir ve hatta depresyona düşeriz . Bazense birisi umulmadık bir şekilde bizi taktir eder veya bize hizmet etmeyi teklif eder veya biz bir başkasına yardım etmeye çalışırız.

Hayatın böyle çok çeşitli bir deneyimlerle dolu olması gibi "Dönüşüm Oyunu" da öyledir. Eğlenceli ama karmaşık bir oyun olan "Dönüşüm Oyunu" bir oyun edasıyla hayatınızdaki temel konuları dönüştürmede sağlam ve güçlü bir yol sunar."

Böyle bir yol sunuldu oyunla birlikte. Merak, heyecan ve şaşırmayla geçti 2,5 saat. Oyun sürse daha sürerdi ancak Vinyasa pratik dersi bizi bekliyordu. Ay'ın güçlü bir enerjisi olduğunu bilirim, buna da uygun bir ders yaptık Sinem Hocayla. Sinem Er de Cihangir Yoga kökenli, Zeynep Aksoy'un öğrencilerinden. Sinem, Mey'in derslerinde asistanlık yapıyor ve ayrıca bizi pratik derslerimizde Vinyasa eğitimimize hazırlıyor. Kendisiyle ilk dersimizdi; enerjik, güçlü ve kişisel sınırların iyice araştırıldığı bir dersti. "Bu duruştan üç defa bedenin çık demiyorsa kal, merak etme hiç birşey olmayacak, kal" dedi Sinem. Utkatasana, yani sandalye duruşundaydık. İçimden henüz bir kere "çık Ece" duruştan demiştim ki, Sinem'in önerisi ile sustum ve kaldım. Bir şey olmadı. Zorlamak ya da sınırını araştırmak bu oluyor galiba. Kendimi Vinyasa'da çok güçlü hissediyorum. Enerjimin ateş gibi ısındığını farkediyorum. Ancak bugünkü yumuşacık bir enerjiydi. Sakin ve rahat.

Tüm bu sebeplerden ötürü gökteki Ay'a, güzel Vinyasa dersine ve güzel öğleden sonrası için arkadaşlarım İmge ile Devrim'e çok teşekkür ediyorum.



18 Aralık 2010 Cumartesi

Akışına bırak

Akışındayım hayatın. İlk eğitimimin ardından bir sürü plan yapmaya kalkıştım. Planlarım kendi halinde kaldı, plan olma halinden dışarı çıkamadı ve hayat bana akmam gereken yönü gösterdi. Bir sonraki eğitimim olan Vinyasa Flow eğitimime bugün başladım... Akıyorum, akıştayım.




Cihangir Yoga'da eğitmenlik yapan Mey Elbi'nin Om Yoga Stilinde Vinyasa Flow yani Vinyasa Akış eğitimim bugün başladı. 1998 yılında New York'ta Jivamukti Yoga Merkezi'nde yoga yapmaya başlayan Mey, yine New York'ta yer alan Om Yoga Merkezi'nden eğitmenlik sertifikasını almış. Amerika'da, Kosta Rica'da eğitmelik yapmış. Yogayla yaşayan, değerli bir öğretmen kendisi.

Om Yoga’daki eğitiminden sonra hemen Hindistan’a giden Mey, Mysore’da Sri Pattabhi Jois’un yanında Ashtanga Yoga uygulamalarında bulunmuş. 1998 yılından bugüne kadar birçok kursa katılan Mey Elbi, Godfrey Devereux’ten aldığı 300 saatlik eğitimin ardından yoga ile olan bağını daha da derinleştirmiş ve köklendirmiş. Derslerde bolca ismi geçen Godfrey Devereux’ün yogaya olan yaklaşımı bugüne kadar duyduklarımdan çok daha farklı, çok daha derin, çok daha ufuk açıcı. Böyle tanımlamak istedim kendi adıma. Mey’in aracılığıyla bu bilgileri almaksa çok keyifli.


Yuvam olarak nitelendirebileceğim Jiva'da alıyorum bu eğitimi. Eğitmenlik eğitimi ama ileri seviyede yoga yapanların da katılabileceği bir eğitim. Sınıf dolu, ne güzel değil mi? Sabah derse geldim ve matımda yerimi aldım, matımın yanına konan kitapları karıştırmaya başladım. Ders notlarının kapağında şu cümle yer alıyordu; "The main action of yoga practice is listening." Yoganın ana eylemi dinlemektir. Gerçekten de öyle.

Kolay mı? Hayır. Güzel mi? Kişiye göre değişir, ama özünde güzel bunu başarabilmek. Hep başarmak da mümkün değil. Derse başlarken, hem kendimi hem de Mey'i iyice dinlemeye dair söz verdim kendime. Tüm dikkatim o anda olmalıydı. Bugün gerçekten öyle oldu.

2,5 saat aralıksız Vinyasa Akışlarıyla başladık dersimize. Zorladı, güçlendirdi, su gibi geldi bedenime bu süre. Vinyasa'nın kelime anlamı bir şeyi bir yere yerleştirmek. Her nefeste bir duruşa geçiliyor, asanalar arasında mantıklı bir sıralama yer alıyor. Yapılan hareketin derecesi zor bile olsa, beden güvenle olması gerektiği şekilde yerleştiriliyor. Akmak çok güzel. Su gibi...

Derste duyduğum her cümle çok değerli ama not aldıklarım ve paylaşmak istediklerim var. "Alışkanlıklarımızı değiştirebiliriz." Bu cümle bileklerimizi ters yöne doğru çevirirken söylendi. Her zaman kolay olanı yapmayı tercih ediyoruz, kolay olan alıştığın oluyor. Ancak bunu değiştirmek mümkün. Bedenimiz özellikle bu konuda kısa sürede adepte olabiliyor. Biraz alıştırma ve sabırla.

Bazı duruşlarda itme, çekme eylemine girebiliyor insan. Örneğin Paschimottanasana'da (iki bacak öne kapanırken) ayaklarıma daha çok yaklaşmaya çalıştım. "İtme çekme kabiliyetini unut. Bedenin zaten ne yapması gerektiğini çok iyi biliyor", dedi Mey. Aynı şey nefes içinde geçerli oldu. "Nefes alıp verirken agresiflik içine girilmemeli. Beden çok zeki ve nasıl nefes alması gerektiğini biliyor" dedi Mey Elbi. Akıştayken insan tamda bunları yapmalı diye düşüyorum günün sonunda.

Ayrıca derse katılan herkes eğitmen olsa da, başlangıç zihniyetiyle hayatımızı sürdürmeliyiz. Bu eğitime gelirken boş bir çanakla gelmek gerektiğini ve buradaki bilgilerle tekrar kendimizi doldurmamız gerektiğini ekledi Mey. Eğer dolu bir kapla yeni bir şeyler öğrenmeye çalışırsan, o kap taşar. Bazı arkadaşlarım bana "hala eğitim mi alıyorsun, öğrencilikten çıkamadın Ece" diyorlar. Ya da "ne zaman bitiyor bu eğitimler, yine mi eğitim" gibi tepkiler de alıyorum. Ve evet, eğitimim hiç bitmeyecek. 90 yaşına bile gelsem, bir eğitim görsem katılmak istiyorum. Kendi öğrenciliklerini üniversite diplomasıyla noktaladıklarına inanıyor bazı insanlar. Oysa hayat öyle okulda öğretildiği gibi değil. Yoganın içinde olunca zaten ulaşmak istediğin bir varış noktası olmuyor. Hayat bir süreç, bir döngü ve tepede bir yerlere bayrak dikmek gibi hayallerim yok. Hayata karşı da hep açık olmalıyız. Ve ben bu eğitimimle birlikte yine en baştayım. Bu hissi seviyorum. Alıştırıldığım zincirleri kırdım, emeklilik için para biriktirmiyorum. Hiç emekli olmayı da düşünmüyorum. Başlangıç halimi korumak istiyorum.

Yarın eğitimin ikinci günü ve pazar günümün altı saatini yogayla dolduracağım için çok mutluyum. Herkese güzel bir hafta sonu diliyorum.


Namaste.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Dik durmanın zarafeti

Yolda yürürken, dolmuşta giderken, alışveriş yaparken şöyle bir etrafınıza bakın. Ya da o kadar başınızı döndürmeyin, aynanın karşısına geçin ve kendinize bakın. Nasıl duruyorsunuz?


Cinsiyet ayrımı yapmanın bir anlamı yok ama özellikle kadınlar daha bir kambur duruyor sanki... Yaş ayrımına hiç gerek yok; bazen 80 yaşındaki bir amca dimdik yolda yürürken, yanında geçen 20 yaşındaki bir kadın sırtının kamburluğu altında adımlarını atıyor. Yorgunluk, bezginlik, bilgisayar başında uzun süreli çalışmalar derken, dik durmak eski bir alışkanlık olup çıkıyor. Uzun süre kambur durmak ise, zamanla başka rahatsızlıklara, ciddi duruş bozukluklarına yol açıyor. Ben herkesi dik durmaya davet ediyorum:)

Öğrencilik hayatıyla beraber sürekli sıra başında oturmalar, üzerine eklenen masa başı işler arasında etkilenen omurgalardan biri de bana aitti. Duruşum yavaşça yer çekimine bıraktı kendini. Kapalı bir kalp bölgesi, düşük omuzlar... Yoga ile birlikte bedenimi, omurgamı yeniden canlandırmaya  başladım neyseki.

Yogaya başlayan kişiler, dik durmaya başlayınca ilk başta sırtlarında bir ağrı hissediyor. Ben de aynısını yaşadım. Bunun sebebi bedenin bu duruşa alışık olmaması. Sırt, karın, göğüs bölgesindeki kaslar yeterince güçlü olmadığından ve sürekli öne doğru kambur bir tavır sergilediğinden, beden alışık olmadığı bu dikliğe- canlılığa öncelikle direnebiliyor. 

Zamanla omurga bu duruşa alışıyor elbette. Egzersiz şart, özellikle yoga bunun için birebir. Bunun dışında yumuşacık koltukların üzerine oturup, iyice yastıkların arasına göçmek yerine, evde kitap okurken, tv izlerken sırtınızı üşütmeyecek şekilde duvara yaslayarak oturabilirsiniz. Duvar dik durmak için en büyük yardımcı. Yoga duruşlarını yaparken sınıfınızda ya da evinizde duvar kenarında çalışabilirsiniz. Çünkü normalde matınızda dururken dik durduğunuzu zannetseniz de ufak tefek eğilmeler gerçekleşebiliyor. Ama duvar buna asla izin vermiyor. Deneyin ve farkı görün.

Kendimde şunu fark ettim, insanın duruşu aslında ruhsal halinin birebir aynasıdır. Kambur duran kişiler, hayata karşı yorgun bir duruş sergiliyorlar. Omuzlara binen yorgunluk, göğsünüzün daha kapalı kalmasına neden oluyor. Bu durumda alınan nefesin kalitesi düşüyor, yeterince nefes ciğerlere dolmuyor. Nefes için hem göğüs kafesinin, hem de karın bölgesinde açıklık olması çok önemli. Omurgamız dik durduğu zaman, akciğerlere ve diyaframa nefes yayılabiliyor ve sağlıklı nefesler alıp vermek mümkün oluyor.

Başınızı hayata karşı eğmeyin, sırtınıza yük bindirmeyin. En azından varsa yükler, eğiklikler bunu uzun süre devam ettirmeyin. Kalbinizi açın hayata, omuzlarınızı hafifletin. Derin nefesler alın, bedeninizi nefesten mahrum bırakmayın. Bu sizin hayata sıcacık ve sevgi dolu bakmanızı sağlayacaktır. Ayrıca başınızın dik olması halinde, kendinize olan güveniniz artacaktır. Kambur duran biri istediği kadar bağırsın "benim kendime olan güvenim tam" diye. Duruşunuz içinizi yansıtacaktır.

Düzenli yoga yapmaya başladıktan sonra, kaslar& omurga uzadığı, esnediği için, duruşunuz düzeldiği için boyunuz eskisi nazaran 1-2 cm.' e kadar uzayabiliyor. Eğer cm olarak bir uzama olmasa bile, yanlış duruş düzeldiğinden dolayı kendi boyunuz meydana çıkıyor. İnsanlara hele hele kadınlara dik durmak o kadar çok yakışıyor ki. Aynanın karşısına geçin ve dik durup aradaki farka bakın. İfadenizin nasıl değiştiğine bakın. Dik durmanın zarafetini kendinizden eksik etmeyin...


Sevgiyle kalın.


Namaste.