28 Eylül 2011 Çarşamba

Sarah Powers'la Yin& Yang

Ne yaşadığımız kızgınlığımız karaciğerlerimizden ayrı, ne duyduğumuz endişelerimiz dalağımızdan, ne korkularımız böbreklerimizden, ne de çektiğimiz keder akciğerlerimizden ayrı değil. Bunu bilmek bir açıdan ürkütücü, bir açıdan aydınlatıcı bir hal alıyor insanda.

Sanki beden ve zihin ikiye ayrılmış gibi öğretildi bana. Ya da bana öyle öğretmediler ama ben öyle anladım eskiden bu yana. Aslında bir bütünüz. Zihnin, ruhun ve bedenin bir bütün. Zihninde, kalbinde oluşan her hangi bir his, ilk anda organlarına zarar vermeyecek gibi düşünebilirsin, ama uzun vaadede vereceğini tahmin etmek zor olmuyor.


Sadece bir bedenimiz yok. Çeşitli beden kılıflarımız var, yogada ‘kosha’ dediklerimiz. Fiziksel beden, gözle gördüğümüz ve yiyecekle beslenen, doğan, büyüyen ve yaşlanan, ölen beden. Bunun üzerinde dört beden daha var. 2.Enerjisel beden / Pranamaya kosha
3.Duygusal beden/ Manomaya Kosha
4.Zihinsel beden / Vijnanamaya kosha
5.Ruhsal beden/ Anadamaya kosha

Fiziksel bedenimiz sadece diğer bedenlere açılan bir kapı. Koshalara bir sonraki yazılarımda detaylıca deyineceğim. Enerji bedenimizle ilgili bir iki cümle söylemek gerekirse, nefes ile beslenen bedenimiz burasıdır. Sağlık aurası olarak da bazı kaynaklarda bahsedilmektedir. Enerji merkezlerinin, nadilerin, meridyenlerin bulunduğu bedendir.

Fiziksel dünyada hep bir denge var. Denge denilince aklımda daha düz bir mantık geliyor. Zıtlıktan çok eşitlik gibi. Ama var olan denge zıtlıkların dengesi. Sabit olmayan, hareket eden bir dengeden bahsediyoruz. Yin ve Yang doğada var olan, bir bütünü oluşturan zıtlıklardır. Özneye göre değişen birer sıfat bu ikili. Sabit olmayan, sürekli değişen, dengeyi sağlayan bütünlüğün iki zıt parçasıdırlar. “Her yoga dersinde Yin ve Yang vardır, olmayan yoktur: Meditasyon yin, asana ise yangtır. Özne değişince sıfatlar da değişir”, diyor Sarah Powers.


Geçtiğimiz hafta güzel bir eğitime katıldım. Sarah Powers’ın Insight Yoga/ Yoga’nın Özü Eğitmenlik Eğitimi’ne. Böylesine bir hocayla tanışmak, beynimde bir sürü kapılar açtı, taze topraklar serpti sanki ayaklarımın altına. Şimdilik bilinenleri bir kenara bırakıp, boş bir kapla gitmek için elimden geleni yaptım eğitime. Enerjisi ve bilgisi eksiksizdi Sarah Powers’ın. Yoğun bir eğitim olduğu kesindi 9 gün boyunca. Elinden geldiğince bize aktarımda bulunmaya çalıştı kendisi. Bilimsel ve net aktarımı, ne anlattıysa öğrencinin aklında bir soru işareti bırakmadan yaptığı açıklamaları hayranlık uyandırıcıydı. Tık tık tık, kısa ve öz, maddeler halinde akıcı bir paylaşımdı. Ne kadar teşekkür etsem az. Doğallık, mütevazilik, bilgi ve deneyimin harmanlandığı bu ismin eğitiminden bazı paylaşımlar yapmadan geçemeyeceğim (bu ve sonrasında binlerce sayfa yazabileceğim yazılarda). 

Eğitimde sadece Yin değil, Yang ve meditasyon (özellikle mindfulness/ yüksek bilinç meditasyonu) üzerine de odaklanıldı. Birçok kişinin aşina olduğu Akupunktur teorise göre bedenin sağlığı meridyen sistemine/ nadi sistemine bağlıdır. Hintlilerin Nadi sistemiyle, Çinlilerin meridyen teorisi tamamen aynı olmamakla birlikte temel noktalarda kesişiyor. Kültürel farklılıklar elbette var, Hintliler daha çok metafizik boyutla bağlantılandırırken, Çinliler de fiziksel dünya öne çıkıyor. Her ikisinde de fiziksel ve ruhsal yollar var. Bedendeki enerji merkezleri konusunda da çeşitli teorilerde, kültürlerde farklı sayılar olduğu söylense de, Sarah Powers üç çakra konusunda fikir birliği olduğunun altını çiziyor: Karın çakrası, kalp çakrası ve alın çakrası.

Kitabın Türkçesi YogaŞala Yayınlarından bu ay piyasaya çıktı. Tavsiye ederim.  
Bedenin çeşitli noktalarından, değişik yollar çizerek var olan meridyenler organlarımızın enerjilerini etkiliyorlar. Örneğin bedenin enerji pili görevini gören böbreklerimiz; küçük ayak parmaklarından başlayarak topuklara, buradan ayak kavisinden geçerek diz ve bacakların iç kısımlarına kadar kuyruk sokumuna kadar uzanmaktalar. Ayak parmaklarının, ayak tabanlarının, el parmaklarının ve avcumuzun içinin bile yerle ya da birbirleriyle yaptıkları temas birçok meridyenin enerji akışını harekete geçiriyor, canlandırıyor. Büyüleyici bir olay, değil mi?

Enerjiden ne kastediliyor peki? Hayatımızın esası demek mümkün, Sanskritçe’deki “prana”, Çince’deki “chi”, Japonca’daki “ki/ qi”. Yaşayan her şeyde var olan, tüm yaratılanların içindeki yaşamsal güç. Eksik ya da aşırı olması halinde sorunlar yaşadığımız, dengelememiz gerekten bir enerji. Bedende enerji blokeleri oluşunca, fiziksel bedende de rahatsızlıklar baş göstermeye başlıyor. Akupunktur tedavileri bu konuda da yardımcı olacaktır, yoga zaten.




“Yogada kendimizi tanımadan önce, var olan yaralarımızı bulmalıyız, onları sarmalıyız. Bunu yine yoga ile gerçekleştirebiliriz. Yoganın şifa özelliğinden faydalandıktan sonra kendimize doğru keşif özelliğini belirginlik kazanıyor. Yaralar sarıldıktan sonra, ki sanırım hepimizin birtakım yaraları var, sonrasında yine yogayla kendimize doğru bir yolculuğa, keşfe çıkabiliriz” diye belirtiyor Sarah Powers.

Yüksek bilinç meditasyonuna yoğun bir şekilde değinen Powers, eğitim süresince bunu deneyimlememiz için de bizlere bol bol ışık tuttu. Anlatılacak ve aktarılacak çok şey var, ekleyeceğim buraya. Bitirmeden önce yazıyı şunu eklemek istiyorum, benim de es geçebildiğim bir nokta. Sarah Powers birçok hocam gibi şu düşünceleri vurguladı: Hiçbir şey birbirinden bağımsız değil. Bunun sadece bedenimizdeki bir his ve bir organ arasındaki bütünlük anlamında değil, bir insanın bir diğer insandan ayrı olmadığına dair bütünlük de söz konusudur. Bugün buradaysak, belirsiz bir süre daha burada kalacaksak, birbirimize ihtiyacımız var. Destek olmak adına, yol göstermek adına, yardım almak adına, paylaşmak adına. Sadece yakın çevremize değil, tüm insanlara. Sevgimizi, şefkatimizi, kalbimizi. İnkar edilecek bir nokta var mı? Düşündüm, bulamadım.

Sevgiyle kalın.







1 Eylül 2011 Perşembe

Zihnin nefesi

İlk yogaya başlarken asanaların üzerinde durmak, onlar üzerinde yoğunlaşmak daha önemli, hatta yeterli gelmişti bana. Hareketleri ne kadar yapabiliyorum, bacaklarım ne kadar esnek, bileklerim ne kadar güçsüz gibi detaylar mutlu ya da çok mutsuz eder olmuştu beni ara ara. Meditasyonda otururken zihnimin bir türlü sakinleşmemesi, “ne zaman bitecek de hareketlere geçeceğiz” düşüncesi meditasyonumun tam ortasında, vızır vızır vızırdayan bir sivri sinek gibi yerleşip duruyordu. "Zamanla asanalardan meditasyona doğru bir istek oluşacak içinde" demişti biri, kim olduğunu hatırlamıyorum şu anda ama saygı ve sevgimi yolluyorum. Ne kadar da doğruymuş.


Meditasyon yapmaya başladığımda, fazlasıyla zorlanmıştım. Düzenli bir hale gelmesi, her şeyden zordu. Kaçmak için binlerce bahaneler, yalanlar söyleyebiliyordum kendime. Bir gün bir güne uymuyor hiçbir zaman, ama başlarda beş dakikanın geçmesini beklerdim, geçmek bilmezdi. Disiplin kelimesi, geçenlerde Defne Suman’ın yazısında okuduğum gibi bir kavrama eşleşmişti belleğimde. Sevimsiz, itici, okulu hatırlatan, lisede giydiğim çirkin mavi cekete kadar denk gelen bir kelimeydi disiplin. Bu öğretilendi, bir de kendimin sorgulaması, araştırması gereken bir disiplin kavramı vardı, yaşamadan olmayan bir incelemeydi bu.

Kendime söz verdim ve mümkün olduğunca her gün meditasyon yapacaktım. Başlardaki beş dakika azabı, yavaş yavaş arttı, azap azalmaya, süre uzamaya başladı. Sürenin, sayıların bir önemi yok ama yarım saate kadar çıkabildi. Kendi istediğin bir şey için, kendine vakit ayırman, kendini disipline sokman, zorla giydiğim mavi ceketten farklıymış. Beş dakika, yarım saat ya da daha fazla sürebilir meditasyon. Nitelik önemli, nicelikten önce, ondan eminim, ama daha uzun kalabilmek, meditasyon yapabilmek büyük fark yaratıyor zihinde. Zihnin nefes aldığını, yıllardır karmaşık bilgilerle, düşüncelerle, hislerle dolan zihnin yeni bir alana doğru açıldığını hissediyorum. Meditasyonla zihnim nefes alıyor sanki... Burundan zihne ulaşan, her noktayı saran tertemiz bir alan. Sabah güne başlarken meditasyon ve yoga yapmak, her saatten daha farklı sanki. Yeni bir gün, yeni bir sayfa. Hem beden, hem zihin nefes alıyor. Asanaların amacı da bu değil mi? Bedenin çalışması, enerjisinin dengelenmesi ve meditasyona hazırlanması. Beden sakinleşmeden, zihnin sakinleşmesi zor oluyor. Neredeyse imkansız. Beden ruh zihin dengesi ancak bu şekilde yakalanabiliyor yeniden.

Zihnin sakinleşmesinin, odaklanmasının ne faydası olabilir peki? Oturup da bir yerlerden bilimsel maddeler eklemeyeceğim. En basit cevap anda kalmak sanırım. Anı kaçırmamak. Zıp zıp sıçramayı seven zihin, arkadaşla sohbetteyken akşam yapması gereken işi düşünebiliyor, güzel bir yoga dersinde, doruk noktası olan savasanadayken sabah iş yerindeki kavgayı ya da yarın öğlenki önemli bir toplantıya odaklanmayı tercih edebiliyor, kaçıyor da kaçıyor anlar. Anlar saatlere, saatler günlere, derken yıllara kadar gidiyor. Yaşanmamış yıllar isimli şarkı geliyor aklıma Sezen Aksu’dan.

Hayatta istediğimiz her şeyi elde edebilir miyiz? Bunun (belki birçok ya da birkaç kişi gibi) mümkün olmadığını düşünüyorum. Her şey bizim kontrolümüzde olmasını isterken, bir manyağa dönüşüyoruz. Gittikçe mutsuzlaşan, içtiği kahveyi kendi pişirmediği için tadını beğenmeyen, kapısını çalan beklenmedik misafirlere gıcık olan hallere bürünebiliyoruz. Kontrol var mı? Tüm kontrol elimizde mi? Hayır. Zihni kontrol etmek mümkün mü? Öğrenilebilir. Meditasyonla.

Bhante Henepola Gunaratana’nın Mindfulness kitabından, altı çizilen birkaç satır şöyle der:

“You can’t get everything you want. You can learn to control your mind, to step outside of the endless cycle of desire and aversion. You can learn not to want what you want, to recognize desires but not be controlled by them. This does not mean that you lie down on the road and invite everybody to walk all over you. It means that you continue to live a very normal-looking life, but live from a whole new viewpoint. You do the things that a person must do, but you are free from that obsessive, compulsive drivenness of your own desires.”


Şöyle çevirdim: “Her istediğini elde edemezsin. Bu imkansızdır. Neyse ki, başka bir seçenek var. Arzu ve nefretin sonsuz döngüsünden dışarı çıkarak, zihnini kontrol etmeyi öğrenebilirsin. İstediğin şeyi istememeyi, arzularını fark etmeyi, ama onların kontrolünde olmamayı öğrenebilirsin. Bu demek değil ki, bir yolun üzerine uzan ve herkesi üzerinden geçip seni ezmesi için davet et. Gayet normal gözüken yaşamını yaşamaya devam et, ama tamamen farklı bir bakış açısından. Bir insanın yapması gereken şeyleri yap, ama isteklerinin takıntılı, zorlayıcı hareketliliğinden özgür kalarak.”


Denemek her şeyin başlangıcı. Sebat, disiplin ve aşkla aranan dengeyi yakalamak mümkün… Asıl kontrol noktasının nerede olduğunu da unutmadan, inançla& sevgiyle dolsun kalbiniz.


Güzel bir Eylül olsun herkese, hoş geldin sonbahar!
Namaste.