19 Aralık 2011 Pazartesi

Öz hep öz

Bir sayfa kapanmaya hazırlanıyor, yepyeni bir defter açılacak sanki. Temiz. Kirletilmemiş. Bir şeylerin devamı gibi, ama her yıl kendi içinde yeni, kendi içinde yaşanılmamış. Büyüyor gibiyiz, yaşlanıyor, eskiyor, yoruluyor, ara ara böyle oluyor. Ama bir yandan deneyim kazanıyoruz, olgunlaşıyoruz, hayatı biraz daha yaşıyoruz. Hayat bize yeni yılda neler getirecek, bir beklenti, bir umut hatta binlerce. Değişen ne var, mevsimler, dış bedenler dışında diye soruyorum kendime. Özümüz? Öz hep öz.

Öz, zor bulunası bir nokta ama herkesin içinde mevcut. Çiçeğin, filin, yaprağın, kalemin. Öz, her yerde, herkeste var. Ona yaklaşmak nasıl oluyor, kaç kez deneyimledim bilmiyorum ama oluyor ve acayip bir his.

Yoga yapmaya başlayınca, ilk başlarda harika etkiler alınıyor bunu kabul ediyorum. Daha güzel bir uyku, daha çok hayat enerjisi, daha az sırt ağrısı, daha az stres. Ama aslında özünü tanımaya başlıyorsun, artık kaç sene geçtiyse üzerinden, buluşamadığın o özünle yakınlaşmaya, koklaşmaya, hesaplaşmaya başlıyorsun. Kendini tanıma, kendini bilme bence en güzel hediyelerden biri yaşamın kendisinden sonra. Öylesine olmasını istemezdim ben çünkü, öylesine gelip öylesine gitmek. Bilmek isterdim kendimi, en azından o şansı yakalamak istedim. Şansım benden yana oldu bu sebeple.

Kalıcı olan ne, geçici olan ne? Bir an için “amaan ölümlü dünya” demek, sonrasında yine aynı eylemleri, düşünce kalıplarını tekrarlamak, bu durumun içinden çıkamamak çok basit bir denklem. Maddiyat ile maneviyat arasındaki hassas dengeyi yakalamak, asıl denge, asıl yin&yang bizzat orada.

Özüne belki uzaktan, belki bazen aynı noktadan erişme şansı gerçekleşince, takılan maskeler, öğretilen kalıplar, önyargılar bir vazo gibi kırılıp dökülüyor sanki. Hayatın muhteşem ikilemini kabul etmekten başka bir şey yok fikrini ilk duyduğumda afallamıştım. Hastalık var, ölüm var, acı var. Bunları yokmuş gibi davranmak, uyumak, uyuşmak ve aynılarının tekrarından başka bir şey değil. Ama tüm bu değişen dış dünyamız, bedenimiz dışında değişmeyen ne var? Orayı bulunca, dışarısı da o kadar kabullenemez, inkar edilemez olmuyor. Özümüz değişmiyor, ne olursa olsun. Özümüzden farklı gibi olmayı zorlamak, kendimizi hırpalamak yerine, özümüzde kalmak sonsuz huzur. Çok severek yaptığım bir görselleme meditasyonunda olduğu gibi, sanki içimizde kocaman çiçeklerle dolu, yemyeşil bir bahçe var. Ve tam ortasında oturup, harika bir manzarayı seyre dalarken hissettiğin keyif, güvence ve huzur hissi gibi. O bahçe kendi içimizde bir nokta, ve her zaman oraya dönebiliriz, bu hissi özümüzde yakalayabiliriz. Belki… Zamanla…

Yeni yıla girmeden tekrar yazı yazarmıyım bilmem, bilemem. Bu yüzden yeni yılda kendinize ya da sevdiklerinize hediye almak istiyorsanız, ama aklınıza pek bir şey gelmiyorsa bir iki öneride bulunmak istiyorum.


Dört kitap önerim var:
1) Bhagavad- Gita, Maharishi Manesh Yogi/ Sistem Yayıncılık

2) Gündelik Hayatın Tao’su, Derek Lin/ Pegasus Yayınları

3) Şu hortumlu dünyada fil yalnız bir hayvandır, Ahmet Şerif İzgören/ Elma Yayınevi

4) Yol’un üç büyük özelliği, Je Tsongkhapa, Yorumlayan: Dalai Lama / Okyanus Yayınları



Bir adet muhteşem Ajanda önerim var: Herkes için her yerde Yoga Ajandası/ Sistem Yayıncılık, ajandanın tüm geliri Van depreminde zarar gören 100. Yıl Üniversitesi’ne bağışlanıyor. Ajandanın içinde beni de bulabilirsiniz.



Yılbaşı ağacınızı değişik şekilde süslemek veya ağzınızı tatlandırmak için ise sevgi dolu yılbaşı kurabiyelerini öneriyorum. Cookie Love sitesini inceleyebilir, cookieelove@gmail.com adresinden iletişime geçebilirsiniz.

Gönlünüzce bir yıl diliyorum, hayalleriniz gerçek olsun.



Sevgiler.





5 Aralık 2011 Pazartesi

Gözler

Yoga hakkında okumak çok güzel. Yoga hakkında yazı yazmak da iyi geliyor bana. Ama yoga yapılmaktan ibaret. Hakkında konuşulacak çok şey de yok diyip geçebiliriz, katılıyorum. Yap yoganı ve sana kalsın. Herkesin yolu kendine. Ancak öyle anlar oluyor ya da kişilerle karşılaşıyorsunuz ki, baya keyifli oluyor bu konuşmalar, yazışmalar.

Blogumu yazmaya başlarken bir amacım var mıydı? E biraz kendimi tanıtayım, biraz içimdeki heyecanı yansıtayım, içimden geçenleri paylaşayım… Tüm bunları istedim elbet.  Yola çıkarken başına neler geleceğini bilemiyorsun ya, öyle oldu bu blog deneyimi de benim için.

İlk başta yazarken kendi arkadaşlarıma, aileme okutmaya çalışıyordum. Bir süre sanki sadece kendim yazıp kendim okuduğumu sanıyordum. Sonra geri dönüşler olmaya başladı, acı-tatlı, şaşırdım çünkü yazdığım bende kalmıyordu, hiç ummadığım gözlere değiyordu. Bu arada acı ve tatlının birarada olduğu tadları çok severim.

Yoga dersi vermekten acayip keyif alıyorum. İddialı değilim, iddianın yogada ne işi var onu da bilemiyorum. Çok iyi eğitmenler var tüm dünyada ve elbette Türkiye’de, iddialı olmaya gerek yok, kimin ne kadar yıllarını verdiği, kendini bu işe adadığı, işlerinde derinleştiği belli oluyor zaten.  Işığından, sesinden, gözünden. Ah o gözler yok mu…

Gözler kalbin aynasıdır derler, geçenlerde çok sevdiğim bir arkadaşımla konuşuyordum ve hem fikir olduk: Gözler insanların tüm enerjisini yansıtan ve yalan söyleyemeyen ilk&tek noktalar. İster sevdiceğiniz olsun, ister patronunuz veya ister kendiniz. Gözler ruhu yansıtıyor.

Eğitmen öğrenci ilişkisi bence enerjilerin en hızlı kesiştiği alanlardan biri. Ben yoga yaparken, bir eğitmen eşliğinde yaptığımda sevdiğim, hoşuma giden enerjileri tercih ediyorum doğal olarak. Bu ilk günden beri öyle oldu.  Güzel mor renkli bir ametist taşı gibi çekiyor sizi ihtiyacınız olan. Gözler kapalı olsa bile işliyor bu mekanizma. Tam tersi, kendim ders verdiğimde yine öğrencimin gözlerinden anlıyorum dersin ona ne kadar iyi geldiğini.  Bu da bana keyif veriyor. Gözler ruhun hallerini de yansıtıyor etrafa. Çünkü…

Gözler karaciğer enerjimizle doğrudan bağlantılılar. Meridyen teorisine göre*, “karaciğer enerjimiz kasların, tendonların, tırnakların, ellerin ve ayakların sağlıklı olmasını sağlar. Gözlerden hisleri anlaşılır, gözler sağlıklı karaciğer enerjisini yansıtır. Aynı zamanda görme hissimizle bağlantılıdır ve gözlerle örtüşür.”


“Dengesiz hisler, kronik kızgınlıklar, patlayacak gibi olma, tuhaf sosyal tavırlar”, diye tanımlıyor Sarah Powers kitabında karaciğer enerjisinin dengesiz olduğundaki duygusal halleri.  Herkes zaman zaman kızabilir, öfkelenebilir de. İnsanız sonuçta. Ancak durum aşırıysa, orada biraz  durmakta, dengesizliği toparlamakta fayda var. Zira karaciğer anatomik özelliklerinin dışında, enerji açısından genel sağlığımızın temelini oluşturuyor. Karaciğer enerjisinin uyumlu olduğu his şefkattir, diye bahsediyor Powers Yoga’nın Özü kitabında. Güzel bir Yin yoga serisi uygulanabilir, meditasyon yapılabilir. Ne de güzel gelir.

Bloguma bugün teşekkür borçluyum, sesimin ulaştığı güzel bir okurla tanışma fırsatı buldum onun sayesinde. Kendisi yoga hakkında baya okumalar yapmış, ancak henüz fazla uygulamamış. Ona da bugün tavsiye ettiğim gibi, yogayı deneyiniz. Yoga yapmanın ne olduğunu severek konuşabiliriz, yazabiliriz, isteyen okur, ilgilenmeyenin zaten umrunda bile değil. Tüm bunların hiç biri yoganın tam kendisi değil. Yoga üzerine o kadar.  Ama Krishna Pattabhi Jois’un da dediği gibi, yoganın %99’u pratik. E o zaman?

Sevgiler.


* Yoga'nın Özü, Sarah Powers, YogaŞala Yayınları, S.58