24 Ocak 2012 Salı

Yumuşattın beni kar...

"Kar taneleri bahçeye düşerken, dört adet serçe de benimle birlikte manzarayı izliyor. Tüm doğa sessizlik içinde, hem de İstanbul'un orta yerinde, şaşılacak şey ama sessizlik işte. Her şeyi mümkün kılıyor. Soğukluk artınca, beyaz puflara dönüşen damlalar inadına yavaşça yere iniyor, arkamda sınıf savasanada. Bir bitiş, bir başlangıç yine o nokta. Her şeyin tam olduğu bir hiçlik. İlginç bir deneyim ve güzel bir gün."


Yoga başlangıç kursunun başladığı gün karalamışım yine defterime, kar yağmıştı, bu kış ilk defa bu kadar yakın izliyordum beyaz tanelerini. Ders boyunca arkamda harika bir dekor oluşturdular, ben ise ancak arkama dönünce karşılaştım. 

Bazen güzellikleri görmek için başın, bedenin yön değiştirmesi gerekiyor. Her gün gözler aynı yönde, aynı açıda kalınca, dekor tek yönden algılanıyor, kaçan detaylar mucizeleri kaçırmak gibi olabiliyor. Harika ve tanıdık enerjilerden oluşan bir sınıfla buluştum. Güzel bir çember gibi tamamlandı, kapandı halka. Birkaç haftalığına beni beslemek, enerjimi paylaştıkça arttırmak için. 

Neye ihtiyacın varsa onla karşılaştığına inanır mısın? İyi ya da kötü diye etiketlemeden. Sanırım bu haftalarda ihtiyacım olan enerji neyse o sardı etrafımı. Biraz pamuklara ihtiyacım vardı, ısınmak, rahatlamak, kendimi "evimdeymiş" gibi hissetmek için. O yüzden pamuk gibi oldu her şey. Dikenlerden yorulunca, pamuklar iyi gelir ne de olsa. 

Belki hayatta ders almamız gereken durumlar da, tam olarak ihtiyacımız olandır. Yaşanması gereken, yaşamaya hazır olduğunda, altından kalkabileceğin kapasitedeyken buluyor seni. Baktı ki voltaj düşük, hayatta arttırman için sana kar gibi pamuklar sunuyor. Bir sonraki derse hazır ol diye.

Daha önce verdiğim derslere farkla, yoga felsefesine değiniyoruz derslerde. Uzun sohbetlere dönüşüyor, yoganın sekiz basamağı. Yoganın bir bütün olarak ağaca benzetilmesi, toprağın altındaki köklerden başladık biz de. Kök yani yamalar, gövdesi olan niyamaların hayatımızın her anına yayılışı, onların içsel, dışsal olarak araştırılması insanın aklında bir sürü minik ışıklar yakıyor. Her üzerine düşünme, "ne kadar da doğru" cümlesini ekletiyor ardından. Daha önce üniversitede altı yıl boyunca derslerine girdiğim çok sevdiğim hocamın, bugün yoga dersimde öğrenci olmasını deneyimlemek ayrı bir keyif. Ne kadar çok şey paylaşıyoruz, ama temelinde paylaşıyoruz. Zaman geçiyor, değişim sürüyor, paylaşmak ise bitmiyor, bu durumu çok seviyorum.

Ejderha yılına girdik gökyüzündeki yeni ay ile birlikte. Güzellikler getirsin, 
sevgiler. 

8 Ocak 2012 Pazar

Kedim beni niye öptü?

Havanın gri halinin arkasında biraz mavilik var, hafif bir pembelik pudra gibi. Yağmur damlacıklarının arkasında da tazelik var. Kış sabahları uyanmak, bir yaz sabahına benzemiyor. Yağmurun tazeliğini hissetmek için dışarı çıkıp yürümek yerine, ancak pencere derinlemesine açılıyor. Zor kalkıyor insan yataktan, dışarısı soğuk, bir tembellik çöküyor inceden üzerimize, demek ki bundan yatılıyormuş kış uykusuna.

Doğaya öykünmeye kalkmak yaşadığımız bu zamanda mümkün olmuyor ama. “Bana işleri baharda çiçekler açınca yollayın patron, kış uykusundayım” diye bir email atmak imkansız.



Yoga pratiği de kendini tembelliğe bırakmakla bırakmamak arasında insanı zorlayabiliyor. Sanki omuzlarımda bir melek, diğeri de şeytan ve çizgi filmden çıkmışçasına tartışıyorlar. “Hayır biraz daha uyu, yarın yaparsın pratiğini, boşver…”, üzerinde beyaz kıyafeti olan ise “ olur mu, yoga pratiğini her gün tekrarlamalısın, 48 saat içinde beden üzerinde etkisi geçiyor pratiğin, kalk” diyor.

İlk başlarda çok okuyarak yoga hakkında daha çok bilgim olabilir sanmıştım. Zamanla pratiğin gerçeği, yazılı bilgiyi mantıken geçtiğini görmek zor olmadı. Matın başında neler oluyor? Okumakla bir mi? Değilmiş, olamazmış, o zaman aç matını salona.

Hatha Yoga duruşlarında hep doğaya bir öykünme vardır. Her duruşun içinde bunun hissini yaşamak, derinleşmek mümkün olabiliyor. Güçlü bir dağ, köklü bir ağaç, bir balık, bir çekirge ya da bir yılan… Özüne dönmek, doğaya dönmek, yeniden ölmek ve doğmak gibi her nefes alış ve veriş duruşlarda. Ben dün bir balık oldum. Şöyle ki:

İki kedim var. Bu aralar internette kediyle güneşe selam yapan bir video sıkça dolaşıyor, bana da soranlar oldu, benzer haller yaşanıyor mu diye. Benim kedilerim daha çok matımda tırnaklarını rahatlatmaktan ve bana hatıra olsun diye izlerini bırakmaktan hoşlanıyorlar. Genelde aynı odada olduğumuzda ve ben yoga yapıyorsan, beni sakince izledikleri oluyor. İki kedi olunca hareketli anlar, matı keşfetme süreci vs. yaşanabiliyor. Dün çok ilginç bir an yaşadım: Pratiğimin sonlarına doğru, yerde uzanıp balık duruşuna girmiştim ve gözler kapalı bir şekilde birkaç dakikalığına yerleşmiştim. Bir anda Winston gelip beni yanağımdan öptü. Öptü derken minik bir yakınlaşma yanağıma doğru, yumuşacık bir temas. Çok tatlı bir andı. Bunun özellikle balık duruşuna denk gelmesi bir tesadüf olamaz sanırım. Suda yüzen bir balıkken, bir kediyle karşılaştım.



Tembelleğin ağır basmadığı, soğuk günlerde içinizin hep sıcak kaldığı bir Ocak ayı olsun.
Sevgiler.