Kayıtlar

Sarah Powers'la Yin& Yang

Resim
Ne yaşadığımız kızgınlığımız karaciğerlerimizden ayrı, ne duyduğumuz endişelerimiz dalağımızdan, ne korkularımız böbreklerimizden, ne de çektiğimiz keder akciğerlerimizden ayrı değil. Bunu bilmek bir açıdan ürkütücü, bir açıdan aydınlatıcı bir hal alıyor insanda. Sanki beden ve zihin ikiye ayrılmış gibi öğretildi bana. Ya da bana öyle öğretmediler ama ben öyle anladım eskiden bu yana. Aslında bir bütünüz. Zihnin, ruhun ve bedenin bir bütün. Zihninde, kalbinde oluşan her hangi bir his, ilk anda organlarına zarar vermeyecek gibi düşünebilirsin, ama uzun vaadede vereceğini tahmin etmek zor olmuyor. Sadece bir bedenimiz yok. Çeşitli beden kılıflarımız var, yogada ‘kosha’ dediklerimiz. Fiziksel beden, gözle gördüğümüz ve yiyecekle beslenen, doğan, büyüyen ve yaşlanan, ölen beden. Bunun üzerinde dört beden daha var. 2.Enerjisel beden / Pranamaya kosha 3.Duygusal beden/ Manomaya Kosha 4.Zihinsel beden / Vijnanamaya kosha 5.Ruhsal beden/ Anadamaya kosha Fiziksel bedenimiz sadece diğ...

Zihnin nefesi

Resim
İlk yogaya başlarken asanaların üzerinde durmak, onlar üzerinde yoğunlaşmak daha önemli, hatta yeterli gelmişti bana. Hareketleri ne kadar yapabiliyorum, bacaklarım ne kadar esnek, bileklerim ne kadar güçsüz gibi detaylar mutlu ya da çok mutsuz eder olmuştu beni ara ara. Meditasyonda otururken zihnimin bir türlü sakinleşmemesi, “ne zaman bitecek de hareketlere geçeceğiz” düşüncesi meditasyonumun tam ortasında, vızır vızır vızırdayan bir sivri sinek gibi yerleşip duruyordu. "Zamanla asanalardan meditasyona doğru bir istek oluşacak içinde" demişti biri, kim olduğunu hatırlamıyorum şu anda ama saygı ve sevgimi yolluyorum. Ne kadar da doğruymuş. Meditasyon yapmaya başladığımda, fazlasıyla zorlanmıştım. Düzenli bir hale gelmesi, her şeyden zordu. Kaçmak için binlerce bahaneler, yalanlar söyleyebiliyordum kendime. Bir gün bir güne uymuyor hiçbir zaman, ama başlarda beş dakikanın geçmesini beklerdim, geçmek bilmezdi. Disiplin kelimesi, geçenlerde Defne Suman’ın yazısında okuduğum...

Bulutların sözü var

Resim
Ormanın tam kenarındayım, iki fener sağ yanımda rüzgara karşı ışığını yaymak için ufak bir çırpınışta, Ağustos Böceği sesleri duyuyorum hafif uzaklarda, burnumda annemin koklattığı taze kokulu lavanta ve gökyüzündeki yıldızlara bakıyorum. Bulutlar bana doğru yolu göstereceklerine dair söz verdiler dün gece. İnanıyorum onlara... Dün doğum günümdü, yeni bir yaşa adım attım. Sembolik başlangıçlar ne garip, insanı düşündürmüyor değil, 27 olunca ne oluyor? Ne olacaksa iyi olsun dileğim. Yaşlanmakla deneyim kazanmış olmak aynı şey değil, bunu hem öyle hissettim, hem de çok sevdiğim bir kitaptan okudum. Yaş kaç olursa olsun, hayata güvenerek, başının üzerinde her zaman aynı gökyüzünün olduğunu bilebilmek, bunu bulabilmek önemli olan. Zaman denen kavrama dair kafamıza kazınanları iyice düşündüğüm bir döneme girmiştim zaten. Şu andan daha önemlisi yoktu, hatıralar vardı iyi gelen, can yakan, yarınlar vardı panik yaratan, umut doğuran insanın kalbinde ama yine bir anlamı yoktu şu andan sonrası...

Burkulmuş hassasiyet

Resim
Sağlık ne kadar önemli. Bu her gün, her an söylenen bir cümle. Gerçekte ne kadar uygulanıyor? Aslında başına bir şey gelmeden uygulanmayan bir konu bence sağlığa özen, hassasiyet göstermek. Hassasiyet ne kadar önemli. Bir an durup, yaşadığının gerçekten farkına vararak, aslında o kadar da kendine iddia ettiğin kadar farkında olmadığını anlayarak, sağlığın öylesine dergi sayfalarında yer alan bir konu olmadığını hatıralayarak gele gele konu her zaman gelmesi gereken noktaya geldi bugün benim için. Hassasiyet. Godfrey Devereux notlarımı karıştırmak istedim, “sadece Patanjali dedi diye değil, hayatın temeli hassasiyettir” demiş, öyle yazmışım. Derslerde her zaman hatırlattığım bir cümle, “lütfen bedeninizi dinleyin ve hassas olun, nazik davranın”. Bileğimi burkmam problem değil, olabilir. Ama sonrasında doktora gitmeyi geciktirmem yine bir hassasiyet eksikliği. Yoga yaparken değil, tenis oynarken sol bileğimi burkttum. Çok hafif bir burkulma diye düşündüm ve buz koy, krem sür, biraz...

Eksik olma rüzgar

Resim
İstesen de, istemesen de değişiyorsun. Fikirlerin, düşüncelerin, görüntün değişiyor zaman denen garip kavramla birlikte. Etrafındakiler, bulunduğun mekan, kurduğun cümleler, cümlelerinin anlattıkları, dinlediklerin. Değişiyor. Artan ve eksilenler hep bir uyum halinde, sevsen de sevmesen de değişiyorsun. Tutamıyorsun elinde bir şeyleri. Ne anlam yüklemeye çalıştığın başarını, ne yaşını, ne sevdiklerini, ne kendini. Derin bir umursamazlık hissediyorum şu anda. Öylesine umrumda değil her şey. Oysa birkaç gün önce daha farklıydım. Her şey ne ciddi, ne önemli geldi. Hisler gelip geçiyor, düşünceler büyüyor küçülüyor. Anlar nasıl geçiyorsa, onlar da geçiyor gidiyor... İnsan kuş misali, uçuyor ordan oraya, konuyor, yoruluyor ve tekrar dinleniyor. Son birkaç gündür hep ayla suyun kesişmesini izledim. Gözlerim baktı ayın ışığına koyu mavi sularda. Hiç bir zaman denizin rengini  farklı düşünmemişimdir. Mavidir ve tonlarıdır, gece bile bunu hatırlatırım kendime: "Siyah değil gördüğün renk, ...

Durmanın dayanılmaz hafifliği

Resim
Ufak bir İzmir’i ziyaretten sonra, kendimi Jiva’da buldum. Perşembe sabah ve akşam dersinin ardından kendimi Yin yoga dersinin içine bırakıverdim. Sabah güçlü, akşam da daha sakin bir Hatha dersi vermiştim. Her dersin yeri ayrı, hepsinin tadı farklı. Güçlü halin sakinliğe doğru geçişi acayip bir deneyime dönüşebiliyor. Yin yoganın ardından kendimi dün akşam harika hissettim. Ruhum lokum gibi olmuş, yumuşak ve tatlı bir hal, mis… Bu demek değil ki, her Yin yogadan sonra insan böyle olur. Hayır, her türlü hal mümkün, bu benim sadece dünkü halimdi. Hiçbir hal olmak zorunda değil, herkesin yolu, hisleri, düşünceleri ve deneyimleri kendine, kendince. Jiva’nın tatlı Yin hocası Derya’nın dersinde, kalabalığa rağmen kendime bir yer bulabildim. "Yaz geldi, yoga rafa kalktı, ertesi mevsime” düşüncesini akşamki derslerin kalabalıklığı yıkıyor. Şaşırıyorum, mutlu oluyorum. Benim için gerçi hiçbir önemi yok. Tek bir öğrencim de olsa, aynı özenle, aynı istekle veriyorum dersimi. Bütün ...

Hatırlanması gerekenler...

Resim
Geçenlerde gözüme çarpan bir nottu. 'Hindistan'da spritüelliğin dört kuralı' adı altında postalanmış bu notun kaynağını bilemiyorum, bulamadım, bilenler varsa paylaşırsa sevinirim. Çok hoşuma gittiği için burada da yer vermek istedim. Aslında her şeyi biliyoruz, sanki... Ama bilmiyor gibi davranıyoruz, unutuyoruz, tozlanıyoruz, kanıyoruz, aldanıyoruz... Hatırlamak için bana geldiği gibi, size de iyi gelir umarım. İlk kural der ki:  Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler. İkinci kural der ki: Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. 'Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı' gibi bir cümle yoktur. Hayır, ...