Kayıtlar

Kazdağları: Kalbin ormana açılan kapısı

Resim
Haziran ayında Baraka Yoga’nın ilk yoga kampı için Kazdağları’na doğru yola çıktık. Hava acayip yağmurluydu ve içimden “tüm kamp boyunca yağmurlu mu geçecek” diye düşünmeye başladım. Endes Kamp’a vardığımızda, hava halen yağmurlu olmasına rağmen içimde güneş açtı. Necdet Bey bizleri karşıladı ve ağaçların altında sedirlere oturup çayımızı içmeye başladık.  Güzel bir yere gideceğimi tahmin ediyordum ama bu kadar güzel olacağını bilmiyordum Kazdağları’nın...  Kampa katılanlar ve eğitmen arkadaşım Devrim’le beraber keyifli bir üç gün geçirdik. Sabah, akşam yoga ve meditasyon için Yoga Evi’nde buluştuk. Bazen iki, bazen üç saate kadar uzanan pratiklerin ardından, Endes Kamp’ın leziz yemeklerini yemek için tüm arkadaşlarla sofrada buluştuk. Güne yogayla başlayıp, akşam üstü yine yogayla tamamladık. Yogada her zaman kendi matımıza, kendimize doğru odaklanmaya çalışıyoruz, istersen küçücük bir odada yap pratiğini ne farkeder, değil mi? Ama bu sefer farklıydı, çünkü...

Annelik- Nefes- Özlem

Resim
Kendi kalp atışlarını dinlemek. Hayatımızda kaç kere yapıyoruz acaba? Geçenlerde aklıma geldi derste böyle bir cümle kurarken. Yılda kaç kere kalp atışlarımı dinliyorum? Toplam ömrümde ne kadar? Her gün, kulak veriyor muyum? Nasıl olsa atıyor, bir öyle bir böyle diyip çoğu zaman es geçiyorum belki de bu atışları…  Geçtiğimiz hafta itibariyle, güzel bir yoğunluk vardı, önce Demet Sunar ’ın hamilelik, annelik, doğum ve sonrasındaki döneme dair bir buluşma gerçekleşti. “İçindeki Anneyi Doğurmak” adı altında. Son birkaç yıldır katılma fırsatı yakaladığım tüm çalışmalarda, eğitimlerde, derslerde fark ediyorum da, anlattıklarını kendi deneyiminden aktaranlar ile, bir konu hakkında belki dünyanın en müthiş, en pahalı eğitimini alıp aktarmak arasında nasıl da bir uçurum oluyor. Demet Hoca, kendi deneyimlerini aktarırken, sadece gerçeklik vardı. Pembe bulutlar değil, annelik dönemindeki zorluklar, sabır, uykusuzluklar, kaygılar ve tüm bunların muhteşem bir hediye ile, dünyanın en güz...

Merkez

Resim
Yogaya ilk başladığım zamanlarda, “merkez, merkez, merkez” derlerdi de tam hissedemezdim… Merkezden uzamak, her yöne köklenmek, yerleşmek, her neredeysen, hangi duruştaysan, hangi histeysen, o şekilde, nefesle, bir o yana bir bu yana, her yöne dokunmak ve bir olmak yerle&gökle. Merkezde olmayı sevmek, öğrenilen bir durum yine işte o güzel, biricik çocukluğumuzdan bu güne devam eden. İlgi çekmeyi sevmek. Haklı olarak, ailenin sevgisi eşittir merkezde olmak diye algılanıyor. Sonrasında tüm hayatta aynı yaklaşım. Onun bunun arasında dururken merkezinde durmak, onun bunun ilgisini çekmek. Neden kendi kendine bu ilgiyi vermek, ilgiyi almak gerçekleşmesin ki… Merkezde olmak sevgiyse misal, neden bu sevgiyi ben kendime vermiyorum, neden bu ilgiyi kendime göstermiyorum? Başkalarından almak şart mı? Bir dengesi mutlaka vardır , her şeyin bir dengesinin olduğu gibi.  Biraz sessizlik, biraz alan , belki bir mat, belki bir halı üzerinde bırakmak kendini yere, ...

Sabır&Sızlık

Resim
Yoga yaparken, sabırsız biri olduğunu düşünerek matın başına geçiyorsan, fazlasıyla zorlanabileceğini ancak bu hali yumuşatmak, sabırsızlığın çoğu zaman sızı veren -sızlık halini bırakmak için de daha doğru bir yer olmayacağını belirtmek isterim sabırsızlığı bilen biri olarak. “O çok sabırlıdır”, “Ben öyle sabredemem, ağır hareket edemem, tez canlıyımdır” gibi cümleler duymaya ya da kurmaya alışkın olabilirsiniz. Çoğu zaman sabır sanki kötü bir şey gibi gösterilir, ben öyle algıladım uzun yıllar. Sabırlı olmak, sıkıcıdır. Sıkılmak ise zaten berbattır. Kimse sabretmek istemiyor artık, bir eylemde bulunuluyorsa, o vakit sonucu da hemen almak istiyor.  Oysa hepimiz biliyoruz:  Çayın bile demlenmek için zamana, çayı bile demlemek için sabıra ihtiyaç vardır.  Her şeyin demlenmesi gerekir hayatta, duyguların, sözcüklerin, bilgilerin ve birçok şeyin. Yogaya başlamadan önce sorular yöneltildiğinde, ilk 3 sorudan ikincisi (iyimser bir b...

İkiden bire...

Resim
Yoga ne demektir? Birlik demektir, birleşmek, bir olmak demektir. Önce belki kendi bedeninle, sonra belki zihni biraz sakinleştirip, kalbinin, karnının (yani iç sesinin/ iç dünyanın, gerçek senin) dediklerine kulak vererek başlayan bir yolculuk, sonrasında sağındaki solundaki insanlar derken, canlılar, tüm dünyaya doğru “bir” olma hali. Ama biz ayrımda kalmaya alıştık. İkiliğe, ikileme çok alıştık. Neredeyse bazen dayanamıyoruz ötekine ve tüm ötekilik hallerine. Ben ve ötekinin sadece ötekisi değil, ben’e bile dayanılamayan zamanlar yabancı olmasa gerek. Seane Corne. Sianna Sherman. Dünyaca ünlü, yıllarını önce yoga yapmaya, sonra da (sonra kısmı önemli sanki) yoga öğretmeyle işlemiş iki önemli isim. İsmi falan bırak bir kenara, ışıldayan iki insan. Pırıl pırıl. Gülümsemeleri harika ama sanki bu dudaktan değil gözlerden yayılan bir ışık. Aslında tek tek gelmeleri durumunda da büyük ses getirebilen isimler olmasına rağmen, ikisi bir araya gelerek  ye...

Kaos

Resim
Shawna Dockery Matın üzerinde yaptığın yogada nasıl bir tavır sergiliyorsun? Genellikle yaptığın mekanda matını aynı yöne mi seriyorsun? Sınıfın hep aynı alanlarında mı yerleşmeyi seviyorsun? Belki bilindik asanalar, daha kolay yaptığın asanalar daha keyif verirken, farklılıklarla karşılaşınca kaçıp gitmek mi istiyorsun? Hayata bir oradan bir buradan bakmak, hayata gerçekten bakmaktır bence. Sadece tek yönlü değil, çift yönlü değil, her yönden. Baktığınız yer bir harabenin tam altı bile olabilir. Kendi bildiğin toprağa basmak , nasıl huzurlu bir his. Bir yerden sonra sıkıcı bulunabiliyor, yeniliğe bir özlem duyulabiliyor ama yine de kendi bildiğin toprak kalsın istiyorsun sıkı sıkı kocaman bir yanınla. Öyle tutunuluyor ki o toprağa, sanki eller kıpkırmızı oluyor sıkmaktan, tırnaklar tırmalıyor kendi ellerini. O toprak. Güvenilir alan. Ama neresi orası? Ne kadar gerçek orası? Hep kalabilir mi sabit? Yanıt, hayır. Değişim her an, her yerde var, olmalı. Her şey bizim elimiz...

Sevmekle başlar her şey...

Resim
Birçok nedeni var, geçtiğim yerler bazen benden bir şeyler çalmıştı. Kendime olan inancımı, güvenimi. Tedirginliğim, ürkekliğim, sessizliğim belki bende saklıydı ama zamanla güne başlarken, başımı ileri çevirip geleceğe bakarken bir gri buluta dönüşüyordu tüm bu haller. İnanmıyordum, bilmiyordum yeterince neyim… Söylenenler üzerine yapışır ya insanın, kendine ait olmayan kıyafetler içinde gezinir durursun. Sanırım en derinden, öyleydim. Dediğim gibi, en içte. Sonra iç nedir unutmuşum, dışa bir şeyler eklemeye çalışmışım, bir oraya bir buraya, bir şu olsun, bir bu. Deli danalar gibi bir koşturmaca, sonra bir yorulma, bir yerlerde duraklama. Haftanın altı günü işe giderken, her öğlen demir parmaklıklara benzettiğim balkonun arkasında bilmem kaçıncı çayımı içerken daha bir tavan yapmıştı bu hisler, ama aslında birçok iz geçmişten beri benimleydi. Ben yüzeydeki “ günlük büyük şehir stresi ” ni atmak için başladım yogaya. Önce nefes aldım, bir iki esnedim gibi geldi. Gevşe...