Kayıtlar

Tek idolüm sensin...

Resim
Yeşil ağaçlar, rüzgar nasıl değerse öyle sallanıyorlar. Sarsılmıyorlar, kökleri kuvvetleri. Gelen, esen, konan her neyse kabul. Karşımda duran çam ağacına bakıyorum, her dal ayrı oynuyor. Dans bu olsa gerek. Bazı noktalar sabit, bazı noktalar kıpır kıpır. Doğa, doğallık bu. Her şeyi tek düze tutma, kontrol etme ve zorlama gibi derdi yok doğanın. Ses çıkıyor yapraklardan, kalbi okşuyor ses, bazen hafif bir ürpertiyor teni ama sorun yok. Zira, sorun yok. Olan her ne ise, doğal, olan doğa, olan akış, olan hayat. Ve uzaktan biraz dikkatlice bakınca, tüm dikkati bu ulu, kutsal ağaçlara verince, içeride kabaran tüm duygular, düşünceler sakinleşiyor, havalanıyor. Gerekince, gelen şey bunu almaya geldiyse kendinden bir şeyler feda etmekte de hiçbir cimrilik yapmıyor ağaç. Bırakıyor dalını, kırıyor ve kaldığı yerden devam ediyor. Bir ağaçtan ders alınacak, örnek alınacak çok şey var. En büyük yol göstericim ağaçlar; güzelliğine, yumuşacık ama bir o kadar ...

Akışsa hayat, artık bir tekneyim…

Resim
Nedendir bilinmez. Yaşadığımız her şey. Birileri ile tanışırız, bir yerlere gideriz, bir şeyler yaşarız. Yanlışlıkla ağaç dallarının altına girdiğinde, yüzüne değen örümcek ağları misali, birbirimize şeffaf, görünmeyen, ara sıra fark ettiğimizde ürperten ağlarla bağlıyız. Sanki kocaman bir örümcek var, yıllar, yüzyıllar önce başlamış ağlarını örmeye. Biri demiş Havva, biri demiş Adem, biri demiş başka bir şey ve tüm zamanları, mekanları, olayları, insanları, canlıları örmüş birbirine. Tek bir ipte. Tek bir çizgide. Başı nerede, sonu nerede? Hepsi tek bir nokta gibi. Ötesi yok, sonsuz, baktıkça gözleri zorlayan bir ufuk. Son aylarda her şey hızlı oldu hayatımda. Geçen 3-4 yılda kendimi çok bırakmak istediğim akış yerine, sürekli sınırlar koymaya, kendimi bir sahile bağlamaya, aynı kara parçasında yaşamaya, olabildiğince güvenli, temkinli ritimde hareket etmek için büyük bir efor harcadım. Şehrin ortasında, bir apartman olmak istedim. Kendime ...

Gün içinde bir es: Nef-es

Resim
Yepyeni bir yol var aslında her gün önümüzde.  Her nefesin bir başlangıç olduğunu unutalı ne kadar oldu? Sanki sürekli, taş üstüne taşlar koyarak kendimize kuleler, şatolar, saraylar inşa ediyoruz. O kadar eminiz ki, her şey bizim. Her şey garantide. Güvendeyiz.  Almak,çoğalmak, artmak, en sevdiğimiz şekiller.   Peki, neden hala bir yan tatminsiz, eksik ve bu kadar ürküyor her yeni nefesten? Her alış, bir veriş getiriyor. Nefesin alma verme dengesi, tüm yaşam kalitemiz, sağlımız için her şeyden önemli. Nefesi aldığımız gibi, nefesi vermeyi de öğrenmemiz gerekiyor.  Almak, tekrar almak, biraz daha eklemek, büyümek en çok istenilenler. Sadece olduğumuz halimizle, gerçekten olduğumuz halimizle, yeterince güçlü değiliz izlenimi var bir yerlerde. Güç, daha çok almaktan, daha büyük gözükmekten, daha sert olmaktan, daha çok çalışmaktan, daha çok meşgul olmaktan, daha çok biriktirmekten, istiflemekten, ismimizin önüne bir şeyler eklemekten, özgeçmişimizin alt...

C-esaret

Resim
Yazı yazmaya yazmaya, zor geliyor tekrar boş sayfa önüne oturmak. Son sıralarda derslerimde ve kendi pratiğimde, hayatımda cesaret konusu ön plana çıktı “kendiliğinden”... Gitmek istediğim yerin manzarası. Ocak 2014- Güzelbahçe Kendi güvenli sayfaların arasında iki üç kelime karalamak böyle değil, ama şimdi belki kimse okumayacak, belki hiç tercih etmediğim kişiler okuyacak  bu yazdıklarımı. Biraz cesaret gerekiyor her şeyde. Basit bir yazıda bile. Cesareti nereden almak gerekiyor? Düşünüyorum. Bazen yukarıdan,  gökyüzünden.  Bazen aşağıdan, topraktan. Bazen, mümkünse, yakalayabildiysen içinde bu ikisine uzanmayı, dokunmayı, o zaman tam içinden geliyor galiba cesaret. Kalbinden, karnından hem gökyüzüne, hem toprağa doğru uzanan bir nehir oluyor insan ve bütünleşiyorsun her iki yönle. Bir oluyorsun. Cesur bir limon, Ocak soğuğuna inat güçlü, sarı ve zarif. Ocak 2014- Güzelbahçe.  Çok cesur biri olduğumu düşünmüyorum, ama yakaladığım zaman...

Ve biz de bir zamanlar böyleydik

Resim
Çocuklar, birer mucize hepsi. Çok klişe bir tanımlama, ama tek açıklaması bu gibi geliyor. Pırıl pırıllar, tertemizler, bomboş bir sayfa. Bir o kadar da önemli, nelerle, kimlerle, kimler tarafından sayfanın dolacağı… My Neighbor Totoro filminden.  Pazar sabahı 3 yaşındaki yeğenimle birlikte ailecek dışarıda kahvaltı ederken, arka masadan minik bir misafir yaklaştı. Yaklaşık 2,5 yaşında bir kız çocuğu, hemcinsi olmayan yeğenimin sandalyesine doğru geldi, sonra birbirlerine baktılar. Yüz yüze, yakından incelediler yüz hatlarını. Gözler tertemiz ve ilk soru: - Senin adın ne? -Peki, senin ki? Ve orada, o soru ve o bakışla kuruldu arkadaşlık. Küçücük bir el, kocaman bir sevgiyle dokundu yeğenimin sırtına, hiç çekinmeden ve takılmaya başladılar bir arada. Kahkahalar, çığlıklar, atışmalar, beraber resim boyama falan derken, tüm masa hayranlıkla, şaşkınlıkla bu iki çocuğu izledik. Ben çok imrendim. İçtenliklerine, açık kalpliliklerine, cesaretlerine. Ufacık bir art...

Ellerimde, omuzlarımda hep sen varsın...

Resim
“Yin Yoga, karşılaştığımız durumlara dayanmayı ve sonrasında  onları serbest bırakmayı öğreten bir uygulamadır.” Diana Rick Matın üzeri. Sırt üstü uzanılmış. Tüm ağırlık kendini yere doğru bırakmaya çalışıyor. O da ne? Beden yere doğru kendini bırakmakta zorlanıyor. Eller sıkı, sanki birkaç kiloluk torbalar taşıyor. Dirsekler gergin. Omuzlar? Omuzların üzerinde de sekiz katlı bir apartman var. Derin bir nefes al, nefes verirken yumuşa… Biraz zaman. Gevşemek neydi? Unuttuk mu? Hareket etmeyi seviyoruz. Hareket, hız, sıcaklık, değişik bir hareket yapmak, bir şey yapmak, eylemde olmak, iyi geliyor. Zaten çağ hız çağı, saniyede neler değişiyor. Durmak veya gevşemek, belki uyurken olabilir. Olabilir demek isterdim ama uzun süreli hareket, hız, bedende yorgunluk yaratsa da, gevşeme yaratamayabiliyor. Gevşemeden yorgun bir şekilde yatağa yatmak, uyumak da belli bir yerden sonra yetmiyor. Uyanırken daha az dinlenmiş oluyoruz ve zincirleme etkileri hayatımızda kendini ...

Dolunay'dan devam

Resim
Solumda dolunay. Baya. Kocaman. Aydınlık. Ferah, belirgin. Es geçemiyorsun. Hayatında da öyle. Karanlıkta bir şey mi kaldı? Mutlaka bir kere çarparsın dolunayda o alanlara. Zorlar gibi olur, hafif gerer, bazen tahmininden daha fazla. Yıllardır kolaylık sağlayan “kötü” damgasını yapıştırmak istersen, izin vermez, ışıktır ne de olsa… Kötüyü, iyiyi bilmez, her şeydir. Es geçmenin, gözlerini kapasan da, içte olup bitene gözünü kapatamadığın bir fırsat dolunay. Uyumak istesen de, rüyanda karşına çıkartacak cinsten.  Kulağımda, kolumda taşıdığım çok sevdiğim Ganesha’nın mantrası. Rasa söylüyor, ben de: “ Om gam ganapataye namo namah!” Öylesine tedirgin oluyor ki insan ara sıra, sık sık, çoğu zaman. Hele bir başlangıç varsa. Y eniden , bir sayfa açmak gerekince, göğsünü gere gere, kalbinde en ufak bir korku olmadan, koşa koşa adımları atmaktan bahsediyorum. Yaş ilerledikçe, daha çok soru soruyorsun, plan yapıyorsun, kendini kollamaya, hayatı “garantiye” almaya çalışı...