10 Haziran 2012 Pazar

Hazım



İlk başta hareketlerindeki zarafet dikkatimi çekti. Bazı insanlar ışıldar ya… Başının üzerinde uçuşan minik yıldızlar vardır sanki. Sabahın sekizinde öyle gördüm bir an. Dersine girmeden önce biyografisine göz atmamıştım. Tatlı bir kadın dedim içimden, hareketleri yaparken bedeninin yumuşak esnekliği ve dans eder gibi hali, benim asanaları yapmak yerine, “izlesem mi acaba” hissine kapılmama neden oldu.

Bol kalp açıcı, geriye eğilmeli, güçlü bir akış dersiydi. Ders sonuna doğru yaptığımız yarım köprüler, balıklı köprüler ve en son tam köprü sayesinde kalpte, tam arkasında tıkalı ne kaldıysa bayadır temizlenmeyen açıldı gitti. 10 kiloluk deve oturmuş kalbime, ben onu nasıl unutmuşum? Görmemişim ya da görmezden gelmişim. Deve kalbimden kalkıp gidince hatırladım. Hafifledim. Deve duruşunu da özlemişim, es geçmişim bir süredir, onu farkettim.

Ders sonrası tuvalette karşılaştık. Sıcacık bir insan, samimi, mütevazi…. İsmimi sordu, “benim ismim de Mercedes” dedi. İsmini biliyordum gerçi, ama soyadını hayır.

Mercedes Ngoh- www.danylophotography.com sitesinden alınmıştır. 


Bir süre sonra festival alanında şemsiyelerin altında Mercedes Ngoh’un bebeğini emzirdiğini görünce ayrıca şaşırıp, kendisine bin kere daha hayran kaldım. Eğitmenlik, annelik, eşlik, fit bir beden hepsi aynı anda mevcut olabiliyor demek. İnsanın aklına bebeğini emziren bir anne gelince, bir iki dakika öncesinde güçlü bir yoga dersi verip çıktığı, sonra çimenlerin üzerinde eşiyle dostuyla otururken bebeğinin de yanında olması hali pek gelmiyor. Kendi adıma yazıyorum elbette. Benim dar çerçevem, ummadığım bir yerde, ummadığın bir anda kırılabiliyor. İyi ki de.

Eve gelince, merak ettim ‘kim bu kim’ diye.  Star Wars’ da oynadığını görünce, içimden şöyle dedim: Tanrım, hazım denen şey, ruhta gerçekleşiyor mideden önce. Etrafımızda zor görülen, ben şuyum buyum diyen insanlar, hatta ‘sen benim kim olduğumu bilmiyor musun, ben öğretmenim, eğitmenim’ diye takılanlar, yaptıkları işe kilometrelerce uzaklıktaki tavırlarla beslenenler ve bunu hazmetmekte sorun yaşayan ben bir kenara, böylesine yıldızlar gerçekten hayatta var.

Yıldız derken, ışıldayan ruhlar. Yol gösterenler. Bazen başını kaldırıp birilerine bakıp yolunu bulmak istersin. Yıldızlara bakarsın… Onlardan ilham alırsın.

Rusty Wells- www.urbanflowyoga.com sitesinden alınmıştır. 

Bir diğer ilham ötesi etkiyi Rusty Wells’in dersinde hissettim. Bhakti Flow tarzındaki derse birlikte mantra söyleyerek başladık. “Herkes şarkı söylemeyi sever, ihtiyacı vardır buna” dedi. Ne kadar doğru, ama ağzını açıp şarkı söyleme cesaretinde bulunmak, hele daha kalabalık ortamlarda herkese ilk başta kolay gelmiyor. Halbuki ne kadar dengeleyici ve doğal bir şey şarkı söylemek, boğaz bölgesindeki tüm yoğunluğu dengelen bir eylem. Boğazdan kalbe, boğazdan gözlere bir yol açılıyor yeniden. Rusty Wells’in enerjisi,  dersin güçlü temposuna harika bir renk kattı. Sürekli derste güldük. Gülmenin, hayatın bir oyun olduğunun altını sürekli çizdi.  “Aşırı ciddi, suratı asık, dünyanın en önemli duruşunu yapan insan” haline, muhteşem mizah dolu bir yaklaşımı vardı. Ders boyunca müthiş şarkılar çaldı, Gotye'den Alicia Keys'e... Rusty Wells de hep aralarda şarkı söylemeye devam etti. Gel de keyiflenme! Dersi tekrar mantra söyleyerek kapadık, ama özellikle ders sonunda yaptığı konuşma oradaki birçok katılımcının tam kalbine dokundu. Konuşma ötesinde, enerjisi sardı bizi belki de…

İnsan “ben şuyum, buyum” diye kendini açıklamak mecburiyetinde hiç değil. Hem de hiç. Kendine ille de okuduğun üniversitenin adını, çalıştığın kurumu eklemek gerekiyorsa, kendini öyle daha güvende hissediyorsan… Eyvallah. Herkes kendini rahat hissetsin. Mercedes Ngoh, soyadını bilmediğim anda da ışıldayan bir ruhtu, çimenlerin üzerinde bebeğini emzirirken de, Star Wars* filmindeyken de. Rusty Wells müthiş bir eğitmen, nereden geldiğini, hangi akımı uyguladığını sınıfına ilk girdiğinde bilmesen de.

Gönül ister ileride eğitimlerine katılmak. Rusty Wells’in felsefi bilgisi, akışlardaki eğlenceli ve sıradışı yaklaşımı ve asanalara hakimiyeti, Mercedes Ngoh’un  yumuşak ama bir o kadar güçlü ve dişi anlatım tarzı insanı çekiyor, keşke daha fazla dersine katılabilsem diye. Yogayı sadece eğitmen olarak değil, adına yakışır şekilde, bir bütün halinde benimsemiş, hazmetmiş, yogayı bir yaşam felsefesi haline getirmişler. Öylesine belli ki... Mercedes, bana biraz kendi hocam Özlem Liz Vardan’ı hatırlattı. Özlüyoruz, arıyoruz onu çok.

MindBody festivali ilk kez gerçekleşti. Bir noktaya adım atıp, çok fazla yol gitmeden, bir sağdaki çadır, bir soldaki çadıra girerek, birbirinden değerli ve farklı stillerdeki hocaların derslerini deneyimlemek keyifliydi. Emma Henry’in Jivamukti stilindeki dersleri ve Jessica Boylston Fagonde’un verdiği seminer ayrıca beğendiklerim arasındaydı. Her zaman eleştiriler gelebilir, ama tahminlerime göre Türkiye’de böyle bir festivalin düzenlenmesi hiç kolay iş değildi. İlk kez oldu ve iyi ki de oldu. Düzenleyen, sponsor olan herkes bir teşekkürü hak ediyor. Ben oldukça eğlendim, birçok derse katılabilme fırsatı bulduğum isimlerden yogaya dair ilham aldım bir kez daha. Yoga sever arkadaşlarımla harika bir üç gün geçirdim. 

Hazım her şeydir. Geçmişinle, yanlışınla, kusurunla, seçimlerinle, her neyse içindeki hazma ihtiyaç duyan, bunun çok önemli olduğunu kendim için bir kez daha anladım. 

Hayat güzel. İyi ki varsın yoga. Dilerim bu tarz festivaller ülkemizde ileriki yıllarda devam eder.  

*(1997, Star Wars Special Edition Star Wars: Episode VI - Return of the Jedi).