26 Aralık 2010 Pazar

2011& Kırmızı

Bu yılın rengi benim için belirlendi. Yeni yıl, yılbaşı, noel psikolojisine uyum sağlamakla bir alakası yok, amacım yeni yılda hayata köklenmek. Daha sağlam kökler, kırmızı rengi, birinci çakra, haydi kızım sal köklerini toprağa...

Pazar gününe ikinci vinyasa pratik dersimle başladım. Nasıl yoruldum, nasıl zorlandım, anlatamam dicem ama bir güzel anlatacağım. Uzun uzun güneşe selamlar, yağmurlu bir İstanbul sabahına iyi geldi. Böyle günlerde hep Mazhar Alanson'un sesi çalar kulaklarımda, "bu sabah yağmur var İstanbul'da..." diye diye. Uzun güneşe selamlar, ısındırdı vücudu, bir de dersin ortasından sonra savaşçı serileri eklendi. İşte orada bende birkaç kilit belirdi, birkaç kilit çözüldü. Benim sorunum neydi?



Birkaç aydır fark ediyorum, savaşçı duruşlarında bir sorunum var. Özellikle seri olarak ardı arkası sınır tanımayan savaşçı serilerinde. Elbette temel olarak yapıyorum duruşu, "eğitmen oldun yapamıyor musun" sorusu geçmesin kimsenin aklından. Gerçi eğitmen demek her duruşu yapar demek değildir, ama temel duruşlar şart. Daha uzun kalmalarda ve çeşitlemelerde, özellikle de bugün hiç rahat olamadığımı farkettim. Biraz haftanın yorgunluğu, cumartesi yorgunluğu, pazar mahmurluğu da vardı, o ayrı. Ağırlığımı eşit dağıtamıyorum, elbette uzun kalmak kolay değil ama daha rahat olabilirim sanki... Bu fark ettiğim kilit.


Kilidime bir anahtar önerisi sevgili Sinem'den geldi. "İyice kök sal, arka ayağın hep sabit kalmalı buradan üçgenlere ve diğer tüm savaşçılara geçebilirsin"dedi. Evet, parmak bastı tam o noktaya, benim ayaklar hep bir arayışta, bir türlü sabit basamıyor yere. Neden köklenemiyorum? Neden istediğim gibi köklenemiyorum?

Virabhadrasana II; karın, sırt, kalçalar, bacak kaslarının güçlerini arttırıyor, karnı biçimlendiriyor, aynı zamanda kalça, pelvis bölgesi ve bacakları esnetiyor. Direnme gücünü arttıran bir duruş, geleceğe odaklandığın, hedefin netlendiği. Adı üstünde savaşçı. Belki de benim bu yönlerim eksik, direnme gücüm artmalı hayata karşı. Tıpkı daha önce navasanada yaşadığım gibi sanırım bu durum...


Zaman tanıyacağım kendime ve bedenime, ilk başta birinci çakram güçlenecek bu yıl, hayata karşı sımsıkı köklerle bağlanacağım. Kırmızı ana rengim olsun istiyorum. İçimden öyle geliyor. Bir ağaç gibi olmak istiyorum... Kökler sağlam, dallar yumuşacık. Essin rüzgarlar, yağsın yağmurlar ve daha çok yeşerelim.


Sevgiler ve herkese mutlu bir 2011 diliyorum.

21 Aralık 2010 Salı

Dolunay ve dönüşüm

Dolunay varmış yukarıda. Dün akşam eve gelirken farkettim. Bugün tam halini alacağını algıladım. Eskiden deliler gibi ayın durumunu kontrol ederdim, işlerimi ona göre ayarlardım. Evlilik tarihi, yeni başlangıçlar, radikal değişimler. İyi yapmışsın diyenler olabilir içinizde. Ama artık vın gelir, tırs gider bana ayın durumu...

Büyük konuşmak istemem ama uzun süredir astroloji ile arama mesafeler girdi. Benim adıma yararlı oldu; her ay düzenli Susan Miller okumalarım son buldu, güne başlarken günlük burcumda neler oluyor artık ilgilenmiyorum. Kaç saat ayırıyordum eskiden bilmiyorum. Astrolojiye saygım sonsuz, inanırım da, ama artık "eski" bir ilgi alanı benim için. Bence tüm gökyüzü bizim. Kötü bir şey olursa da olunca görsem yeter ve artar. Önceden bilmek istemiyorum bir süredir. Bırakalım sürpriz olsun.

Nitekim bugün çevremde ayın hali ve insanların üzerlerindeki gerginlikleri ya da kötü bir şey olacakmış gibi beklemelerine tanık oldum. Önceki halimi gördüm yani. Bir önyargı mı oluyor, koşullama mı oluyor, bilemiyorum. Ama bugün kendi bakış açımdan değerlendirdiğimde, evet diyebilirim.

Sabaha çok yumuşak başladım. Güzel bir ekinazya çayı ve kahvaltı. Ardından dışarı çıkıp ufak bir alışveriş, sonra kapımı çalan tatlı arkadaşlarım Devrim ve İmge belki de dolunay etkisini ve ayın tutukluluğunu hissetmememi sağladı. Birkaç aydır merakla oynamayı beklediğimiz bir oyun vardı ve bugüne denk gelmesi tesadüf olmamalı. Dönüşüm oyunu. Eşsiz bir kendini keşfetme aracı yazıyor oyunun kapağında.

"Hayat bazen lütuflarla, içgörülerle ve etrafımızdaki insanlarla kalpten bir bağlantı ile doludur. Diğer zamanlarda ise bir dizi engelle sarsılır, acılar biriktirir ve hatta depresyona düşeriz . Bazense birisi umulmadık bir şekilde bizi taktir eder veya bize hizmet etmeyi teklif eder veya biz bir başkasına yardım etmeye çalışırız.

Hayatın böyle çok çeşitli bir deneyimlerle dolu olması gibi "Dönüşüm Oyunu" da öyledir. Eğlenceli ama karmaşık bir oyun olan "Dönüşüm Oyunu" bir oyun edasıyla hayatınızdaki temel konuları dönüştürmede sağlam ve güçlü bir yol sunar."

Böyle bir yol sunuldu oyunla birlikte. Merak, heyecan ve şaşırmayla geçti 2,5 saat. Oyun sürse daha sürerdi ancak Vinyasa pratik dersi bizi bekliyordu. Ay'ın güçlü bir enerjisi olduğunu bilirim, buna da uygun bir ders yaptık Sinem Hocayla. Sinem Er de Cihangir Yoga kökenli, Zeynep Aksoy'un öğrencilerinden. Sinem, Mey'in derslerinde asistanlık yapıyor ve ayrıca bizi pratik derslerimizde Vinyasa eğitimimize hazırlıyor. Kendisiyle ilk dersimizdi; enerjik, güçlü ve kişisel sınırların iyice araştırıldığı bir dersti. "Bu duruştan üç defa bedenin çık demiyorsa kal, merak etme hiç birşey olmayacak, kal" dedi Sinem. Utkatasana, yani sandalye duruşundaydık. İçimden henüz bir kere "çık Ece" duruştan demiştim ki, Sinem'in önerisi ile sustum ve kaldım. Bir şey olmadı. Zorlamak ya da sınırını araştırmak bu oluyor galiba. Kendimi Vinyasa'da çok güçlü hissediyorum. Enerjimin ateş gibi ısındığını farkediyorum. Ancak bugünkü yumuşacık bir enerjiydi. Sakin ve rahat.

Tüm bu sebeplerden ötürü gökteki Ay'a, güzel Vinyasa dersine ve güzel öğleden sonrası için arkadaşlarım İmge ile Devrim'e çok teşekkür ediyorum.



18 Aralık 2010 Cumartesi

Akışına bırak

Akışındayım hayatın. İlk eğitimimin ardından bir sürü plan yapmaya kalkıştım. Planlarım kendi halinde kaldı, plan olma halinden dışarı çıkamadı ve hayat bana akmam gereken yönü gösterdi. Bir sonraki eğitimim olan Vinyasa Flow eğitimime bugün başladım... Akıyorum, akıştayım.




Cihangir Yoga'da eğitmenlik yapan Mey Elbi'nin Om Yoga Stilinde Vinyasa Flow yani Vinyasa Akış eğitimim bugün başladı. 1998 yılında New York'ta Jivamukti Yoga Merkezi'nde yoga yapmaya başlayan Mey, yine New York'ta yer alan Om Yoga Merkezi'nden eğitmenlik sertifikasını almış. Amerika'da, Kosta Rica'da eğitmelik yapmış. Yogayla yaşayan, değerli bir öğretmen kendisi.

Om Yoga’daki eğitiminden sonra hemen Hindistan’a giden Mey, Mysore’da Sri Pattabhi Jois’un yanında Ashtanga Yoga uygulamalarında bulunmuş. 1998 yılından bugüne kadar birçok kursa katılan Mey Elbi, Godfrey Devereux’ten aldığı 300 saatlik eğitimin ardından yoga ile olan bağını daha da derinleştirmiş ve köklendirmiş. Derslerde bolca ismi geçen Godfrey Devereux’ün yogaya olan yaklaşımı bugüne kadar duyduklarımdan çok daha farklı, çok daha derin, çok daha ufuk açıcı. Böyle tanımlamak istedim kendi adıma. Mey’in aracılığıyla bu bilgileri almaksa çok keyifli.


Yuvam olarak nitelendirebileceğim Jiva'da alıyorum bu eğitimi. Eğitmenlik eğitimi ama ileri seviyede yoga yapanların da katılabileceği bir eğitim. Sınıf dolu, ne güzel değil mi? Sabah derse geldim ve matımda yerimi aldım, matımın yanına konan kitapları karıştırmaya başladım. Ders notlarının kapağında şu cümle yer alıyordu; "The main action of yoga practice is listening." Yoganın ana eylemi dinlemektir. Gerçekten de öyle.

Kolay mı? Hayır. Güzel mi? Kişiye göre değişir, ama özünde güzel bunu başarabilmek. Hep başarmak da mümkün değil. Derse başlarken, hem kendimi hem de Mey'i iyice dinlemeye dair söz verdim kendime. Tüm dikkatim o anda olmalıydı. Bugün gerçekten öyle oldu.

2,5 saat aralıksız Vinyasa Akışlarıyla başladık dersimize. Zorladı, güçlendirdi, su gibi geldi bedenime bu süre. Vinyasa'nın kelime anlamı bir şeyi bir yere yerleştirmek. Her nefeste bir duruşa geçiliyor, asanalar arasında mantıklı bir sıralama yer alıyor. Yapılan hareketin derecesi zor bile olsa, beden güvenle olması gerektiği şekilde yerleştiriliyor. Akmak çok güzel. Su gibi...

Derste duyduğum her cümle çok değerli ama not aldıklarım ve paylaşmak istediklerim var. "Alışkanlıklarımızı değiştirebiliriz." Bu cümle bileklerimizi ters yöne doğru çevirirken söylendi. Her zaman kolay olanı yapmayı tercih ediyoruz, kolay olan alıştığın oluyor. Ancak bunu değiştirmek mümkün. Bedenimiz özellikle bu konuda kısa sürede adepte olabiliyor. Biraz alıştırma ve sabırla.

Bazı duruşlarda itme, çekme eylemine girebiliyor insan. Örneğin Paschimottanasana'da (iki bacak öne kapanırken) ayaklarıma daha çok yaklaşmaya çalıştım. "İtme çekme kabiliyetini unut. Bedenin zaten ne yapması gerektiğini çok iyi biliyor", dedi Mey. Aynı şey nefes içinde geçerli oldu. "Nefes alıp verirken agresiflik içine girilmemeli. Beden çok zeki ve nasıl nefes alması gerektiğini biliyor" dedi Mey Elbi. Akıştayken insan tamda bunları yapmalı diye düşüyorum günün sonunda.

Ayrıca derse katılan herkes eğitmen olsa da, başlangıç zihniyetiyle hayatımızı sürdürmeliyiz. Bu eğitime gelirken boş bir çanakla gelmek gerektiğini ve buradaki bilgilerle tekrar kendimizi doldurmamız gerektiğini ekledi Mey. Eğer dolu bir kapla yeni bir şeyler öğrenmeye çalışırsan, o kap taşar. Bazı arkadaşlarım bana "hala eğitim mi alıyorsun, öğrencilikten çıkamadın Ece" diyorlar. Ya da "ne zaman bitiyor bu eğitimler, yine mi eğitim" gibi tepkiler de alıyorum. Ve evet, eğitimim hiç bitmeyecek. 90 yaşına bile gelsem, bir eğitim görsem katılmak istiyorum. Kendi öğrenciliklerini üniversite diplomasıyla noktaladıklarına inanıyor bazı insanlar. Oysa hayat öyle okulda öğretildiği gibi değil. Yoganın içinde olunca zaten ulaşmak istediğin bir varış noktası olmuyor. Hayat bir süreç, bir döngü ve tepede bir yerlere bayrak dikmek gibi hayallerim yok. Hayata karşı da hep açık olmalıyız. Ve ben bu eğitimimle birlikte yine en baştayım. Bu hissi seviyorum. Alıştırıldığım zincirleri kırdım, emeklilik için para biriktirmiyorum. Hiç emekli olmayı da düşünmüyorum. Başlangıç halimi korumak istiyorum.

Yarın eğitimin ikinci günü ve pazar günümün altı saatini yogayla dolduracağım için çok mutluyum. Herkese güzel bir hafta sonu diliyorum.


Namaste.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Dik durmanın zarafeti

Yolda yürürken, dolmuşta giderken, alışveriş yaparken şöyle bir etrafınıza bakın. Ya da o kadar başınızı döndürmeyin, aynanın karşısına geçin ve kendinize bakın. Nasıl duruyorsunuz?


Cinsiyet ayrımı yapmanın bir anlamı yok ama özellikle kadınlar daha bir kambur duruyor sanki... Yaş ayrımına hiç gerek yok; bazen 80 yaşındaki bir amca dimdik yolda yürürken, yanında geçen 20 yaşındaki bir kadın sırtının kamburluğu altında adımlarını atıyor. Yorgunluk, bezginlik, bilgisayar başında uzun süreli çalışmalar derken, dik durmak eski bir alışkanlık olup çıkıyor. Uzun süre kambur durmak ise, zamanla başka rahatsızlıklara, ciddi duruş bozukluklarına yol açıyor. Ben herkesi dik durmaya davet ediyorum:)

Öğrencilik hayatıyla beraber sürekli sıra başında oturmalar, üzerine eklenen masa başı işler arasında etkilenen omurgalardan biri de bana aitti. Duruşum yavaşça yer çekimine bıraktı kendini. Kapalı bir kalp bölgesi, düşük omuzlar... Yoga ile birlikte bedenimi, omurgamı yeniden canlandırmaya  başladım neyseki.

Yogaya başlayan kişiler, dik durmaya başlayınca ilk başta sırtlarında bir ağrı hissediyor. Ben de aynısını yaşadım. Bunun sebebi bedenin bu duruşa alışık olmaması. Sırt, karın, göğüs bölgesindeki kaslar yeterince güçlü olmadığından ve sürekli öne doğru kambur bir tavır sergilediğinden, beden alışık olmadığı bu dikliğe- canlılığa öncelikle direnebiliyor. 

Zamanla omurga bu duruşa alışıyor elbette. Egzersiz şart, özellikle yoga bunun için birebir. Bunun dışında yumuşacık koltukların üzerine oturup, iyice yastıkların arasına göçmek yerine, evde kitap okurken, tv izlerken sırtınızı üşütmeyecek şekilde duvara yaslayarak oturabilirsiniz. Duvar dik durmak için en büyük yardımcı. Yoga duruşlarını yaparken sınıfınızda ya da evinizde duvar kenarında çalışabilirsiniz. Çünkü normalde matınızda dururken dik durduğunuzu zannetseniz de ufak tefek eğilmeler gerçekleşebiliyor. Ama duvar buna asla izin vermiyor. Deneyin ve farkı görün.

Kendimde şunu fark ettim, insanın duruşu aslında ruhsal halinin birebir aynasıdır. Kambur duran kişiler, hayata karşı yorgun bir duruş sergiliyorlar. Omuzlara binen yorgunluk, göğsünüzün daha kapalı kalmasına neden oluyor. Bu durumda alınan nefesin kalitesi düşüyor, yeterince nefes ciğerlere dolmuyor. Nefes için hem göğüs kafesinin, hem de karın bölgesinde açıklık olması çok önemli. Omurgamız dik durduğu zaman, akciğerlere ve diyaframa nefes yayılabiliyor ve sağlıklı nefesler alıp vermek mümkün oluyor.

Başınızı hayata karşı eğmeyin, sırtınıza yük bindirmeyin. En azından varsa yükler, eğiklikler bunu uzun süre devam ettirmeyin. Kalbinizi açın hayata, omuzlarınızı hafifletin. Derin nefesler alın, bedeninizi nefesten mahrum bırakmayın. Bu sizin hayata sıcacık ve sevgi dolu bakmanızı sağlayacaktır. Ayrıca başınızın dik olması halinde, kendinize olan güveniniz artacaktır. Kambur duran biri istediği kadar bağırsın "benim kendime olan güvenim tam" diye. Duruşunuz içinizi yansıtacaktır.

Düzenli yoga yapmaya başladıktan sonra, kaslar& omurga uzadığı, esnediği için, duruşunuz düzeldiği için boyunuz eskisi nazaran 1-2 cm.' e kadar uzayabiliyor. Eğer cm olarak bir uzama olmasa bile, yanlış duruş düzeldiğinden dolayı kendi boyunuz meydana çıkıyor. İnsanlara hele hele kadınlara dik durmak o kadar çok yakışıyor ki. Aynanın karşısına geçin ve dik durup aradaki farka bakın. İfadenizin nasıl değiştiğine bakın. Dik durmanın zarafetini kendinizden eksik etmeyin...


Sevgiyle kalın.


Namaste.


















30 Kasım 2010 Salı

Keyfin gelsin yerine!

Havalar erken kararır oldu, bulutlar çoğalır oldu gökyüzünde. İş tempoları yükselirken, trafik çekilmez hale gelirken, nasıl mutlu olunur? Böyle bir ortamdan çıkınca yoga dersine nasıl adapte olunur? Şöyle:


Muhteşem yoga dergisi yogajournal'ın Almanca versiyonunu karıştır karıştır bitiremedim. Ne kadar zengin bir dergi, keşke Türkiye'de böyle bir dergi çıksa. Zor... Paylaşmadan geçemeyceğim bir yazı okudum. O da mutluluk veren asanalarla ilgiliydi. Büyük şehir temposunda gittikçe azalan keyfinizi bu duruşlarla yerine getirebilirsiniz.

Uzmanlar belirtiyor: Mutlu ruh haline daha çok sahip olan kişilerin, sorun yaşasalar bile, daha kısa sürede mutlu olma, kendilerini neşeli hissetme durumlarına girmeleri kolaylaşıyor. O günkü ruh haliniz düşükse bile, matınızın üzerine ayak bastıktan dakikalar sonra keyfiniz yeniden yerine gelecektir. Uzun süre depresif kalmanın kimseye hayrı olmayacağı kesin. Eğer kendinizi yoga yaparken daha mutlu hissetmek istiyorsanız, bu asanaları mutlaka ders programınıza ekleyin:)

Aç kalbini! Bu beş asanayı gerçekleştirirken, göğsünüzün karşıya doğru açık olması önemlidir. Derin nefesleri göğsünüze kadar çıkartmaya çalışın. Tertemiz, bembeyaz nefesler aldığınızı hayal edin. Dilerseniz güzel bir yeşil rengi de kafanızda canlandırabilirsiniz.

Utthita Trikoasana (geniş üçgen duruşu)


Anjaneyasana (hamle duruşu)

Bhujangasana (kobra duruşu)
Kapotasana (güvercin duruşu versiyonu)


Ushtrasana (deve duruşu)
Keyfiniz olabildiğince yüksek olsun. Yoga yaparak kendinize zaman ayırın. Lao Tzu diyor ki: "Kendine dönmeyen çılgına döner!" Bunu gerçekleştirebileceğiniz, kendinize zaman ayıracağınız en güzel yerlerden biri yoga matınız...
Namaste.





25 Kasım 2010 Perşembe

Anlatmam gerek...

Uzun bir aranın ardından tekrar bloguma yazıyorum. Tatil girdi, yollar girdi, ara girdi ama yoga ile aramıza mesafe girmedi. İzmir'de en yakın arkadaşımla birlikte ormana karşı nefis bir yoga seansı düzenledik. Gökyüzünün mavisi, bulutların pamuksu beyazlığı derken çakralarımız harika bir denge yakaladı. Yakaladı ki böylesine güzel bir haftanın içerisinde buldum kendimi... Anlatacak çok şey var!


Bugün çok özel bir gündü benim için her açıdan: Hocam Özlem Liz Vardan'ın geçtiğimiz sene Kadıköy Belediyesi'yle birlikte yürüttüğü gönüllü projenin devamı için bir toplantımız vardı bugün. Şiddet görmüş kadınlarına özel olarak düzenlenen bu yoga derslerinde, büyük faydalar görülmüştü geçen sene. Türkiye'de bir ilk olan bu gönüllü projeyi başlatan altın kalpli ismi Özlem Hocam, her ne kadar yurt dışına gitmeye hazırlansa da, yaktığı meşaleyi devretmeye kararlıydı. Yoga Alliance eğitim sınıfında gönüllü olan arkadaşlarımızdan Devrim ve ben, düzenli olarak bu projeyi devam ettirmek için bugün güzel bir toplantı gerçekleştirdik. Aralık başı başlıyoruz. Yogadan herkesin bir faydası olacaktır elbette, ama en gerekli noktalara ulaşabilirsek, ne mutlu bize.

Daha önce Kanada'da uyuşturucu kullanan gençlerle, şiddet görmüş kadınlarla benzeri çalışmalar gerçekleştirmiş olan Özlem Hoca, bunun Türkiye'de ilk defa gerçekleşmesine çok şaşırmış. Her şeyin bir ilki olmalı ne de olsa. Özellikle bu tarz katılım gruplarında büyük faydalar, düzelmeler görülmüş. Geçen sene Kadıköy'de yapılan yoga çalışmalarında da, katılımcılardan çoğu olumlu değişimler göstermiş. Bu tarz düzelmelerin daha çok görüleceğinden de eminim ben. Bir kişinin tekrar topluma kazandırılması bile harika geliyor kulağa. Dileriz bu tarz gönüllü projeler her açıdan artar.

Pazar gününden içime neşe doldu, heyecan doldu. Jiva'da bu hafta ders vermeye başladım çünkü. Bugün ilk dersimi verdim, arka arkaya 2 derse girmenin heyecanı halen hücrelerimde dans ediyor. 18.30 dersini klasik bir Hatha dersi olarak tasarladım kafamda, enerjimizi yükselttik, günlük stresimizi attık hep birlikte sınıfça. Güzel, kalabalık bir sınıfın karşısında ders vermek bu kadar mı güzel olur? Derse giren tüm katılımcılara kalben teşekkür ediyorum.

Ardından 19.30 sınıfına girdim, çok senkronize ve estetik bir sınıftı. Hep birlikte sağa eğilmek, aynı anda nefes sesini kulaklarımda duymak beni çok şaşırttı. Mest oldum. İlk kez bu sınıfta, Jiva üyelerine ders verdim ne de olsa. Bugün benim için bir ilkti, bu ilki Jiva'da yaşamak ne hoş ne güzel. Teşekkürler Didem Hocam, teşekkürler Özlem Hocam... Ayrıca derste beni yalnız bırakmayan ve içimdeki mutlu heyecanımı dengelememde yardımcı olan asistanım, canım arkadaşım Bahar'a da çok teşekkürler. Nasıl rahatlattın beni, nasıl destek verdin, bilemezsin:)

Yarınki dersim için güzel bir uyku çekeceğim. Tek başına yoga yapmak tartışılmaz bir keyifti, evet. Ama kalabalık bir sınıfta, mumlar eşliğinde, yumuşacık bir müzikte rahatlamak, gelen kişilere bir rehber olmak tarif edilemez benim için. Bloga yazıyorum yazıyorum, yine tam anlatamıyorum sanki hislerimi.

Tatilden dönen herkesin bu haftaya alışmasının kolay olmayacağını tahmin edebiliyorum. Bol bol yoga yapın, esneyin, nefes alın ve rahatlayın. Tatil ruhu hep içinizde olsun, yoksa hayat zorlaşıyor.

Bu arada bir önceki yazımda Tao Te Ching kitabından bahsetmiştim. Kitabı İzmir'de güzel bir kitapçıdan aldım. Okuyorum... En kısa zamanda daha detaylı bahsedeceğim. Herkese tavsiye ederim bir kez daha.




Güzel bir hafta sizinle olsun.


Namaste.








16 Kasım 2010 Salı

Gökyüzünün altındaki güzel bahçe

Planlarımın sadece kafamda yer aldığını bana bir kez daha hatırlatan Nut, pazar sabahı sertifikamı keyifli bir şekilde alamayacağımı gösterdi. Bir takım aksilikler, gecikmeler derken İzmir'e doğru yola çıktım...

Uzun bir araba yolculuğunun ardından, İzmir'e ulaşabildim. Son derece yorgun olmama rağmen, uyku öncesi kendime güzel bir yoga seansı armağan ettim. Yol boyunca belimde oluşan rahatsızlık, neyseki kendini rahatlığa bıraktı. Bence her yolculuğun ardından biraz gevşeme yapılmalı.

Güzel bir yerde kalıyorum İzmir'de. Adından belli Güzelbahçe. Akşam karanlıktı gelince ama sabah yeşillikler içinde buldum kendimi. Tertemiz bir hava ve ardından güzel bir kahvaltı, bir de üzerine yine yoga. Hep yoga. Düşüncelerimdeki akış, kendini ormanın yeşilliğine doğru bırakıverdi. Mavi bir gökyüzü vardı üzerimde, hava ılık, sıcak. İzmir'e aksisi yakışmaz ki zaten.

İstanbul'a olan sevgim tartışılmaz ama insan doğduğu kentle arasında bir bağ yaşıyor. Benim es geçmiş olduğum bir bağdı uzun zamandır. Yeşilin etkisiyle kalbimi kocaman açtım bu şehre doğru. İçimde çocuksu bir sevgi uyandı, saf ve temiz. Ne kadar özlemişim ben seni... Çocukluğum geçtiği şehri...
Bu tatilde güzel bir dinlenme gerçekleştirmek üzere yanıma çeşitli kitaplar aldım ama bugün nette gözüme Tao Te Ching isimli kitap çarptı. Lao Tzu tarafından yazılmış olan kitap, Yol Yayınları tarafından Yol ve Erdem- Söz ve Can ismiyle çevrilmiş. Hayata dair harika öğretiler yer alıyor. Şu an bu kitap elimde değil ama en kısa zamanda anlayabileceğim bir dildeki çevirisini okuyacağım. Paylaşmadan geçemedim...

“Tolerant like the sky,
all-pervading like sunlight,
firm like a mountain,
supple like a tree in the wind..."



"Gökyüzü kadar hoşgörülü,
Güneş gibi her yere ulaşabilen,
Dağ gibi sağlam,
Rüzgardaki bir ağaç kadar esnek..."


Kendimi bu sabah ağaçlara doğru bakarken, derin derin nefes alırken aynen böyle hissettim. İçimdeki hissin sonrasında internette okuduğum bir metinle birleşmesi, o kadar iyi geldi ki. Kitap bence derin ufuklar açacak bir potansiyele sahip. Belki bu uzunca tatilde okunabilir:) Yolum kitapçıya düşmeli yarın...

Sertifikama bayram sonrası pazartesi günü kavuşacağım. Hayatın gizemi izin verirse tabii:)
Herkese mutluluk dolu bir tatil diliyorum. İyi bayramlar.

10 Kasım 2010 Çarşamba

Mutlu heyecanlardan gizeme...

Her insanın hayatında çok mutlu olduğu anlar vardır. Mutluluğu tüm iliklerinizde hissedersiniz. Cumartesi günü saat 11'e doğru, mutluluğu iliklerimde hissettim. Sınavın ardından...

Cuma akşamı çok heyecanlıydım. Müziğimi kontrol ediyorum, değişik seriler yaratmaya çalışıyorum, içim içime sığmıyor. Gecenin saat 12snde güneşe selam serileri yapıyorum. Olacak şey değil, sınav heyecanı işte.


Sabah kursa gelirken, taksiden inerken çantam yere düşüyor, aslında ben sakinim sanıyorum ama bedenim ne kadar heyecanlı olduğumu bana hatırlatıyor. Sınıftaki matları hazırlıyorum, battaniyeleri, ne de olsa ilk sınav benim. Müziği kontrol ediyorum, sonra herkes yerlerine geçiyor... Kalbim güm güm:)


Aktif bir ders yapıyoruz, Ashtanga serileri, kartalla birleşmiş savaşçılar vb. 1 saatin sonuna doğru herkes savasanada. Çok kontrollüyüm, hatta çok ciddiymişim ders boyunca. Kontrollü olduğumunda farkındayım. Arkadaşlarım savasanadan kalkıp, dersi bitirme kısmına geldik, eller kalbin önünde: "Ders katıldığınız için çok teşekkür ederim, namaste" dedim. Başım öne eğikti, kaldırıken bir başladım ağlamaya. Durduramıyorum kendimi. Nasıl bir enerji var sınıfta, harika bir enerji, herkesin suratında huzurlu gülücükler, ben ağlamayım da kim ağlasın:) Tamamen mutluluktan ve hissettiğim manevi tatmini asla ama asla kelimelerle anlatamam. Bakmayın bu kadar kelime karaladığıma. Hayatımda yaşadığım en güzel hislerden biriydi cumartesi günkü dersim.


Ardından Devrim, İmge, Bahar, Melda ders yaptırdı. Hepsi ayrı ayrı güzel, ayrı tatlardaydı. İmge'nin dersinde asistandım, onunda dışında toplam 4 saat yoga yaptım cumartesi. Pazar günü de 4 sınav vardı: Gonca, Hatice, Sinem ve Emine. İyice yorulduk, iyice dinlendik ve muhteşem yogayla dolu 2 gün yaşadık. 8 saat dolu dolu yoga, hem de iki günde. Her ay bir kere yapılsa nasıl muhteşem olur. Tüm arkadaşlarıma güzel dersleri için çok teşekkür ediyorum.

Pazar gününün sonunda hepimiz çok yorgunduk. Ama kursun başlangıcında çektiğimiz Tanrıçalarımızla ayrılma, yeni Tanrıçalarımızla tanışma zamanı gelmişti. Dünyalar tatlısı Özlem Hocamız, bizi öncesinde beyaz adaçayı ile tütsüledi. Enerjimizi dengeledik. Kendimi bir masalda gibi hissettim. Tüm bunlar gerçek olamazdı:) Gerçek olmayacak kadar güzel ve saftı.

Asla ayrılmak istemediğim ve bana gerçekten bereket, şans getiren Lakshmi'nin yerini, Nut aldı benim için. Gök yüzünün Tanrıçası olan Nut, bana hayatın gizemli yanına güvenmemi ve kendimi serbest bırakmayı öğretecek. Tüm kötülüklerden beni koruyacakmış.
Yoga Alliance sertifikamı Jiva'dan alacağım için (bu pazar sabahı samimi bir brunch eşliğinde) kendimi çok şanslı hissediyorum. Buradan eğitim almaya karar vermem, hayatımdaki en doğru kararlardan biri oldu. Hepimizin yolu açık olsun! Tanrıçalar ve melekler bizi korusun....





4 Kasım 2010 Perşembe

Dengesizliğimizin nedeni: Zihnimiz

Gökyüzünün gücü adına! Biri güneş, diğeri ay... İkisi de içimizdeymiş meğer. Neler saçmalıyorsun diyebilirsiniz. Üstad B.K.S. Iyengar üzerine hazırladığım bitiriş ödevimde içimizdeki güçler yüzünden dengesizlikler yaşadığımızı öğrendim.

1918 yılında dünyaya gelmiş olmuş olan Bellur Krishnamachar Sundararaja Iyengar'ın 'Yoga ve Siz 'isimli kitabını okudum en son. Iyengar yoganın da kurucusu olan Yogacharya Iyengar'ın harika bir dünya görüşü var. Birlik konusunun hayatın ve yoga alanının her alanında var olmasını savunuyor.

Her yoga türünün aynı amaca hizmet ettiğini vurguluyor Iyengar. Hatha yoganın kelime anlamını açıklıyor ve kendi içimde yer alan bir soruya da cevap veriyor: Neden dengesizlikler oluyor içimizde? Cevabı Hatha'da saklı.

"Ha" Sanskritçe'de güneş demek, "tha" da ay. Güneş, ruhumuzu temsil ediyor. Güneş istikrarlı, enerjisi hiç tükenmiyor. Ruhumuzun da enerjisi hiç tükenmiyor. Ay ise, her ay gel gitler yaşar. Ay, zihnimizi temsil ediyor, enerjisi bir artıyor, bir azalıyor.

Sizin zihinsel haliniz ay içinde nasıl olur bilmem, ama benim çok sık yaşadığım bir durum gel git hali. Enerjinin (zihnimdeki enerjinin) azalması, düşmesi... Yoganın amacı burada devreye giriyor. Bilincimizle bedenimizin enerjisini dengeye getirdiğimiz zaman, bilinç sakinleşmeye başlıyor. O sakinleşincede, ruhumuzun enerjisi, yani güneş bilincimizi ve bedenimizi kapsıyor. Dengeli, istikrarlı ve enerjik bir hal alıyor her yerimiz. Her yerimizden kastım: Bedenimiz, bilincimiz ve ruhumuz.

Şu üç ayrım üzerine düşünmek bile insanın kafasında geniş ufuklar açıyor. Sadece göründüğümüz gibi değiliz. Sadece düşündüğümüz gibi de değiliz. Hem bir bedenimiz var, hem bir ruhumuz hem de bir bilincimiz. Dengeyi yakalamak kolay değil, ama yoga ile mümkün.

İçinizdeki güneşin her zaman pırıl pırıl olması dileğiyle:)
Namaste.

1 Kasım 2010 Pazartesi

Enerjimizin son hali

200 saati tamamlamaya az kala, son pratik dersimizde bu sorunun cevabını verdim kendime: Enerjimiz ne hal aldı? Kocaman, sevgi dolu bir enerji bizim ki... görmek için bir an sınıfa bakmanız yeter...

Bugün son dersti. Evet. Bunu not defterime yazarken bile yutkundum. Ardından, ders esnasında birçok arkadaşımın da yutkunduğundan, göz yaşlarıyla ufak tefek mücadele verdiğinden, hatta mücadeleye yenik düştüğünden bile eminim.





Amerika'ya gitmeye hazırlanan Melis arkadaşımızın sınav günü bugündü. Ben de asistanıydım:) Gururla! Bunu da belirtmek isterim. Melis'in ders öncesi yaptığı konuşma, zaten kalbimize dokundu: " Bu dersin çok güzel olmasını, bu anı doyasıya yaşamanızı istiyorum. Çünkü bu bir daha olmayacak!" dedi. Elbette en kısa zamanda buluşacağız, ama bugün onun sınavıydı ve evet, aynısı tekrarlanmayacak. An'a odaklanmaktan başka elden ne gelir?




Bir yanda dışarda 29 Ekim Kutlamaları'nın gecikmiş geçit töreni bas bas gerçekleşirken, Melis harika bir ders gerçekleştirdi. Garip bir gündü, sokağa baktım dışarda bir kalabalık, saçma sapan bir düzen, o garibim lise öğrencilerine bile "rahat- hazır ol" talimatları veriliyor (ne gerek var?), bir yanda bir sınıf dolusu insan yoga yaparak sakinleşiyor, huzur doluyor. Yeni bir eğitmen sınavını veriyor. İlginçti.


Çok duygu yüklü, sevgi dolu bir gündü. Çekilen fotoğrafların, atılan gülücüklerin haddi hesabı yoktu. Melis'in sınavı esnasında asistan olarak sınıfı izleme şansım oldu. Herkesin aynı anda nefes alması, 10 tane nefesin 1 nefes gibi duyulması, o enerji, o duygu, anlatılmaz, ancak yaşanacak bir olaydı. Melis'in dersinin ardından karma yoga yapıp bir güzel yemek yiyen sınıfımız, ardından tekrar ders yaptı. Bir de üzerine restorative yoga yaptık... Muhteşemdi!





Özlem Hoca'nın bize verdiği detaylı eğitim için ona ne kadar teşekkür etsem az. Uzun süredir yoga yapmama rağmen, bugünkü restorative yoga (şifa yogası) deneyimim benim için nefes kesiciydi. Bol yastık ve battaniyeler kullanılarak yapılan şifa yogasında, tamamen rahat olmanız önemli. Duruşlarda en ufak bir zorlama, sıkılma gerçekleşmiyor. Nefeslere odaklanma, nefesi aksatmama şart. Ayrıca bir de üzerine aromaterapi eklenince, harika bir deneyim sizi bekliyor demektir. Benim öyle oldu. Savasana'dan sonra yenilenerek kalkıyor insan. Her savasanada bu oluyor elbette, ama restorative yogadaki apayrıydı. Chakralara odaklanmak, onları temizlemek, açmak. Herkesin mutlaka tatması gereken bir yoga tarzı. Mutlaka derslerimde bu yogaya yer vereceğim.

1,5 saat süren derste, chakralara yönelik duruşlar yapılıyor (neredeyse 8-9 duruş gerçekleşti). Her duruşta 10 dakikaya yakın bir süre kalınıyor. Ufak masajlar ve sürülen chakralara uygun yağlar sayesinde, ruhunuz taptaze bir hal alıyor. Tarçın, bergamot kokuları hala burnumda, hala ruhumda...

Bu şekilde noktaladık pratik derslerimizi. Nokta pek yakışmadı bu sınıfa. Haftaya sınavım var. Hepimizin:) Hafta içi yazılılar, hafta sonu ders vereceğiz teker teker. Benim sınavım cumartesi ilk olarak gerçekleşecek. Kurs süreci bana beklediğimin çok ama çok üstünde bilgiler verdi. Çok güzel insanlar tanıdım ve hayatıma kattım. Bir süreç bitiyor, yeni bir süreç başlıyor. Heyecan dorukta. Şans dileyin bana...

23 Ekim 2010 Cumartesi

Ustrasana

Ekim ayının bitmesine az kalsa da, ben çok sevdiğim web sitesi yogaservice.de’nin her ay seçtiği duruşa değinmek istiyorum. Bu ayın duruşu deve duruşu, yani ustrasana.




Bedenimizin üst kısmını iyice uzattığımız bu asanada, sırtımızı büküyoruz, ellerimizle önce yukarı, sonra ayaklarımıza doğru uzanıp, ayak bileklerimize tutunuyoruz. Yogadaki arkaya bükülme duruşlarından biridir deve ve oldukça güçlü bir duruştur. Başlangıç sınıflarında da rahatça uygulanabilen ustrasanada, psoas kası çok büyük bir önem taşıyor. Büyük psoas kası olarak geçen bu kas, bedenimizin üst ve alt bölgesini birbirine bağlıyor.


Solunum yolu problemlerine, hafif bel ağrılarına, yorgunluğa, strese, kaygılı/ endişeli ruh haline ve regl dönemlerinde yaşanan sıkıntılara iyi gelen bir asana ustrasana. Tansiyon, migren, uykusuzluk problemleri olanların ve ciddi bel& boyun ağrısı çekenlerin yapmaması gereken bir duruştur.


Arkaya doğru büküldükçe, bedenimizin ön kısmı tıpkı bir devenin hörgüçünü andırıyor. Harekete oldukça dikkatli bir şekilde girmekte ve çıkmakta fayda var. Arkaya doğru kendimizi bırakırken, bilinmeye doğru kendimizi serbest bırakmayı öğreniyoruz. Bir nevi bilinmeyene doğru gerçekleşen bir keşif, cesaret ve teslimiyet söz konusu deve duruşunda. Aynı zamanda baş (eğer rahatsa) arkaya doğru bırakıldığı için, egonun da olabildiğince serbest bırakılması gerekiyor. Ellerin de arkaya uzanması, bilinmeyene tutunmayı gerçekleştiriyor.


Benim bu duruştan çıkardığım anlamsa; geleceğe, kadere, hayatın akışına kendini bırakma, bilinmeyene dair cesaret gösterme, teslim olma ve ne olursa olsun bu durumda bile kendi dengemi yakalayıp geleceğe sımsıkı tutunmak. Bir duruşta neler hissedebiliyor insan… Siz de deneyin;)

20 Ekim 2010 Çarşamba

Ye. Sev. Dua et... Et ki, bitmesin!

Son derslere yaklaştığımıza henüz inanamayan ben, mümkünse gerçeklerden kaçmak istiyorum! Ağustos'un sonunda başlayan bu güzel eğitim, Kasım başında bitiyor. Bitmese? Olmaz mı?

Sanki bu sınıf bir farklı oldu, etrafım güzel insanlarla sımsıkı sarıldı. Odak konusu aynı, kalpler aynı, hepimiz aynı frekanstayız ve yogayı tamamen hissederek yapıyoruz. Kaygı yok, saçma sapan amaçlar yok, olduğumuz gibi, olduğu gibi... Sanki bir daha bir eğitim alsam, bu sınıftaki gibi olmaz gibi geliyor. Belki bu cümlelerimle gelecekteki eğitimlerime şimdiden haksızlık ediyorum. Benimki sadece şımarıklık, naz niyaz. Kurs uzasa, yetmedi, yetmiyor bana...


Dua et...



Öğrendiklerim o kadar güzel ki, herkesden farklı farklı şeyler öğreniyorum. Birbirimize çok benziyoruz, hem de çok farklıyız. Önümde güzel rol modellerim, Özlem Hoca, Didem Hoca. Sanırım boşluğa düşmemek için biran önce bir eğitime kayıt olmalıyım:)

Geçtiğimiz hafta derinlemesine asanalara odaklaşan biz, bu hafta baya bir hastalıklara odaklandık. Hangi hastalıkta, hangi duruş yapılmaz, ne gibi faydası vardır, ne gibi zararı olur. Ne kadar kapsamlı bir olay bu yoga, kocaman bir okyanus. Ve ben kıyıdan açılmaya başladım, her noktasını ziyaret etmek istiyorum yoganın. Zamanım yettiği kadar. Herhalde 80 yaşına bile gelsem, öğreneceğim binlerce şey olur yoga hakkında. Bu iyi bir haber bence, kendi adıma;)

Ye...
Şu ara deli gibi kitap alma, onlara bakma ve heyecan halindeyim. Patanjali'nin Yoga Sutraları, B.K.S. Iyengar'ın Yoga ve Siz adlı kitabı hemen yanı başımda. Onlara henüz bakıyorum, çünkü öncesinde okunup bitmeyi bekleyen kitaplar da var. Biraz aç gözlülük sanırım bu kadar kitabı el altında tutmak, demek ki açım. Biraz doyayım, söz bu kadar aç davranmayacağım.



Herkese tavsiye etmem gereken bir film var, aslında kitabı da var ama ben filmini şiddetle öneriyorum, hele hele yogaya merak salan büyük kent insanlarına. Özellikle cici Yoga Alliance sınıf arkadaşlarıma: Gitmediyseniz gidin, ben bir kez daha gitmeyi düşünüyorum. Ye, sev, dua et.




Julia Roberts'in canlandırdığı Liz Gilbert, gerçek bir hikaye. Bizzat kitabın da yazarı olan Elizabeth ablamız yaşamış bunları. Özellikle benim ilgimi çeken Liz'in (yani Elizabeth'in) Hindistan'da bir ashrama gidip, orada yaşadıkları. Meditasyonla ilgili deneyimleri, hayat, denge, arayış, yıkım ve yeniden doğuşu üzerine harika bir film olmuş. Julia Roberts'e zaten bayılırım, konu da süper ama filmin müziklerine de hayran kaldım. Mesela Joao Gilberto'dan
Wave isimli parça... Ya da U. Srinivas'da Kaliyugavaradana. Tıklayın, bir kulak verin.

Yoga fit, hamile yogası, ilk ders verme deneyimleri derken yoğun bir haftayı geride bırakıyor ve yeni, taptaze bir haftaya merhaba diyoruz.

Beni yoga eğitmenliği yolculuğumda yalnız bırakmayan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Bugün derste arkadaşlarla konuşuyorduk, "yoga yapmak çok keyifli ama başkasına yaptırmak, karşındaki kişiye iyi geldiğini görmek apayrı bir mutluluk". Dikkatli, kontrollü ve bir o kadar doğal olmak gerekiyor eğitmen olarak. Başkasına iyi gelmek, insanın da kendine çok iyi gelmesini sağlıyor. Kendimi harika hissediyorum.



Sev...
İlk derslerimi verirken yaşadığım mutluluğu, daha önce hiç bir şekilde tatmadığımı fark ediyorum. Ben daha önce ne yapıyormuşum? Aklım neredeymiş ve ben nerelerdeymişim diye sormuştum geçenlerde. Arkadaşım ise, "bugün bu noktaya gelmek için olman gereken yerlerdeymişsin" dedi. Hayat ne garip. Garip kelimesi ne kadar sevimli. En azından şu anda, bu yazının içinde.


Namaste.

10 Ekim 2010 Pazar

Suyun üzerinde bir tekneyim...

Bugünkü yoga yazıma değişik bir noktadan başlamak istiyorum. Ekim'in aralık ayı gibi geldiği güzel, karanlık İstanbul günlerinde Film Ekimi başladı. İki film izleme şansım oldu şu ana kadar. İzlediğim ikinci film Jack'in Kayık Gezintisi oldu. Bu hafta yoga eğitmenlik sınıfımızda ders anlatıyoruz ve herkes bir çok sevdiği, bir de zorlandığı duruşu alıyor. Sevdiğim duruş tekerlek, zorlandığım duruşsa tekne ya da diğer adıyla kayık....





09.10.2010: 3 haftadır görmediğim Özlem Hoca, güzel bir müjdeyle bana günaydın dedi. Bir mutluluk, bir hayat enerjisi sardı içimi, dışardaki garip hava bana mısın demedi. Matım üzerinde yatarken, gördüğüm yeşil ağaçlar ve arasıra gözüme takılan bir karga bana kendimi harika hissettirdi. Gel gör ki, bugün ders anlatma, 2 duruş anlatma günüydü. İlk anlatan arkadaşımız Gonca oldu. Öyle bir anlattı ki... Uff, dört dörtlük bir yarı köprü anlatımı yaptı sağolsun. Ardından sıra bende olmasına rağmen, bir gün daha hazırlanma kararı alıp erteledim.





Ama hayat öyle ertelediğin gibi gitmiyor, yapılan birkaç duruştan sonra Özlem Hoca, "Gel tekerleği anlat, şimdi çok iyi olur bu duruşun üzerine" diyince, bana da kalkıp kös kös anlatmak düştü. Adam gibi anlatamadım ama coşkulu, enerjik ve hevesli sınıf arkadaşlarım tekerleği uygulamaya daldılar. Bu şekilde kaynadı benim tekerlek anlatımım. Ancak yarın paripurna navasa yani tekne duruşunda olacak sıra. Bu sefer hazırım...

Hareketi tam yapmakta oldukça zorlanan ben, harika bir cümle okudum az önce bu duruşun anlamıyla ilgili. " Tekne, birini ya da bir eşyayı su üzerinde taşır. Bu duruşta bir yandan zor bir şeyi taşımaya, ona katlanmaya, dayanmaya dair kuvvet buluruz, güçlü davranırız. Kendimize bu konuda güveniriz, mücadele ederiz. Diğer yandan ise kendimizi serbest bırakmayı, başkası tarafından taşınmayı, teslim olmayı, sürüklenmeyi öğreniriz. Bugüne kadar reddettiğimiz, yüzleşmediğimiz, kabul etmediğimiz bir konuyu örneğin..."

Tüm bu alıntı, benim bu duruşu yapmamda neden zorlandığımı açıklıyor. Kendi adıma. Taktım bu duruşa. Zorlamamam lazım, takmamam lazım, henüz hazır değilim belki ve daha sakin olmalıyım, olduğu kadarıyla yetinmeliyim. Bakalım bunu öğrenecek miyim? Sanırım öğrendiğim anda "şak" diye yapacağım duruşu.


Ne de olsa eğitmen her duruşu yapabilmek zorunda değil ama her hareketi %100 bilmek zorunda. Bu kadar kapsamlı öğrenmek beni acayip zenginleştiriyor. Teşekkürler yoga.


1 Ekim 2010 Cuma

Meeting Dharma Mittra


Film adı gibi oldu başlığım ama benim için aynen öyle oldu. Hava yağmurlu, saat trafiğin doruk noktası, ben ve canım arkadaşım Esra arabada mekana doğru yaklaşırken "acaba geç mi kaldım" sorusunu içten içe kendime fısıldarken, bir de baktım karşımda Dharma Mittra. Aynı anda toplantı salonuna yöneldik, elbette önce bir güzel fotoğraf çekildik. Sempatik, mütevazi ve huzur veren bir enerji... Guru dediğin böyle oluyormuş demek ki!




Asıl ismi Carlos Augusto Vargas, 1939 yılında Brezilya'da dünyaya gelmiş. Saçlarda aklar var ama kesinlikle 71 yaşında göstermiyor. Gençliğinde güreş ve halterle uğraşmış, hava kuvvetlerinde 7 yıl çalışmış, 1959 yılında yoga yapmaya başlamış. Hocası Sri Swami Kailashananda ile 1964 yılında tanışmış ve adamış kendini yogaya. Ne iyi yapmış...

Uzun yıllar gurusunun ashramında kaldıktan sonra, Yoga Asana Center'i kurmuş New York'ta, bugünkü Dharma Yoga Merkezini yani. 1984 yılında (benim doğum yılımda) Master Yoga Haritası'nın 908 duruşunu tamamlamış. Birçok kişinin gözüne tanıdık gelen bu harita, dünyanın birçok yerinde yoga okullarının, yoga severlerin duvarlarını süslüyor. Duruşların 1350 tanesini yaparken bizzat kendini fotoğraflayan Dharma Mittra, posterdeki çizimleri de kendi elleriyle çizmiş. Ne titizlik... Şaşkınım, şaşkın!






Yoga Şala'nın düzenlediği İstanbul'daki Dharma Mittra günlerinin ilkine katılan ben, neler öğrendim? Sri Dharma Mittra dedi ki:
"Eğer Tanrı'ya güvenirseniz, her şey kendiliğinden gelir." Oysa Tanrı ile olan ilişkimiz genelde talepler, istekler, ricalar, koşullamalar, yalvarmalar üzerine değil mi? Öyle. Bence öyle. Bende öyle.

Tanrıyı olduğu gibi sevmenin, ondan bir şey istememenin, sadece sevip, bir çiçek armağan etmenin, ona "ne kadar mükemmelsin" demenin Tanrı ile aramızda harika bir uyum yakalanmasına neden olacağını söyledi Mittra. Mantıklı mı? Evet mantıklı, çünkü sadece bir talep, istek bildirmekten, "Bana şunu ver, bunu ver, yardım et..." gibi cümlelerden kimsenin, Tanrı'nın bile hoşlanmayacağını unutmuşuz ya da hiç aklımıza getirememişiz sanki. Ayrıca Tanrı'yı uzaklarda aramanın son derece saçma olduğunu belirten Dharma Mittra, "Tanrı içimizde, Tanrı benim" inancına sahip. "Yoga yaparak tüm bu bilince ulaşmak mümkün" diye ekliyor Mittra.

Maddi mutlulukların bizi bir süre mutlu edeceğini kabul eden Mittra, bunların geçiciliğine dikkat çekiyor. Gün gelir maddiyat mutlu etmez, dünyevi zevklerden mahrum kalırsınız, büyürsünüz, yaşlanırsınız. "Yaş ilerledikçe, yalnız kaldıkça, ölüme yaklaştıkça dışardan gelen mutluluk azalmaya başlar" diyor Dharma Mittra. Mutluluğu parada, insanlarda aramak bir yere kadar. Sonrasında, yaşam döngüsünde bu mutluluk nedenlerin olmama hali, derin bir keder, hüzün, mutsuzluk oluyor. Etrafınıza şöyle bir bakın yeter. Mutluluk içimizde.
Basit bir cümle gibi, "ay bilmiyor muyuz canım" diyor insanın bir yanı. Ama bence bilmiyoruz. Bilsek bu kadar mutsuz olmayız. Hatırlamak ve mümkünse uygulamaya başlamak şart. Olayın bilincine varmak lazım, yüzeysel kalmamalı bu bilgiler. Yoga yapıyorum diyip geçmemek, tüm bu bilince hakim olmak gerekiyor sanırım. Dharma Mittra, yoganın son derece basit olduğunu, tekniklerini ve bilgilerini uygulamanın yeterli olduğunu birkaç kez tekrarladı sohbet sırasında. Basit ama kurallar var, teknikler var.

"Bilgi, tüm acıları yok eder. Bildiklerinizi paylaşın" diyen Dharma Mittra, bilginin kesinlikle beynimizin içinde saklanmamasından yana. Ben bunu biliyorum, aman kendime saklayayım, sadece benim bilgim olsun yoga yapanlarda, hele hele yoga hocalarında olmaması gereken bir durum. Ne kadar haklı. Bu zihniyet, bence zihniyet değil. Varsa bir bildiğin, bunu paylaşacaksın. Nereye geliyoruz buradan, bir işimize yaramayan egoya...

Egoyu aşmak zorunda olduğumuzu defalarca vurgulayan Dharma Mittra, bu sayede ruhsal gücümüzün artacağını, acı çekmeyeceğimizi belirtti. Her hareketi muhteşem yapmanın, ayağımızı kafamıza kadar getirmenin bir anlamı olmadığını da ekliyor aynı zamanda. Güçlü olmak, sağlıklı olmak, içimizdeki mutluluğu keşfedebilmek yoganın amacı.

Beden kavramına günümüzde acayip bir anlam yüklendiğinden de bahseden Mittra, bedenin her şey olmadığını, sadece bir biçim olduğunu, hastalandığını, öldüğünü vurguladı. Evet, bedene ihtiyacımız var, sağlıklı olmalıyız, iyi bakmalıyız ama her şey beden değil.


Bu hafta vejeteryan haftası (her yıl ekimin ilk haftası) olmasının da vesilesiyle, sohbet boyunca sık sık vejeteryanlığa dikkat çeken Mittra, "ineklerin de bir ailesi var, onların da çocukları olduğunu düşünün" diyerek beni kalbimden vurdu. Bedenin etsiz kalmaya, bu tarz oruçlara girmeye ihtiyacı olduğunu belirtti. Bir dönem vejeteryan olan ben, bakalım ne zaman tam uygulamaya geçeceğim?

Acı çekmenin temel nedenlerine de değinen Dharma Mittra, kendini beğenmişliğin, egonun, bu dünyadaki her şeyin sonsuz olduğunu düşünmenin, sürekli bu hayata tutunmak için çalışmanın başlıca sebepler olduğunu belirtti. Yoganın adımlarını teker teker anlatan, çeşitli chakra meditasyonları yaptıran Dharma Mittra ile tanışmak, onu dinleyebilmek benim için harika bir deneyimdi. Bakalım sırada hangi guruyla tanışacağım?

22 Eylül 2010 Çarşamba

İçe döndükçe...


Bugün 3,5 saat yoga yaptım. Sabah ve akşam derslerinde esnedim, uzadım, ileri kapandım, geri açıldım... Günler geçtikçe, her harekette daha çok derinleştiğimi hissediyorum. Her derinleşme değişik duygulara sebep oluyor. İçimde biriken gri bulutlar yavaş yavaş benden uzaklaşıyor. En derinimde aynen böyle hissediyorum.




Her asananın bir anlamı var, bedende meydana getirdiği duygular kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Son iki haftadır değişik bir süreçten geçiyorum. İlk başta fiziksel olarak bazı sorunlar yaşadım. Sakatlanma denilmez ama geçtiğimiz haftalarda sol bacağım fazla açılmak istemedi. Belki farkında olmadan zorlandı ve dinlenmek istedi. Bende bedenimi dinledim. Bedenim ve ben, hem ayrı hem bütünüz ne de olsa. Sol bacak 10 gün kadar üstüne yüklenilmesini istemedi. Ona göre hareket ettim. Esnekliğim tıkandı o süre boyunca. "Ne oluyor bana ya?" diye derslerde bol bol düşündüm ama zorlamamam gerektiğini bildiğimden, sakin kaldım. Panik duygumu bastırdım, hırslanmadım, bekledim ve iyileşti bacağım.
İlginç bir şekilde, sol bacağım normale dönünce ağrı oluşmadan önceki süreden daha esnek olduğumu hissediyorum. Bacak daha rahat öne gidiyor, esnemeler daha fazla oluyor. Özellikle Paschimothanasana'da omurgamın resmen uzadığını hissediyorum. O uzama esnasında sanki içimden sıkışan hisler fışkırıyor. Daha önce yaşadığım sıkıntılı dönemlerin içimde yarattığı griliğin içimden yavaşça çıktığını hissediyorum. Yeni bir baca monte edildi belirli noktalarıma ve gri dumanlar uzaklaşıyor. Uzaklaşacaklarda...

Ders esnasında aklıma alakasız flashback'ler geliyor:) Mesela geçen haftaki bir derste, ilkokul dördüncü sınıfta Almanya'dayken alışverişe gittiğimiz mağaza geldi aklıma. Orada sürekli kırtasiye bölümüne gider ve kalemlere bakardım, kalem alırdım. O mağazaya hep hafta içi akşamları giderdik. Tüm ortamı hissettim, bir an o yaşıma geri döndüm gibi geldi. Çocuk olan benin kalemlere olan tutkusunu hatırladım. O an kendimi çok saf hissettim. Tüm bu hisler nasıl bir anda oldu bende bilemiyorum. Bu duygularım yüz üstü mata uzandığımız anda canlanıverdi içimde.

Ayrıca bugünlerde hoş tesadüfler yaşıyorum. Etrafımdaki arkadaşlarımın çevresinde yogayla, meditasyonla ilgilenen profesyonel arkadaşlar belirdi. Zerom bugün bir yoga eğitmeni olan arkadaşı olduğundan bahsetti, beni tanıştırmak istiyormuş. Bir başka arkadaşım Doa ise bir grupla beraber meditasyon çalışmaları yapmaya başlamış. Kriyalar söyleyerek güne başlıyormuş. Yoga, meditasyon yapanlar gittikçe artıyor, konuşulan konulan daha çok bu yöne kayıyor. Bu durum nasıl da hoşuma gidiyor!

Şu an gece saatin 2'si, yarın sabah erkenden kalkıp İzmir'e gideceğim. 2 gün aradan sonra cuma sabahı yoga matımın başında olacağım. Cuma günü 3 saat derse girmeyi planlıyorum. Üzerimde bir yorgunluk var, ama bu yazıyı yazacak kadar da kendimi enerjik hissediyorum. Kendimi tekrarlamak istiyorum: Nasıl da hoşuma gidiyor:)


17 Eylül 2010 Cuma

108 sayısı...

108 sayısının kerameti nedir? Gelecek hafta Uluslararası Barış Günü'nden önce, dünyadaki birçok yogi/yogini 108 kere güneşe selam, kriya yapmaya ya da 108 kere mantra söylemeye, 108 dakika meditasyon yapmaya hazırlanıyormuş. Kaliforniya'dan başlatılan Global Mala Yoga Projesi, dünyada barış ve huzurun sağlanması için en uygun günlerin 19 ve 20 Eylül olduğuna dikkat çekiyor, ayrıca vurguluyor: 108 sayısı önemli.

108 sayısının asıl önemini arıştıran yogaservice.de, Pieter Moree isimli matematikçiden ilginç bir yanıt almış: Büyük bir karenin içinde ufak karelerin olduğunu düşünün. Tam ortasında bir yoga gurusu oturuyor ve etrafında, her karede yoga bilmeyen, hiç yoga yapmamış olan insanlar oturuyor. Guru tek başına yoga yapmaya başlıyor, her gün yanındaki (yatay, dikey ya da çaprazından) bir kişi yoga yapmaya başlıyor. Her yogi yapan kişinin yanındaki kişi de yoga yapmaya başlıyor. Bu ağ gittikçe büyüyor. Üçüncü gün 5 kişi yoga yapıyor, ayrıca yoga yapan her 4 öğrenciye, 3 tane yeni başlayan kişi katılıyor. Toplamda 12 kişi yoga yapıyor oluyor. Bu dinamik bu şekilde yayılınca, 16. gün yoga yapan kişi sayısı 108 oluyor. Global Mala Yoga'nın amacını bu şekilde anlayabiliyorum.


108'in diğer anlamları şöyle: Yogilerin kullandığı Mala (Hinduizm ve Budizm'de dualarda kullanılan tespih) 108 boncuktan oluşuyor. Shiva 108 dans adımı atıyor, Hinduizmdeki Tanrıların 108 ismi var, Hint Astrolojisi'nde 12 burç ve 9 gezegen var, 9x12= 108 yapıyor. Tüm bunların bir anlamı olabilir. Sayı kutsal sayılabilir, bereketli ya da artık ne anlam yüklemek isterseniz öyle olsun... 108 kere Surya Namaskara yapmak, belki birkaç güne yayılırsa güzel olabilir. 1'den, 1 yerlerden başlamak lazım...


Okudum, etkilendim, paylaşmak istedim:) Sevgiler.

7 Eylül 2010 Salı

Kaliteli duruş= Kaliteli hayat


Bloguma aslında sıcak sıcak yazmak istiyorum, hemen cumartesi dersinin ardından mesela. Ama dersler etkisini akşam eve gelince gösteriyor. Dersden çıkınca kendimi son derece huzurlu hissediyorum, kesintisiz bir uyku çekiyorum. Her zamankinden daha erken uyumam, ne kadar yoğun çalıştığımızın en büyük kanıtı. Cumartesi ve pazar günü Özlem Hoca'yla tam gaz yoga yaptık. Günde 6-7 saat yoga yapmak inanılmaz bir deneyim. Pazartesi gününe ise Didem Hoca'yla beraber yoga yaparak başladım. Sabah dersinde sadece ben olduğum için Didem Hocamın özel öğrencisi gibiydim. Sabah üzerimdeki yorgunluğumu, Didem Hocanın yumuşacık ve sakinleştirici enerjisi sayesinde anında attım. Kendimi çok şanslı hissediyorum... Her açıdan:)


04.09.2010: Oturarak yapılan asanaları ve twistleri inceledik. Diz üstü yapılan, bileği güçlendiren seriler öğrendik. El bileklerimin, kolllarımın bu serileri tekrarlamaya çok ihtiyacı var. Her twistin iç organlarımıza harika bir masaj yapabileceği daha önceleri aklıma gelmezdi. Ama yapıyor işte. Her derin nefes, organlarımızın tazelenmesini, arınmasını ve rahatlamasını sağlıyor. Yogada arkaya dönük tüm asanalar geçmişi, öne doğru yapılanlar ise geleceği temsil ediyor. Twistlerdeki arkaya dönük bakışlarımızda, yüzümüzden gülümseme eksik olmamalı. Tabii eğer geçmişimizle gerçekten barışıksak. Gözlerin açık olması şart. Gözlerin kapalı olması, geçmişimize bakmak istemediğimiz anlamına geliyor. Oysa yavaşça gözlerimizi açıp, tüm olup biteni kabul etmek ve artık arkada kaldığını, önümüzde güzel bir gelecek olduğunu düşünmek bunu kolaylaştırır gibi geliyor. Arkaya dönük bir twistin ardından, ileri doğru yapılacak savaşçı duruşları, geleceğimize odaklanmamızı sağlayacaktır. Her ne kadar bugünümüz önemli olsa da, geçmişimiz de, geleceğe dair olan düşüncelerimiz de bizim birer parçamız.


Eka Pada Rajakapotasana (güvercin duruşu) ve Paripurna Navasana (bot duruşu) günün sonunda yoğunlaştığımız asanalardı. Zor bir duruş olan Paripurna Navasana, benim gerçekleştirmeyi hedeflediğim duruşum. Tamamen hayata bakışımızla ilgili olan bu duruşta üçüncü çakramızın, solar plexus'un kuvvetlenmesi gerekiyor. Bol bol sarı düşünmek, karın kaslarımı güçlendirmek, ben merkezime ağırlık vermek benim bu dönemdeki önceliklerim olacak. Acaba son zamanlarda saçlarımdaki sarı oranını arttırmamın bununla bir ilgisi olabilir mi?


05.09.2010: Pazar günkü derste öne kapanmalar, esnemeler yaparak başladık. Hatha yoganın en önemli asanalarından biri olan Paschimothanasana üzüntüyü azaltan bir duruş. Nefesin sürekli aktığı duruşta her nefes verişte omurganızın biraz daha açıldığını hissedeceksiniz. Bu asana için teslimiyetin en güzel hali diyebilirim kendi adıma. Aynı zamanda derin nefesler uygulanarak yapılırsa, karın bölgesindeki yağları eriten bir duruş. Önemli olan nefes verirken yavaş olunması ve karnın iyice sırta doğru yapışması. Yoga mundra dışında, öküz ve deve duruşlarını inceledikten sonra pazar gününü pasta yiyerek noktaladık. Sevgili sınıf arkadaşım Bahar, yeni işini kutlamak amacıyla pasta almış. Ağzımızın tadı hiç eksik olmasın. Ne kadar pasta o kadar Paschimothanasana;)


06.09.2010: Pazartesi sabahı düzeni bozmayarak sabah dersini gerçekleştirmek üzere Jiva'nın yolunu tuttum. Tek gelen ben olduğum için, Didem Hocamla başbaşa ders yaptık. Sabah uyandığımda hava biraz kapalıydı. Sanırım kapalı havaları çok sevmiyorum. Kendimi biraz yorgun hissediyordum. Güneşe selam serileriyle enerjimi yükselten Didem Hoca, ardından daha sakin hareketlerle dinlenmemi sağladı. Güzel bir haftaya böyle başlanır işte...


Hoşuma giden sözlerden biri: Yogada duruşlara girmek de çıkmak da uzun sürmelidir. Duruş kaliteliyse, hayat kalitelidir. Hızlı olmak bizi yaşlandırıyor. Acelemiz yok...

3 Eylül 2010 Cuma

Savaşçı III

Yogayla ilgili birçok siteyi takip etmeye çalışıyorum. En çok hoşuma gidenlerden biri ise yogaservice.de sitesi. Almanya'da olup biten yoga çalışmalarını takip etmek, haftalık ya da aylık haberleri elektronik posta olarak alarak ufku genişletmek mümkün. Site her ay ayın asanasını seçiyor. Güzel başlangıçlara sebep olan Eylül ayının asanası Virabhandrasana III. Savaşçı pozisyonlarının sonuncusu olan Virabhandrasana III hakkındaki bilgileri bu ay yoga hocası Detlef Alexander vermiş.

Gündelik hayatta kafamız çoğu zaman bulanıktır. Net düşünemeyiz, net olarak ne hissettiğimizi bilemeyiz. Zıtlıklar, gel-gitler yaşarız. Genel bir bulanıklık hakim olur ruhumuza. Uzun süren bulanıklıklar ise insana acı verir. Buna fayda sağlayan önemli bir asana olan Virabhandrasana III, içimizde ve çevremizde yaşadığımız karşıtlıkların dengeyi yakalamasında yardımcı olur. Yukarısı- aşağısı, ben ve öteki ayrı kavramlar gibi gözükür, bir yandan bu tarz kavramlardan ayrı olsak da, diğer yandan bu kavramlarla içiçeyizdir. Bu zıtlıkların dışında, bir de bağımlılık konusu yer alıyor. Bu zıtlıklara ne kadar bağlıyız, bunlardan ne kadar bağımsızız? Bağımlılık açısından da dengenin yakalanması gerekiyor.

Virabhandrasana III'te ayaklardan bir tanesi topraktan ayrılırken, diğeri toprağa bağlı kalır. Kollar bedenden uzaklaşır. Bacak, kollar ve omurga dengeyi yakalar. Yakalamayı çalışır. Bu asanada bir ayak yerden uzaklaşırken, diğeri ise sımsıkı yere basıyor. Zıtlıklar bu duruşta mevcut, ancak denge sayesinde zıtlıklar bile en güzel halini alıyor. Kök çakrayı güçlendiren Virabhandrasa III'te gözleri tek bir noktaya odaklamak şart. Tıpkı diğer denge duruşlarında olduğu gibi. Gözler sabitlenince, gerisi de geliyor... Bol yogalı bir Eylül ayı diliyorum:)

















1 Eylül 2010 Çarşamba

Tanrıça kartları

İki gündür yoga yapmadım. Her gün yoga yapınca, iki gün yapmamak çok tuhaf oluyor. Ama aklım hep yogadaydı. Neyse ki yarın hem pratik hem teorik yoga dersim var... İnsan daha ne ister ki?

29.08.2010: Mesela Tanrıça Kartları ister:) Bir melek misali hayatıma süzülen Özlem Hoca, pazar günü bize Tanrıça kartı çektirdi. Sınıfın sayısı cumartesiye göre daha azdı, ama biz tam gaz çalışmaya devam ettik. Duruşları incelemeye devam ettiğimiz derste Surya Namaskara (güneşi selamlama) üzerine durduk. Ashtanga serilerine yoğunlaştık ve B serisini bile denedik. Bile diyorum, çünkü hareketlere geçişler bol zıplamalı ve daha zor. En azından bana öyle geldi. Halen kol kaslarımın çalıştığını hissediyorum. Günün en güzel kısımlarından biri, her öğrencinin öne gelerek bir set Surya Namaskara yaptırmasıydı. Sınıfta biz bize olmamıza rağmen, öne gelerek bir eğitmen adayı olarak hareketi yaptırmak çok heyecan vericiydi. Sesim heyecandan titredi, ilk kez bunu bir sınıfın karşısına çıkarak denedim. Yoga yapmaktan daha farklı bir duygu yaşadım. Karşınızda birçok kişi var ve herkes aynı anda, senin sesini dinleyerek hareket ediyor. Ama bu noktada hissettiğim, "herkes benim sesimle hareket ediyor, burada emri ben veriyorum" değil, karşılıklı bir uyumun yaratılmaya çalışılmasaydı. Bir yandan sınıfın nabzını takip ederken, onlara sesimle uymaya çalıştım, aynı durum karşı taraf için de geçerliydi. Amaç hep birlikte bunu tamamlamak. Tüm bunlar benim için yepyni deneyimler...

Günün ilerleyen saatlerinde tam nefes çalışmasına odaklandık. Derse gelen öğrencilerin sadece nefes alışlarına dikkat ederek, hangi çakralarının daha kapalı olduğunu anlamak, ona göre çalışmalara ağırlık vermenin mümkün olduğunu öğrendik. Genel olarak sınıfta göğüs nefesi almakta zorlanıldığını gördük. Benim nefes alışlarımdaysa "PANİK" hakimdi. Panik, stres benim ikinci adım... Ancak bunları aşacağım. Amacım öğrenmek, uygulamak, bunu nefesimden hareketime, düşüncemden sözlerime kadar hayata geçirmek.

Çektiğim Tanrıça kartına bakılırsa, bu benim için hiç de zor olmayacak...

Günün sonunda seçilen Tanrıça Kartları, tüm sınıfın nefesini tutarak yaşadığı güzel bir tecrübe oldu. Ufak bir meditasyonun ardından, bu eğitim süreci boyunca yolumuza ışık tutacak olan Tanrıçalarımızı kendi ellerimizle seçtik.

Dadadadadaannnnnn: Benim Tanrıçam Lakshmi. Bereket, bolluk Tanrıçası. Kartın üzerindeki resme hayran kaldım. Baktıkça içim açıldı ve resim içimi rahatlattı. Ece, doğru yoldasın... der gibiydi kart bana. Artık bolluğu yaşamam gerektiğini, kendimi kısıtlamamam gerektiği mesajını veriyordu. Maddi, manevi her açıdan.

Kartın bana sorduğu soru: Bugüne kadar kendini kısıtladın mı? Yanıt: Evet, hem de hayat tarzı olarak. Tam olarak neden bilemiyorum Lakshmi, ama kısıtladım kendimi. Kastım da kastım, eğitimden midir, aileden midir, karakterimden mi? Lakin bana şans getireceğinden çok ama çok eminim. İyi ki seni seçtim, iyi ki yoga eğitmenliği kursuna geliyorum. Derslere girdikçe, hiç bitmese diyorum.

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Dağ gibi güçlü olmak

Şu anda kollarımda bir ağrı var. Ama kendimi çok iyi hissediyorum...Biraz geç kaldığım ders saat 10 civarı başladı ve yaklaşık 5 saat boyunca yoga yapmak gibisi yok. Hem de bir gün içerisinde...

Özlem Hoca'yla bugün tanıştım. Hayatımda gördüğüm en güzel, en duru kadınlardan biri. Yoganın sonsuz yakıştığı bir isim ve daha bir gün oldu vakit geçireli ama yogayla bütünleşmiş bir hoca. Herkesle teker teker ilgileniyor ve yüzünden gülümsemesi eksik olmuyor... Çok hoş çok.

28.08.2010: Asanaların yakın incelemesine başladığımız bu derste, bir dağ duruşunun ne kadar zor olduğunu anladım. Tadasana'da kendinizi bir dağ kadar güçlü hissediyorsunuz. Dağ gibi güçlü olmak. İnsan bu hayatta başka ne ister ki?

Bugünkü derste ağırlıklı olarak kök çakraya yönelik duruşları çalıştık. Ayaklarımızın toprağa kök salmasıyla, ellerimiz gök yüzüne doğru uzandı. Upuzun, dengede, bol nefesli ve geliştirici bir ders oldu benim için. Sınıfta sürekli 2'li çalışmalar yaptık. Farklı arkadaşlarla, duruşları teker teker çalıştık. Başkasının sizi, sizin başkasını gözlemlemeniz, duruşları tek başına yapmaktan çok farklı oluyor.

Kulağıma bugün küpe olan cümlelerden biri: Yoga, duruşun doğru olması değil, duruşa doğru, sakin bir şekilde girme ve çıkma sürecinden oluşur. Benim şu ana kadar es geçmiş olduğum bir noktaydı. Bunu farkettim. Daha uzun yazmak isterdim ancak dinlenmek ve yarınki derse enerjik bir şekilde gitmek istiyorum. Cumartesilik bu kadar...

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Yin Yoga


23.08.2010: Pratik yoga derslerine Didem Hoca'yla Yin Yoga yaparak başladım. Daha önce hiç denemediğim Yin Yoga beni oldukça zorladı. Sakin, pasif bir stil olan Yin Yoga’da oturarak, yerde uzanarak yapılan hareketler ağırlıkta. Nefesin akmasına izin verirken, hareketlerde daha uzun kalınarak Asanalara iyice girilmesi sağlanıyor. Yin Yoga sayesinde bedeninizde zorlanan yerleri fark etmeniz sağlanırken, nefes alıp vererek o bölgeleri rahatlatma fırsatı yakalıyorsunuz.


Beni zorlayan, pozisyonlarda çok uzun kalınması oldu. Sanırım kendi kendime, gözlerim kapalı bir şekilde sakin bir şekilde beklemek (genelde sabırsızımdır), vücudumdaki zorlanan yerlere kulak vermek, o noktaları nefesle açmak beni zorlasa da, ders sonunda fazlasıyla rahatlattı. Genelde teslim olmak toplumsal bilinçte, bir acizlik, bir yenilgi olarak algılanır. Yin Yoga’da teslim olma duygusu ortaya çıkıyor. Ruh sakinleşiyor, beden rahatlıyor ve teslim oluyorsunuz. Yin Yoga’da aynı zamanda bedendeki dişi enerji artıyor. Yin (dişi enerji), bedendeki yang (erkek enerji) ile dengeleniyor.


24.08.2010: Gülay Hoca’yla Relaxing Hatha Yoga yaptık. Havanın sıcak olduğu günlerde, aşırı hızlı hareketler yapmak yerine bolca nefes çalışmaları yaparak yerde ya da uzanılan asana çalışmaları yapmanın daha doğru olacağını öğrendim. Erken sabah dersleri ve akşam yapılan dersler için de relaxing dersleri iyi sonuç verecektir. Öğle saatlerinde, havanın çok kapalı olduğu günlerde yoğun nefes çalışmaları yerine, enerjiyi arttıracak asana çalışmaları yapılması daha doğruymuş. Hepsini öğreneceğiz:) Yavaş yavaş…

22 Ağustos 2010 Pazar

Kurs başlar... (Ders 1-2)

Eğitim nihayet başladı. Nihayet diyorum çünkü bugünü gerçekten bekledim. Beklerken heyecanlandım, umutlandım ve sonuç: harika.

Kendimi uzun zamandır bu kadar tam hissetmemiştim. İlk iki günde böyle hissedince, gerisinin de güzel gelişeceğini tahmin etmek zor olmuyor benim için.

Sanki bundan sonra her şey daha kolay olacak. Gerçi sihirli bir değnek dokunmuyor kafanıza. Ama şu anda sadece bu psikolojide olabilmek bile güzel.

Ders 1: 21.08.2010 tarihindeki dersimize gitmeden önceki gece, saatin alarmını ayarlayıp ayarlamadığımı beş altı kere kontrol ettim. İlk derse geç kalmak istemezdim. Kalmadım da:) Matımı hazırladım, suyumu, havlumu da yanıma aldım. Güzel bir kahvaltının ardından gittim kursa.

Acaba nasıl insanlar var? Herkes çok mu deneyimli, benden ileri mi gibi klasik gereksiz sorular vardı kafamda. Sınıfla tanışınca, ortamın ne kadar sıcak ve sınıftaki herkesle nasıl benzer olduğumu gördüm. Mühendisi, bankacısı, reklamcısı, spor öğretmeni.... Çeşitli alanlardan kişiler yoga eğitmeni olabilmek için ilk adımı atmışlardı.


Neden bu eğitime başlamaya karar verdiğimiz sorulduğunda, cevaplar hep aynıydı: Gündelik hayatın yoruculuğu, iş hayatında yaşanan stres, anlam eksikliği... Ne kadar sayılsa az ama bu şekilde özetlenebilir. Katılımcılar daha önce yoga yapmış olsalar da, bu eğitmenlik kursuyla yogaya daha fazla ağırlık vermeye kararlı kişilerden oluşuyordu. Tüm bu ciddiyet derslerde o kadar anlaşılıyor ki. Herkes büyük bir dikkatle, tüm enerjisini duruşlarına odaklıyor ve sınıfta daha önce girdiğim yoga derslerimde hiç hissetmediğim güzel bir atmosfer oluşuyor. Bunu deneyimleyebilmek gerçekten çok hoş.

Sabah yoga yaparak harika bir cumartesi gününe başladık. Ardından leziz bir öğle yemeği yedik. Üzerine içilen türk kahvelerimiz ardından, alacağımız Alliance sertifikası üzerine konuştuk. Güzel bir meditasyonun ardından günü kapadık. Özlem Hoca henüz Kanada'dan dönmediği için, kendisiyle tanışma fırsatı bir hafta daha ertelenmişti. Olsun, Didem Hoca'yla da ders yapmak çok güzel.

Birinci dönemde sertifika almış olan öğrenciler de o gün derse uğradılar. Bizimle deneyimlerini paylaştılar. Yaşadıkları dört aylık eğitim süreci içinde ne kadar değiştiklerini, geliştiklerini anlattılar. Şahsen anlattıkları beni daha çok özendirdi, daha çok heyecanlandırdı. Bu aralar ne kadar çok heyecanlanıyorum ben? Hepsi de mutlulukla! Ama en önemli detay: Gelişmek, ilerlemek sadece kişinin kendisine bağlı. Güç bizim içimizde...

Cumartesi akşamı o kadar güzel uyudum ki, her zaman geç gelen uykum saat 24'de geldi ve kafamı yastığa koyduğum gibi uyudum, sabah 8'de tertemiz bir enerjiyle ayaktaydım. Sabah aynaya baktığımda yüzüm canlı kanlı, pırıl pırıl, kocaman bir gülücekle başlamıştım Pazar gününe...

Ders 2: Yoga dersiyle güne başlamak gibisi yok. Normalde detaylı pazar kahvaltılarıyla başlanan Pazar günü, artık şeklini değiştirmiş ve Pazar yogasına dönüşüvermişti. Bol bol yapılan güneşe selam serisiyle enerjim iyice arttı. Öğlene kadar süren yoga dersi hafif öğle yemeğiyle süslendi. Karınlar doyduktan, sohbetler edildikten sonra (sohbetlerimiz hiç bitmiyor) felsefe dersine geçtik.

Felsefe dersinin ilk sorusu: "Ben kimim?" Oldu. Kısa bir odaklanmanın ardından, sınıftaki tüm katılımcılar spritüel cevaplar verdi. Ben kimim? Çok zor bir soru. Hiç kendinize sordunuz mu? Cevabınızı yüksek sesle kendinizle, hatta başkalarıyla paylaştınız mı? Ama öyle ben şu yaşındayım, şurada okudum tarzındaki cevaplardan değil. Benim bugünkü cevabım, "Ben sevgiyim, güneşim" oldu. Kendimi son günlerde her zamankinden daha fazla sevgi dolu ve enerjik hissetmem bu cevabıma neden oldu. "Yoga ne değildir?" Günün ikinci sorusuydu. Son derece tatmin edici, insanı zenginleştiren, farklı alanlardan gelen insanların bilgileriyle bu konuyu tartışmak çok zevkli.

Sohbetler hiç bitmiyor, çünkü sizinle aynı şeyleri düşünen, aynı şeyleri merak eden insanlar var çevrenizde. Aynı kitapları okuyup tartışmak, aynı soruları merak edip, farklı fikirler duymak beni zenginleştiriyor. Ne kadar şanslıyım. Buraya nasıl geldim ben? Sanırım kendi kendime.

İyi ki de gelmişim. Çarşamba günü 3. ders var, ancak ben pratik derslerimi tamamlamak için yarın sabah yine kurstayım. Çok mutluyum! Seviyorum seni yoga...



20 Temmuz 2010 Salı

Ben ve yoga

İnsan başına ne geleceğini hiç bir zaman bilemiyor. Hiç. Oysa hep bildiğimizi sanıyoruz, geleceğimizi planladığımızı iddia ediyoruz. İnsan olarak baya iddialıyız. Ne hoş! Ne kadar da boş...

Dilerim herkesin planladıkları, yaşadıklarına yakın gider ve güzel şeyler yaşanır. Bu blogu oluşturmak benim için büyük bir başlangıç. Bu noktaya nasıl geldim tam olarak bilemiyorum. Tesadüfen demek isterim ama tesadüf denen kavram bence bu hayatta yok.

Geçtiğimiz sene (2009) aylardan Eylül'de, bir iş görüşmesi yapmak üzere (editörlük) Mecidiyeköy'e gittim. Çok ciddiye almadığım bu iş görüşmesi, son derece iyi geçmiş ve işe kabul edilmiştim. İş daha önce yaptığım bir işti, ancak yapım aşamasında olan bir iş yerindeydi. Nitekim 7 ayın ardından iş yerinden ayrılırken, iş hala yapım aşamasında kaldı ve benim istifamdan 2 ay sonra da kapandı. Bu işe girmeye zaten meraklı değildim ve bana iş anlamında da bir şey katmayan bu iş, beni yeni bir hayata sürükledi. Yoga ile tanıştım.

Yoga ve ben, bu iş deneyimimdeki çok tatlı bir arkadaşım sayesinde oldu. O kursa yazılmıştı ve ben de ona katıldım. Yoga yapmak stresli bir iş gününün ardından yapılacak en iyi şeydi. Buna devam ettim. Sonrasında günlük hayatla ilgili problemler yaşadım. Her gün trafik ve ardından masa başında haftanın 6 gün oturulan bir iş yapmak istemediğimi fark ettim... Ne yapsam ne etsem diye düşünürken, beni yoga ile tanıştıran arkadaşımdan bana harika bir fikir geldi. Tesadüf olamayacak olan fikir, "Neden yoga eğitmeni olmuyorsun?" olarak arkadaşımın ağzından çıkmış ve hafızama yazılmıştı.


Nasıl yani? Evet, bir üniversite diplomam var, hatta master bile yaptım. Bunların pek bir anlam ifade etmediğini, okul sonrasında zaten anlamıştım. Pek de parlak olmayan basın sektöründe 3 yıl çalıştım, ancak bir türlü istediğim gibi gitmedi. Tasarıma meraklıydım, acaba moda tasarım mı okusam fikrine yoğunlaşmaya çalışırken, tatlı arkadaşımın fikri bana da tatlı geldi. Yogayı gerçekten sevmiştim ve artık yoga ile daha iç içe olmak istiyordum ama yoga eğitmeni olmak kolay mı? Bir hayal olurdu benim için yoga eğitmeni olmak. Beni rahatlatan, başkalarına fayda sağlayan bir iş ancak muhteşem olurdu. Pat diye olmazdı ama neden olmasındı?
Ayrıca bu hayatta kolay olan ne vardı?

İşte blogum tam olarak burada başlıyor... Yoga eğitmenime fikir danıştıktan sonra, kendime uygun olan bir yoga eğitmenliği sertifika kursuna kaydımı yaptırdım. Şu anda evde bolca teorik okumalar yapıyor, düzenli yoga yapıyorum. Yoga ve ben yeni bir ikiliyiz. Artık profesyonel bir anlamda ilerliyoruz. Gayet ciddi ve kesinlikle tesadüf olmayan bir ilerleme. Dilerim ihtiyacı olan herkesin yolu yoga ile kesişir...


Eğer yoga yapmaya başlarsanız da unutmayın, mutlaka hayatınızda bir değişim gerçekleşecektir. Hayatımda yeni bir şeylerin filizlendiğini hissediyorum. Yenilenme, tazelenme, arınma ve öğrenme... Hepsi bir arada. Hepsi yogada.