Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İkiden bire...

Resim
Yoga ne demektir?Birlik demektir, birleşmek, bir olmak demektir.


Önce belki kendi bedeninle, sonra belki zihni biraz sakinleştirip, kalbinin, karnının (yani iç sesinin/ iç dünyanın, gerçek senin) dediklerine kulak vererek başlayan bir yolculuk, sonrasında sağındaki solundaki insanlar derken, canlılar, tüm dünyaya doğru “bir” olma hali.
Ama biz ayrımda kalmaya alıştık. İkiliğe, ikileme çok alıştık. Neredeyse bazen dayanamıyoruz ötekine ve tüm ötekilik hallerine. Ben ve ötekinin sadece ötekisi değil, ben’e bile dayanılamayan zamanlar yabancı olmasa gerek.
Seane Corne. Sianna Sherman. Dünyaca ünlü, yıllarını önce yoga yapmaya, sonra da (sonra kısmı önemli sanki) yoga öğretmeyle işlemiş iki önemli isim.
İsmi falan bırak bir kenara, ışıldayan iki insan. Pırıl pırıl. Gülümsemeleri harika ama sanki bu dudaktan değil gözlerden yayılan bir ışık. Aslında tek tek gelmeleri durumunda da büyük ses getirebilen isimler olmasına rağmen, ikisi bir araya gelerek  yer alabilmeleri harika bir örnek. Birlik…

Kaos

Resim
Matın üzerinde yaptığın yogada nasıl bir tavır sergiliyorsun? Genellikle yaptığın mekanda matını aynı yöne mi seriyorsun? Sınıfın hep aynı alanlarında mı yerleşmeyi seviyorsun? Belki bilindik asanalar, daha kolay yaptığın asanalar daha keyif verirken, farklılıklarla karşılaşınca kaçıp gitmek mi istiyorsun? Hayata bir oradan bir buradan bakmak, hayata gerçekten bakmaktır bence. Sadece tek yönlü değil, çift yönlü değil, her yönden. Baktığınız yer bir harabenin tam altı bile olabilir.
Kendi bildiğin toprağa basmak, nasıl huzurlu bir his. Bir yerden sonra sıkıcı bulunabiliyor, yeniliğe bir özlem duyulabiliyor ama yine de kendi bildiğin toprak kalsın istiyorsun sıkı sıkı kocaman bir yanınla. Öyle tutunuluyor ki o toprağa, sanki eller kıpkırmızı oluyor sıkmaktan, tırnaklar tırmalıyor kendi ellerini. O toprak. Güvenilir alan. Ama neresi orası? Ne kadar gerçek orası? Hep kalabilir mi sabit?
Yanıt, hayır. Değişim her an, her yerde var, olmalı. Her şey bizim elimizde değil. Bu tekrar tekrar t…

Sevmekle başlar her şey...

Resim
Birçok nedeni var, geçtiğim yerler bazen benden bir şeyler çalmıştı. Kendime olan inancımı, güvenimi. Tedirginliğim, ürkekliğim, sessizliğim belki bende saklıydı ama zamanla güne başlarken, başımı ileri çevirip geleceğe bakarken bir gri buluta dönüşüyordu tüm bu haller. İnanmıyordum, bilmiyordum yeterince neyim… Söylenenler üzerine yapışır ya insanın, kendine ait olmayan kıyafetler içinde gezinir durursun. Sanırım en derinden, öyleydim. Dediğim gibi, en içte.
Sonra iç nedir unutmuşum, dışa bir şeyler eklemeye çalışmışım, bir oraya bir buraya, bir şu olsun, bir bu. Deli danalar gibi bir koşturmaca, sonra bir yorulma, bir yerlerde duraklama. Haftanın altı günü işe giderken, her öğlen demir parmaklıklara benzettiğim balkonun arkasında bilmem kaçıncı çayımı içerken daha bir tavan yapmıştı bu hisler, ama aslında birçok iz geçmişten beri benimleydi. Ben yüzeydeki günlük büyük şehir stresini atmak için başladım yogaya. Önce nefes aldım, bir iki esnedim gibi geldi. Gevşedim, rahatladım, neşe…

Öfke Kedisi

Resim
Arkadaşım Doğa, bir kahvaltı sofrasında anlattı bana az sonra okuyacağınız cümleleri. Hayatımızda bazen 'seçim' yapabiliyorduk, an be an, gün be gün. Ben çok etkilendim anlattiklarindan, sonrasında rica ettim yazıya dökmesini, kırmadı beni. Cümlelerini okumak ruhuma iyi geldi. Teşekkürler arkadaşım:))

"Heyecanla yola ciktik. Bulgaristan'a gidiyoruz. Bir dag otelinde kalip, tabiatin icinde, yoga ve meditasyonla dolu gunler gecirecegiz. Kafa dinleyebilecegimiz, belki de unuttugumuzun farkinda bile olmadigimiz yonlerimizi fark edecegimiz gunler bizi bekliyor. Cok hevesli ve istekliyim. Hevesimin asil nedeniyse, ikinci kere yasayacagim sessizlik. Otelde gecirecegimiz gunler boyunca, farkli ulkelerden bu etkinlige gelen 800 kisinin hic birinden "gik" cikmayacak. Iletisim yok, el-kol hareketleri yok, "Tesekkur ederim, sizi sormali?..", "Rica ederim, ne demek, lutfen onden buyrun...", "G…

Hazım

Resim
İlk başta hareketlerindeki zarafet dikkatimi çekti. Bazı insanlar ışıldar ya… Başının üzerinde uçuşan minik yıldızlar vardır sanki. Sabahın sekizinde öyle gördüm bir an. Dersine girmeden önce biyografisine göz atmamıştım. Tatlı bir kadın dedim içimden, hareketleri yaparken bedeninin yumuşak esnekliği ve dans eder gibi hali, benim asanaları yapmak yerine, “izlesem mi acaba” hissine kapılmama neden oldu.
Bol kalp açıcı, geriye eğilmeli, güçlü bir akış dersiydi. Ders sonuna doğru yaptığımız yarım köprüler, balıklı köprüler ve en son tam köprü sayesinde kalpte, tam arkasında tıkalı ne kaldıysa bayadır temizlenmeyen açıldı gitti. 10 kiloluk deve oturmuş kalbime, ben onu nasıl unutmuşum? Görmemişim ya da görmezden gelmişim. Deve kalbimden kalkıp gidince hatırladım. Hafifledim. Deve duruşunu da özlemişim, es geçmişim bir süredir, onu farkettim.
Ders sonrası tuvalette karşılaştık. Sıcacık bir insan, samimi, mütevazi…. İsmimi sordu, “benim ismim de Mercedes” dedi. İsmini biliyordum gerçi, ama …

Kendime Yeni Ay’da mektuplar

Resim
Ucunu gördüğümü sandığım bir yere yürüyorum. Adımlar zorlaştıkça, yaklaştım sanıyorum, halbuki her seferinde varacağımı sandığım yerin şekli, ismi, rengi, kokusu değişiyor. Sonuç yine aynı, yarın ne olacağını bilemiyorum. Belirsizliğin içinde kararlı olabilmek buymuş demek. Tıpkı ayın değiştirdiği şekil gibi, her şey an be an, gün be gün değişiyor. Anlıyorum. Yeni ayda.
Ben ayın hallerine göre hareket etmeyi çok seviyorum. Yeni aylar, tıpkı bugün gibi güzel başlagıçların destekleyicisi. Yogada da ayın halleri var. Mesela yarım ay. Yani Ardha Chandrasana duruşu.
- Yok, yok hazırım. Yok, elimden gelenin en iyisini yapıyorum. Eminim canım. Neden emin olmayayım. Ne oluyorsa, benim dışımda oluyor. Ben tam performans buradayım.

Hayır, değilsin.
Ardha Chandrasana. Dengede kalmakta zorlandığım, yarım ay olmayı uzun süre başarmadığım bir duruştu. İlk yoga yapmaya başladığımda, 'zor bir duruş daha vakti var' diyordum. Kendimi zora sokmuyordum. Sonra çabalamalar istediğim gibi sonuç ver…

Rahat, hazır ol!

Resim
Rahat mısın bugün? Ellerin, ayakların güne başlarken nasıl? Peki, ya kalbin? Rahat mı bu sabah, nefesin su gibi akıyor mu yoksa bir rahatsızlık var mı içinde, düşüncelerinde, duygularında?

Rahatlık ve rahatsızlık. Tüm hayat bunun üzerine kurulu. Yin ve yang gibi. Doğum ve ölüm gibi. Ateş ve hava, toprak ve su gibi.
Tüm renklerin en güzel harmanı gökkuşağı ise, gökkuşağı çok rahat bir yer olmalı. Somewhere over the rainbow şarkısında içimde oluşan hissin bir benzeri.
Çocukken, kendi halindeyken, hep rahattın bence. Anne kucağında, etrafa sonsuz, sınırsız bir cömertlikle gülücüklerini saçarken hatta ağlarken de yırtına yırtına ağlarken çok rahattın. Ben öyleydim. Galiba. Beni besleyen bir kaynakta birkaç dostla pırıl pırıl akan bir şelalenin altında otururken geldi bu konu akla. Rahat-sızlık. Daha önce de rahatsızlık halimi çok hissettim.
Rahatsızlık yoga yaparken, özellike derin twist-bind/ bükülme-birleştirme hareketlerinde karnımda, kalbimde hissedebiliyorum. Duruşa girerken bir merak…

Kurşun kalemle tadasana

Resim
Önünüzde boş bir kağıt olsa, siyah beyaz bir karalama da mümkün, daha geniş renk cümbüşünden bir buluşma da. İkisi de şart beyaz sayfalarda. Rengarenk olan bir ülke, gün gelir renklerini kaybeder ya, bir süre ben de renklerimi bıraktım bir köşeye. Daha canlı, fosforlu kalemler yerine, sadık kurşun kalemime ve kağıttaki boşluklara bıraktım kendimi.


Pasteller bile pek içimden gelmedi, kurşun kalem iyiydi, etkiliydi, derindi, silinir diye bilinirdi, silinmezdi tonu 2B, 3B ya da daha koyuysa. Siyah beyazın hissiyatı farklıdır renklilere göre. Daha bir romantik, belki melankolik ya da nostaljik. Sadece iki renk ve bunların ara tonları vardır, ne bir kırmızı ne bir sarı bulunamaz. Güzeldir siyah beyaz ama bir yere kadar!


Önümüzde her gün boş bir sayfa var. Ben aslında hayatı daha çok boyama sayfalarına benzetiyorum. Çocuk boyama kitaplarında şekiller bellidir, örneğin bir ayı, kafasında fiyonk, elinde balı. Kağıtta boşluk da vardır, sınırlar da bellidir. Sen o ayıdan yapabileceğini yaparsın, …

Meditation-Mob

Resim
Harika şeyler oluyor hayatta. Daha kalabalık kitlelerce yapılıyor yoga, meditasyon. Türkiye halen azınlık halini sürdürüyor bu konuya yabancılığında, ancak bunun zamanla yayılacağı potansiyeli biliniyor, hissediliyor. Sabır, süreç hayatın her köşesinde karşımıza çıktığı gibi bu konuda da baş gösteriyor.

MedMob- Meditation Mob, yani meditasyon çeteleri olduğunu biliyor muydunuz? Okuduğum bir haberde karşıma çıkan bu güzel eylem dünyanın birçok yerinde gerçekleşmiş, haritaya bakıldığında Türkiye boş gözüküyor. Neden burada da yapılmasın dedim ve bunları yazmaya koyuldum.

Dünyanın birçok noktasında gerçekleşen meditasyon da, özellikle şehrin kalabalık meydanları seçiliyor: Bir saat boyunca sessizlik meditasyon yapıldıktan sonra ise, "soundbath" diye adlandırılan 11 dakika süren bir ses banyosu yapılıyor. İstenilen bir mantra ya da sözcük (bir, huzur vs.) söyleniyor.


"Give meditation a try, it's not what you think/ Meditasyona bir şans ver, tahmin ettiğin şey değil"

Yumuşattın beni kar...

Resim
"Kar taneleri bahçeye düşerken, dört adet serçe de benimle birlikte manzarayı izliyor. Tüm doğa sessizlik içinde, hem de İstanbul'un orta yerinde, şaşılacak şey ama sessizlik işte. Her şeyi mümkün kılıyor. Soğukluk artınca, beyaz puflara dönüşen damlalar inadına yavaşça yere iniyor, arkamda sınıf savasanada. Bir bitiş, bir başlangıç yine o nokta. Her şeyin tam olduğu bir hiçlik. İlginç bir deneyim ve güzel bir gün."

Yoga başlangıç kursunun başladığı gün karalamışım yine defterime, kar yağmıştı, bu kış ilk defa bu kadar yakın izliyordum beyaz tanelerini. Ders boyunca arkamda harika bir dekor oluşturdular, ben ise ancak arkama dönünce karşılaştım. 
Bazen güzellikleri görmek için başın, bedenin yön değiştirmesi gerekiyor. Her gün gözler aynı yönde, aynı açıda kalınca, dekor tek yönden algılanıyor, kaçan detaylar mucizeleri kaçırmak gibi olabiliyor. Harika ve tanıdık enerjilerden oluşan bir sınıfla buluştum. Güzel bir çember gibi tamamlandı, kapandı halka. Birkaç haftalığına b…

Kedim beni niye öptü?

Resim
Havanın gri halinin arkasında biraz mavilik var, hafif bir pembelik pudra gibi. Yağmur damlacıklarının arkasında da tazelik var. Kış sabahları uyanmak, bir yaz sabahına benzemiyor. Yağmurun tazeliğini hissetmek için dışarı çıkıp yürümek yerine, ancak pencere derinlemesine açılıyor. Zor kalkıyor insan yataktan, dışarısı soğuk, bir tembellik çöküyor inceden üzerimize, demek ki bundan yatılıyormuş kış uykusuna.

Doğaya öykünmeye kalkmak yaşadığımız bu zamanda mümkün olmuyor ama. “Bana işleri baharda çiçekler açınca yollayın patron, kış uykusundayım” diye bir email atmak imkansız.



Yoga pratiği de kendini tembelliğe bırakmakla bırakmamak arasında insanı zorlayabiliyor. Sanki omuzlarımda bir melek, diğeri de şeytan ve çizgi filmden çıkmışçasına tartışıyorlar. “Hayır biraz daha uyu, yarın yaparsın pratiğini, boşver…”, üzerinde beyaz kıyafeti olan ise “ olur mu, yoga pratiğini her gün tekrarlamalısın, 48 saat içinde beden üzerinde etkisi geçiyor pratiğin, kalk” diyor.

İlk başlarda çok okuyarak yo…