20 Ocak 2013 Pazar

Sabır&Sızlık


Yoga yaparken, sabırsız biri olduğunu düşünerek matın başına geçiyorsan, fazlasıyla zorlanabileceğini ancak bu hali yumuşatmak, sabırsızlığın çoğu zaman sızı veren -sızlık halini bırakmak için de daha doğru bir yer olmayacağını belirtmek isterim sabırsızlığı bilen biri olarak.



“O çok sabırlıdır”, “Ben öyle sabredemem, ağır hareket edemem, tez canlıyımdır” gibi cümleler duymaya ya da kurmaya alışkın olabilirsiniz. Çoğu zaman sabır sanki kötü bir şey gibi gösterilir, ben öyle algıladım uzun yıllar. Sabırlı olmak, sıkıcıdır. Sıkılmak ise zaten berbattır. Kimse sabretmek istemiyor artık, bir eylemde bulunuluyorsa, o vakit sonucu da hemen almak istiyor. 

Oysa hepimiz biliyoruz: Çayın bile demlenmek için zamana, çayı bile demlemek için sabıra ihtiyaç vardır. Her şeyin demlenmesi gerekir hayatta, duyguların, sözcüklerin, bilgilerin ve birçok şeyin.

Yogaya başlamadan önce sorular yöneltildiğinde, ilk 3 sorudan ikincisi (iyimser bir bakışla) “kilo verebilir miyim, forma girebilir miyim” oluyor. Bu gayet normal bir soru, hemen yoga ile pilates kıyaslaması yapılıyor, pilatesin “anında” sonuç verilmesi de sohbete dolanıyor. Elbette, yoga bir spor değil. Elbette, pilates yoga kökenli. Elbette, yoga sadece fiziksel bir çalışma değil, ama çok ciddi bir fiziksel çalışma diğer yandan. Ben de bir yoga eğitmeni olarak, tüm samimiyetimle bir süre düzenli derse gelinmesini ve yoganın nasıl bir his, bedende ne gibi bir gelişim yaratabileceğini bizzat deneyimlemelerini öneriyorum.

İki üç dakika nefes çalışmasına bile sabrımız olmayabiliyor, iki üç kişiden oluşan sırada bile beklemekten hoşlanmıyor, ardından “başka kasa yok mu” diye haykırabiliyoruz. Çok normal, elbette, başka ne olabilir ki? Kendimize azıcık izin verdiğimizde, kendimize zaman verdiğimizde nefesi derin derin alıyoruz da, nedense nefesi bir anda bırakıyoruz. Neden? Bir sonraki derin nefesi almak için. Acelemiz var, telaştayız. Neden?  

Kendimde de benzer telaşlar olmuştur, olmaktadır kimi zaman. “Telaşın” olduğu bir evde büyüdüm, bunun da etkisi olmuştur belki. Bir süre telaş içinde yaşarken, sabırsızlığın bana ait bir karakter özelliği olduğuna inandım. Başka türlü düşünmek hoşuma gitmezdi galiba, ben sabırsız biri olarak doğmuştum ve nokta. Sabırsızlık halinde yaşarken, içinde boğulurken, bir şeylerin tam da doğru olmadığını çok şükür farkedebildim.

Sabırsızlık, telaş bir özellik değildi. Bu, bir karakter özelliği değildi. "Nasıl birisin kuzum? Çok sabırsızımdır." Hayır, bu abartıldığı durumlarda bir hastalığa dönüşebiliyordu. Stres işin içine karışınca veya uyandığın her gün, aynı miktarda telaş, sabırsızlık, hadi devam edelim huzursuzluk, yerinde duramama, kendinle başbaşa kalamama, ağzını boş tutamama vb. devam ediyorsa, bakmak gerekir bu sabırsızlığın kökenine.

Kitapçının birinde, elime aldığım kitabın sayfasında rastladım sabırsızlık hissinin derinlerinde neler olabileceğine. Karşıma bir ağaç çıktı: Öfke duygusunun ağacı. Anjali& R. Sriram’ın kaleme aldığı Yoga und Gefühle* isimli kitapta, Yoga Sutra ve Natya Shastra felsefelerinden yola çıkılarak yoga ve duygular konusu kaleme alınmış.

Öfke bir duygu, ama bunu yaşadığımızda ona eşlik eden bir sürü duygularda var oluyor. Bir ağacın dalları gibi, duygunun da dalları oluyor, kökü oluyor. Öfkenin kökünde bir rakip, bir düşman var, dallarında budaklarında ise başka hisler. Öfke, kötü bir his değil. Gerekli zaman zaman, kendimizi korumak, sevdiklerimizi korumak adına şart olduğu yerler var. Öfkenin oluşmasındaki asıl neden adaletsiz, haksız bir durumun yaşanması. Sanki bir savaş oluyor, belki de gerçekten bir savaş yaşanıyor: Yaşadığımız yerde veya bizzat içimizde. Kısacası, öfke varken bir düşman oluyor etrafımızda. Son derece güçlü bir duygu öfke, içimizde yüksek enerjileri harekete geçiriyor, engelleri aşmamıza yardımcı oluyor, yeni bir başlangıça adım atmaya kimi zaman.

Ancak öfke hissi tek başına hareket etmiyor. Sadece öfkelenmiyoruz, öfkelenirken başka hisler de eşlik ediyor. Ana his belki bir adaletsizlik durumu, ama gurur, kıskançlık, hırs, değişkenlik, isyan etme, bulanıklık, barış isteği, sabırsızlık da yer alıyor öfkenin yanında. İşte aradığım şey çıktı, öfkenin yanında sabırsızlık da var.

Ne hissettiğimizi, neden hissettiğimizi bilmek, o duyguyla hayatımızda ilerlemek ne kadar da önemli. Bazen duygularımızın ne kadar karmaşık olduğundan, ne hissettiğimizden emin olmamaktan yakınırız. Bunun sebebi tek bir his değil, özellikle güçlü hislerin etrafında birçok eşlik eden hissin olduğunu kendimize hatırlatabiliriz. Öfkeliyken, sabırsızlığa kapılıp, asıl sorunu, haksızlığı- adaletsizlik durumunu çözmekte aceleci davranmaya çalışma ihtimali yükselecektir örneğin.

Sürekli sabırsızlık halini korumak, belki de, hatta belli ki içte yaşanan bir savaşa işaret edebiliyor. İçimizde kış uykusuna yatmış ama rahat olmayan güçlü hayvanlar gibi bizimle her yere gelen bir hisse dönüşebiliyor bu öfkeler. Başımızı ağrıtıyor, migren oluyor, göz bozuluyor, karaciğer kaldıramıyor bu öfkeyi.

Sabırsızlık ve öfke ilişkisine göz atmak bu yönden ilginç geldi bana. Bunun dışında, anda olamama ve aşırı kontrolcülük de  var sabırsızlık konusunda. Sanki hayatımın tanrısı benim ve her şey benim ayarladığım zamanlamada gerçekleşmeli. Kendini bir türlü serbest bırakamama hali de eklenebiliyor. Arkadaşlarla buluştuğum zamanlarda, kafasına daha gelmeden önce kaçta kalkacağını belirlemiş olan insanlar tanıyorum. Çoluk, çocuk vs. değil de, kontrolcülüğün buram buram hükmünü sürdürdüğü kişiler. Kontrol: Arkadaşlara sadece şu kadar saat ayıracağım. Sonra kalkar giderim.

Geleceğe dair bir vizyonumuz var, planlarımız, hedeflerimiz belli, onların olma halinin dışında hiçbir şey önemli değil. Hafif bir ukala tavır, ağır bir kendini beğenmişlik. Bir adım ilerisi, sevdiğimiz işleri uzun uzun yapmak, sevmediğimiz işlerden kurtulma isteği. Veya etrafımızdaki insanlara dair, sadece sevdiklerim, sadece bana iyi gelenler benimle olsun, onlarla uzun uzun olayım, onun dışındakilerle geçireceğim her an kayıp. Sonuç olarak, kafamızda her şey ikiye ayrılmış durumda. Gerekli ve gereksizler. Her şeyi belirlemişiz ki! Bu durumda sabretmek, zaman kaybetmekle eş anlamlı tabi. 

Halbuki “ İyi veya kötü diye bir deneyim yoktur, her anda her yaşanan büyük anlama sahiptir, bunu anlayıp anlamamak bizim elimizdedir. Bir şeyleri hemen bitirip yaşamak, sonrasında daha önemli olan, hayalindeki bir üst basamağa çıktığını sanma hissi zamanla hem nesneleri hem de insanları küçümsemeye, kendini de beğenmeye yol açar” ** diyor elimdeki kitap, katılıyorum.

Yoga pratiğindeki en büyük engellerden biri sabırsızlık. Belki de yoga dersine gitmek için, gündelik hayatımızda geri kalan her şeyi gereksiz, anlamsız, değersiz bularak hareket ediyor, matımızın başına geçmekten önemli bir şey görmüyoruz. İster yoga matının üzerinde, ister otobüs beklerken, her an sabıra ihtiyaç duyuyoruz.

Bence herkes bir şekilde sabretmeyi öğreniyor, güç sabırdan geliyor, ben yoga ile bunu öğrenmeye başladım. Matımda, bedenimde, nefesimde, devam ediyorum. Matın üzerine geçip, yere çöküp oturduğumda, gözlerimle kalbime döndüğümde, baktığımda kendime, sabırsızlığın yanındaki hislere bakma cesaretini yakalayana kadar bir zaman gerekti. Bazen hiç bilmiyor gibi bir hal alsam da, biliyorum ki, hayatta yaşanan her an, her durum, her olay, hayatımızda yer alan her insan, kendince değerli, kendince kıymetli ve her şey olması gerektiği gibi. Aceleye, telaşa aslında gerek yok. Kalp biliyor en içte, zaman zaman, hatta zamanla oraya ulaşmak mümkün.  

**
Bir de bu aralar yogaya yeni başlayan öğrencilerde şu durum dikkatimi çekiyor. Ders sonrası belirli noktaların hafif ağrıması, yoğun hissedilmesi kişileri tedirgin edebiliyor. Spor ya da fiziksel bir uğraş içinde olan kişiler bilirler, hareket ettikten sonra beden eğer çok alışık değilse bu hareketlere, beden çalışır ve ertesi bir iki gün kendini hissettirir. Eğer şiddetli bir ağrı –acı yok, ancak çalışmanın verdiği hisler varsa normaldir. Çünkü yoga, ciddi bir fiziksel çalışmadır. Normalde koşarken, yüzerken, uzun yürüyüşler yaptıktan sonra hiç dokunmadığın yerlere çeşitli yoga duruşları sayesinde dokunursun. Buralar kendini ertesi günlerde hissettirebilir. Bu iyiye işarettir. Elbette kendini sakatlamak şeklinde bir ağrıdan bahsetmiyoruz. Duruşlarda zihin değil de, bedeninin sesini dinleyerek hareket edersen, “sınır” denilen noktanda nefeslerinle kalırsan, beden de zaten bir sorun yaşamayacaktır. Ama yoga sadece bir mayışma, sadece bir gevşeme, bir masaj alanı değildir. Bu yüzden derslerden sonra bedende esnemenin, çalışmanın verdiği hislerin olması çok normaldir.

**
Baraka Yoga’da yoga yapmaya keyifle devam ediyoruz. Her nefesle biraz daha çoğalıyoruz, bu da bana büyük mutluluk veriyor.

İple çektiğim bir workshop,  Ocak bitmeden gerçekleşiyor Baraka Yoga’da: Sevgili Zuhal Özyurt’un vereceği Eril Enerji Denge- İçteki Çocuk- Elveda Sabotajcı Workshop’u 27 Ocak, Pazar saat 11.00’de gerçekleşecek Baraka Yoga çatısının altında. Şubat ayında ise iki eğitmenlik eğitimine ev sahipliği yapacak Baraka Yoga: Demet Sunar Caferzat ile Hamile Yogası Eğitmenlik Eğitimi 9 Şubat’ta, Didem Oylumlu ile 200 Saatlik Yoga Alliance Onaylı Temel Yoga Eğitmenlik Eğitimi 23 Şubat’ta başlıyor.


* Anjali& R. Sriram, Yoga und Gefühle: Mit allen Sinnen Leben, Thesus Verlag
**Anjali& R. Sriram, Yoga und Gefühle: Mit allen Sinnen Leben, Thesus Verlag, S.97