28 Temmuz 2011 Perşembe

Burkulmuş hassasiyet

Sağlık ne kadar önemli. Bu her gün, her an söylenen bir cümle. Gerçekte ne kadar uygulanıyor? Aslında başına bir şey gelmeden uygulanmayan bir konu bence sağlığa özen, hassasiyet göstermek. Hassasiyet ne kadar önemli. Bir an durup, yaşadığının gerçekten farkına vararak, aslında o kadar da kendine iddia ettiğin kadar farkında olmadığını anlayarak, sağlığın öylesine dergi sayfalarında yer alan bir konu olmadığını hatıralayarak gele gele konu her zaman gelmesi gereken noktaya geldi bugün benim için. Hassasiyet. Godfrey Devereux notlarımı karıştırmak istedim, “sadece Patanjali dedi diye değil, hayatın temeli hassasiyettir” demiş, öyle yazmışım.




Derslerde her zaman hatırlattığım bir cümle, “lütfen bedeninizi dinleyin ve hassas olun, nazik davranın”. Bileğimi burkmam problem değil, olabilir. Ama sonrasında doktora gitmeyi geciktirmem yine bir hassasiyet eksikliği. Yoga yaparken değil, tenis oynarken sol bileğimi burkttum. Çok hafif bir burkulma diye düşündüm ve buz koy, krem sür, biraz dinlendir diyerek geçer sandım. Biraz iyileşir gibi olurken, dün yoğun bir günün ardından artık kolayca iyileşemeceğini anlamaya başladım. Ben yeterince özen göstermesem de, istediği özeni almayı bildi bileğim.


Sen bir şeye hassas olmayınca, o şey her neyse sana hassas olman gerektiğini öyle ya da böyle hatırlatıyor. Verdiğimiz tepkiler ve etkileri denilen buymuş, bir kez daha anlıyorum. Kişilerle olan ilişkimizde, doğayla olan ilişkimizde, her türlü ilişkimizde hassasiyet var. Ama ilk başladığı yer, sanki insanın kendisi. Kendine karşı duyarlı olmayı öğrenmelisin. Ne düşünüyorum, ne yapıyorum, ne hissediyorum. Sadece eylemler fiziksel değil, düşüncelerimizde, hislerimizde bile hassasiyet yer almalı sanki. Düşünceler bile bir eylem, ilk başta kendimize doğru akan.


Doktorun bana bağlar yırtıldıysa sol bacağı komple alçıya alması gerektiğini söyleyince hissettiklerim ayrı, MR çekilirken kulağımda garip gurup müzikler dinlerken düşündüklerim apayrıydı. Hastaneyi kim sever ki? Tüm hastanelerde yatan kişilere acil şifa diliyorum. Küçüklüğümde babamın yaşadığı rahatsızlıklardan dolayı sık gitmek zorunda kaldığım hastaneler, bende halen feci sevimsiz duygular oluşturuyor. Bugün yine öyle oldu. MR’ın sevimsiz seslerine karşı kulağıma dayadıkları anlamsız müzikleri yaklaşık yarım saat dinlemek zorunda kaldım. MR’a girmeden önce “eğer hareket ederseniz içeride, daha da uzun sürer” denmesi ekstra stresi ekledi burkulmuş bilekli bedenime.


Bir ayak burkulması insanı apayrı noktalara götürebiliyor ya da bir MR cihazı. Candan Erçetin’e bayılmam ama severim, onun bir şarkısı çalmaya başladı. Şarkının girişinden hangi parça olduğunu tam çıkaramadım, ama “Yalan” isimli şarkısı çıkarsa, “ölümden başkası yalan” sözlerini şu anda dinlemeye hiç meraklı olmadığımı düşünmeye başladım. Sonrasında çalan şarkının “Neden” olduğunu anladım ve yine sözler ağır geldi. “Neden yar neden, bilinmez acı çekmeden, neden yar neden görülmez günü gelmeden”. Neden böyle oluyor gerçekten? “Neden anlamaz insan yanındayken kıymetini,neden söylemez insan sevdiğine sevdiğini…” Öylesine dinlenebilen şarkı, o anda çok bir anlamlı geldi kulaklarıma. İnsanlık hali sanırım bu hal. Kıymet bilememe, ne kendinin ne sevdiklerinin.


Sakin kalmayı derin nefeslerle başardım, kalbimin atışını da sakinleştirdim nefeslerle. Neyseki uslu ve sakin durmayı başarınca yarım saatte bitti MR. Derin bir oh nefesini ise doktorun “yırtılmamış” yanıtıyla aldım. Kuş gibi sevinçten uçarak gittim ve bir süre giymem gereken bilekliği aldım. Bileği zorlamak yok, hassasiyetim dorukta olacak ona karşı. Elbette sırf o yetmez, çünkü ona hassas olayım derken sağa çok yüklenebiliyorum. Burada da dengeyi yakalayacağız. Öyle ya da böyle. Akıyoruz bir suda… Hastane ve stres dolu günün ardından, iki akşam dersi vererek Çarşamba gününü tamamladım. Dengenin bir başka hali tartışmasız bu.


Yaz diye durmuyoruz, yoga yapmaya devam ediyoruz. Sadece yoga için gittiğiniz stüdyoda değil, evinizde de uygulama yapabilmek için düzenlenen Yoga Workshops@ Jiva "Kalp ve Kalça Açıcı Yoga Serileri" ile devam ediyor. Uygulama ile başlayıp, serilerdeki asanalar üzerinden tek tek geçerek kendi pratiğinizde kolaylık sağlayabilirsiniz. Cumartesi günü Jiva’da kalp açıcı seriler sevgili arkadaşım Devrim Öztürk’le beraber saat 15-18 arası gerçekleşecek. Pazar günü de benim workshopum var. Kasık/ kalça açıcı serilerle yakınlaşacağız, yine saat 15-18 arası. Daha fazla bilgi için: www.jiva.com.tr. Bekleriz!


Kendinize ve çevrenize karşı hassas davranacağınız güzel bir hafta diliyorum.


Namaste.


17 Temmuz 2011 Pazar

Eksik olma rüzgar

İstesen de, istemesen de değişiyorsun. Fikirlerin, düşüncelerin, görüntün değişiyor zaman denen garip kavramla birlikte. Etrafındakiler, bulunduğun mekan, kurduğun cümleler, cümlelerinin anlattıkları, dinlediklerin. Değişiyor. Artan ve eksilenler hep bir uyum halinde, sevsen de sevmesen de değişiyorsun. Tutamıyorsun elinde bir şeyleri. Ne anlam yüklemeye çalıştığın başarını, ne yaşını, ne sevdiklerini, ne kendini.

Derin bir umursamazlık hissediyorum şu anda. Öylesine umrumda değil her şey. Oysa birkaç gün önce daha farklıydım. Her şey ne ciddi, ne önemli geldi. Hisler gelip geçiyor, düşünceler büyüyor küçülüyor. Anlar nasıl geçiyorsa, onlar da geçiyor gidiyor... İnsan kuş misali, uçuyor ordan oraya, konuyor, yoruluyor ve tekrar dinleniyor. Son birkaç gündür hep ayla suyun kesişmesini izledim. Gözlerim baktı ayın ışığına koyu mavi sularda. Hiç bir zaman denizin rengini  farklı düşünmemişimdir. Mavidir ve tonlarıdır, gece bile bunu hatırlatırım kendime: "Siyah değil gördüğün renk, mavinin bir tonu..." Bazı geceler her şey daha zor gelir, gece geçmez, tüm sorunlar kafanda, ruhunda iyice büyür büyür, bedenin dar gelir sana. Gece hastalıklar daha da ağırlaşır, ateşin daha bir artar hastaysan, uykunun huzurunu her zaman bulamayabilirsin kolay kolay. Ama gecenin de bir sabahı vardır. Sabah olunca, güneş müjdesini verir... "Bugün her şey yeniden başlayacak, dün geceki kadar zor olmayacak" diye mırıldanır yeni güne dair. Geceler hep böyle olmak zorunda da değil, bazen de huzuru gecede bulursun. Herkes uyur sen yeni uyanırsın. Senin saatin başlar, sen istediğini derin bir sessizlik içinde yaparsın. Kitap okumak, resim yapmak, yazı yazmak, film izlemek gecenin geç saatlerinde muhteşem bir hal alabilir. Zor koşullarda çalışsan bile, uykusuz bir sabahı böylesine güzel bir hale dönüştürmek mümkün. Bu şekilde: Bazı günler doğmadan başlar ne de olsa.

Etrafımızda esen rüzgarlar, bazen tam arkamızdan gelip bizi savurabiliyorlar bir yerlere doğru. Tesadüf nasıl yoksa, içimize doğan hisler, aklımıza düşen fikirler de bence esen rüzgar sayesinde oluyor. Kollarını kocaman açıp, sırtını rüzgara yaslamak ne harika olurdu. Bırak götürsün seni istediğin yere. Sabah ve akşam, doğum ve ölüm, yaşam kendini hep bir ritimle, hep bir rüzgarla var ediyor sanki.

Bir haftadır ufak bir tatildeydim. Gittiğim yer güzel Datça'ydı. Aşık oldum Datça'ya, çok iyi anlaştık. Rüzgar hep esiyor bu güzel yerde. Hep yüzümde hissettim, kalbimde de. Yeniden İstanbul'a dönmek pek içimden gelmiyor. İnsan denizin kıyısında ve denizin içinde uzun kalınca, karaya çıkmak istemeyebiliyor. Ama bu da değişecek, alışmak önceden görüldüğü kadar zor olmayabiliyor. İçimi dinledim bol bol, içimdeki fırtına ve rüzgarları serbest bıraktım açık denizde. Estiler, estiler... İyi geldi, ne olursa olsun, etrafımda dünya dönsün dursun. Oklar sağı solu gösterse de, kavşaklar kafamı karıştırsa da, dur levhaları beni kandırmaya çalışsa da, yok yok. Ben kendi yolumdayım. Aşkla. Eksik olma sen aşk. Eksik olma rüzgar....

1 Temmuz 2011 Cuma

Durmanın dayanılmaz hafifliği


Ufak bir İzmir’i ziyaretten sonra, kendimi Jiva’da buldum. Perşembe sabah ve akşam dersinin ardından kendimi Yin yoga dersinin içine bırakıverdim. Sabah güçlü, akşam da daha sakin bir Hatha dersi vermiştim. Her dersin yeri ayrı, hepsinin tadı farklı. Güçlü halin sakinliğe doğru geçişi acayip bir deneyime dönüşebiliyor. Yin yoganın ardından kendimi dün akşam harika hissettim. Ruhum lokum gibi olmuş, yumuşak ve tatlı bir hal, mis…

Bu demek değil ki, her Yin yogadan sonra insan böyle olur. Hayır, her türlü hal mümkün, bu benim sadece dünkü halimdi. Hiçbir hal olmak zorunda değil, herkesin yolu, hisleri, düşünceleri ve deneyimleri kendine, kendince.


Jiva’nın tatlı Yin hocası Derya’nın dersinde, kalabalığa rağmen kendime bir yer bulabildim. "Yaz geldi, yoga rafa kalktı, ertesi mevsime” düşüncesini akşamki derslerin kalabalıklığı yıkıyor. Şaşırıyorum, mutlu oluyorum. Benim için gerçi hiçbir önemi yok. Tek bir öğrencim de olsa, aynı özenle, aynı istekle veriyorum dersimi. Bütün dersler ayrı bir keyif, ama kalabalıkla birlikte hissedilen enerjinin rengi bambaşka oluyor. Bu da es geçemeyeceğim bir gerçek.

Yin yogada hareket ve durmak arasında derin bir fark hem var, hem yok. Bir duruşun içinde derinleşmek, denize dalmak gibi geliyor bana. Dalacağın su belki berrak, belki bulanık. Durduğun anda da hareket devam ediyor insanın nefesinde, içinde, en içinde. Hareket yerine durup, hareketsizlik içinde hareket başladığında, içimde kocaman odalar açılmaya başlıyor. Bildiğim, bilmediğim kapılar, değişik duvarlar, duvarlarda bilmediğim dillerde yazılar, resimler, sorular, işaretler buluyorum.

Bana iyi geliyor yoganın her hali, şu ana kadar yapabildiklerim. Denememiş olanlara da Yin yogayı tavsiye ederim. Bu arada Jiva’da güzel bir eğitmenlik eğitimi daha başlıyor. Benim de ilk sertifikamı aldığım bu sıcak mekandan, yepyeni eğitmen arkadaşların yetişmesi beni mutlu ediyor. Yoganın insanları ve güzel enerjileri birleştirdiğine inanıyorum. Bilgiler, deneyimler paylaştıkça çoğalıyor. Bunun tersi bir durumu düşünmek istemiyorum, hele hele konu başlığı yoga olunca. Yin Yoga 200 saatlik eğitmenlik eğitimini, Devrim Akkaya verecek Jiva’da.
İlgilenenlere duyurulur. Eğitim Kasım’da başlıyor.

Ayrıca çok sevdiğim
Dharma Mittra’nın stilinde yoga yapmak isteyenler, 9-10 Temmuz’da Jiva’da Tuba Oğuz ile gerçekeleşecek olan Workshop’a katılabilirler. Farklı stiller, farklı eğitmenler denemek insanda yepyeni ufuklar açıyor.

Deneyim
kelimesi birçok kişiye anlamsız gelebilir, “bu sözü sevmiyorum” diyeni de çok duydum. Hayat bir deneyim bence. Herkes kendi deneyimlerini biliyor, ancak kendininkini. Başka bir deneyimi anlamak mümkün değil, sadece anladığını zannetmek gerçekleşebiliyor. Bu da güzel bir şey… Sevdiğim bir alıntıyla yazımı noktalamak istiyorum ve herkese güzel & hafif bir hafta sonu diliyorum.


“İnsan hayatı ancak bir defa yaşanır ve kararlarımızın hangilerinin doğru, hangilerinin yanlış olduğunu kestirememizin nedeni, verili bir durumda ancak bir tek karar verebilecek olmamızdır, ikinci, üçüncü ya da dördüncü bir yaşamımız yok ki çeşitli kararları birbiriyle karşılaştıralım.” M. Kundera, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nden