17 Temmuz 2011 Pazar

Eksik olma rüzgar

İstesen de, istemesen de değişiyorsun. Fikirlerin, düşüncelerin, görüntün değişiyor zaman denen garip kavramla birlikte. Etrafındakiler, bulunduğun mekan, kurduğun cümleler, cümlelerinin anlattıkları, dinlediklerin. Değişiyor. Artan ve eksilenler hep bir uyum halinde, sevsen de sevmesen de değişiyorsun. Tutamıyorsun elinde bir şeyleri. Ne anlam yüklemeye çalıştığın başarını, ne yaşını, ne sevdiklerini, ne kendini.

Derin bir umursamazlık hissediyorum şu anda. Öylesine umrumda değil her şey. Oysa birkaç gün önce daha farklıydım. Her şey ne ciddi, ne önemli geldi. Hisler gelip geçiyor, düşünceler büyüyor küçülüyor. Anlar nasıl geçiyorsa, onlar da geçiyor gidiyor... İnsan kuş misali, uçuyor ordan oraya, konuyor, yoruluyor ve tekrar dinleniyor. Son birkaç gündür hep ayla suyun kesişmesini izledim. Gözlerim baktı ayın ışığına koyu mavi sularda. Hiç bir zaman denizin rengini  farklı düşünmemişimdir. Mavidir ve tonlarıdır, gece bile bunu hatırlatırım kendime: "Siyah değil gördüğün renk, mavinin bir tonu..." Bazı geceler her şey daha zor gelir, gece geçmez, tüm sorunlar kafanda, ruhunda iyice büyür büyür, bedenin dar gelir sana. Gece hastalıklar daha da ağırlaşır, ateşin daha bir artar hastaysan, uykunun huzurunu her zaman bulamayabilirsin kolay kolay. Ama gecenin de bir sabahı vardır. Sabah olunca, güneş müjdesini verir... "Bugün her şey yeniden başlayacak, dün geceki kadar zor olmayacak" diye mırıldanır yeni güne dair. Geceler hep böyle olmak zorunda da değil, bazen de huzuru gecede bulursun. Herkes uyur sen yeni uyanırsın. Senin saatin başlar, sen istediğini derin bir sessizlik içinde yaparsın. Kitap okumak, resim yapmak, yazı yazmak, film izlemek gecenin geç saatlerinde muhteşem bir hal alabilir. Zor koşullarda çalışsan bile, uykusuz bir sabahı böylesine güzel bir hale dönüştürmek mümkün. Bu şekilde: Bazı günler doğmadan başlar ne de olsa.

Etrafımızda esen rüzgarlar, bazen tam arkamızdan gelip bizi savurabiliyorlar bir yerlere doğru. Tesadüf nasıl yoksa, içimize doğan hisler, aklımıza düşen fikirler de bence esen rüzgar sayesinde oluyor. Kollarını kocaman açıp, sırtını rüzgara yaslamak ne harika olurdu. Bırak götürsün seni istediğin yere. Sabah ve akşam, doğum ve ölüm, yaşam kendini hep bir ritimle, hep bir rüzgarla var ediyor sanki.

Bir haftadır ufak bir tatildeydim. Gittiğim yer güzel Datça'ydı. Aşık oldum Datça'ya, çok iyi anlaştık. Rüzgar hep esiyor bu güzel yerde. Hep yüzümde hissettim, kalbimde de. Yeniden İstanbul'a dönmek pek içimden gelmiyor. İnsan denizin kıyısında ve denizin içinde uzun kalınca, karaya çıkmak istemeyebiliyor. Ama bu da değişecek, alışmak önceden görüldüğü kadar zor olmayabiliyor. İçimi dinledim bol bol, içimdeki fırtına ve rüzgarları serbest bıraktım açık denizde. Estiler, estiler... İyi geldi, ne olursa olsun, etrafımda dünya dönsün dursun. Oklar sağı solu gösterse de, kavşaklar kafamı karıştırsa da, dur levhaları beni kandırmaya çalışsa da, yok yok. Ben kendi yolumdayım. Aşkla. Eksik olma sen aşk. Eksik olma rüzgar....

2 yorum:

  1. Rüzgarlar hem soyut hem de somut anlamda hep arkamızda olsalar keşke. Bir yolda yürürken doğru yolda olup olmadığını da insan, galiba rüzgarına bakıp anlamalı. Rüzgar hep karşıdan esiyor ve sürekli engel oluyorsa bir şeylere, belki de bir yön değişikliğine ihtiyaç vardır.

    Biliyor musun, hiç gitmemiş olmama rağmen ben hep Datça'nın hayatımda önemli bir yeri olacağını hissetmişimdir. Bu his, yıllar önce o şirin kasabaya dair gördüğüm bir fotoğraf sonucu düşmüştü içime. Benim rüzgarım ne getirir bilemem ama en azından yolumun beni o kıyıya düşürmesini istediğim kesin! öpüyorum seni güzel arkadaşım!

    YanıtlaSil
  2. ben de seni öpüyorum istanbuldan:)

    YanıtlaSil