27 Mart 2011 Pazar

Patenimle bir bahar daha

Paten sezonu bugün açıldı. Mart ayı mı Mayıs ayımı anlamadığım güneşli cumartesi gününde içimi bir telaş sardı. Güneşi doyasıya yaşamak, onunla temasta olmak şarttı bugün. Geç kalmadan dışarı atıldık sevgilimle. Güneş batana kadar da sokaktaydık. Sadece ben değildim böyle düşünen, tüm İstanbul aynı fikirdeydi. Bahar geldi, yaz gelecek... Bir bahar daha. Ötesi?




Ötesini bilmiyorum. Hiç bir şeyin. Kahvemi yudumlarken, kaçamak havuçlu kek lokmalarını mideme indirirken, güneşin insana verdiği harika etkiyi kanımda hissettim. Tüm gün. Yağmurun melankolik halini sevenler çoğunlukta mı bilmem, ben güneşle beslenmeyi seviyorum. Güneşe selamla/ Surya Namaskar, Aya selam/ Chandra Namaskar arasındaki farkı bu hafta içimde hissettim. İlk defa bu hafta verdiğim Vinyasa başlangıç dersinde, heyecanla Chandra Namaskar'a hazırlandım. Daha değişken, daha duygusal, daha yumuşak geldi bana Aya Selam serileri. Kesin sonuçlar vermek, akıllarda bir fikir uyandırmak değil amacım. Benim bu haftaki hislerim buydu...



Özgürlük nefeste başlıyor. Nefesimiz çoğu zaman özgür akmayı başaramıyor. Heyecanla, telaşla, zorlamayla, itmeyle, çekmeyle, tıkanıklıklarla geçen nefes akışları olabiliyor gün içinde. Bugün patenlerimin üzerinde giderken, özellikle hafif yokuş aşağı yollarda kendimi bir kuş kadar özgür hissettim. Patenlerimle uzun bir birlikteliğimiz var. Oturup bugün saymak zorunda kaldım. 16 yıldır aynı pateni kullandığıma inanamıyorum. Ayaklarım en son 16 yıl önce büyümüş, evet. Bunun tarihini patenlerim sayesinde hesaplayabiliyorum. Birçok bahara beraber adım attık. Baharı onlarla kutluyorum.



Onları ne zaman giysem kendimi bir çocuk gibi hissediyorum. Dengesini ilk başta arayan, ardından yakalayan ve koşarak adımlarını atan. Adımlar bir yerden sonra yerden kesiliyor, gökyüzünde doğru çekiyorum sanki onları. Bulutlar tepende, kuşlar yanında uçuyor gibi oluyor yer ayağının altından akıp giderken. Bir su gibi...



Deniz kenarında otururken, elimde defterim vardı, diğer elimde iki gündür elimden bırakamadığım Mavi Orman. Severek blogunu takip ettiğim, yogaya yıllarını vermiş olan Defne Suman'ın kalbimi 12'den vuran kitabı. Henüz hiç bir dersine katılamadım kendisinin, yakın bir zamanda gerçekleştirmek istiyorum. Geçenlerde televizyonda bir programa konuk olmuştu, orada babasının ona sürekli, "kızım bitmedi mi bu yoga" sorusunu sorduğunu anlattı. Birçok şey anlattı tabi, ama ben de daha bir elin beş parmağını tamamlamadığım eğitimlerime rağmen babamdan benzeri sorular duyduğum için şaşırdım. Hatta babam bana kaç yıldır usanmadan sorduğu sorusunu yöneltti bu akşam. "Kızım takip ediyor musun okulu? Kadro falan çıkacak mı?" Babam kadroda, üniversitede kaldı. Beni neden oraya yakıştırıyor ben henüz çözemedim, ama cevap "bakmadım baba, ilgilenmiyorum baba, başka şeyler yapmak istiyorum baba". Sessizlik. Sükunet. Nokta. Elbette herkesin durumu aynı değil ama belli alanlara yönelen kişiler, benzer durumlar yaşayabiliyor. Sanki sadece ben bu tarz garip sorular, durumlarla karşılaşıyormuşum gibi düşünüyorum içimde. Mavi Orman'ı okumaya başlayınca anladım ki, sadece bu soru değilmiş benzerlikler. Yogayla ilgilenen herkese bu kitabı tavsiye ediyorum. Beni son hız sürüklüyor, deneyimli bir yoga eğitmeninden harika bilgiler, anılar yer alıyor sayfaların içinde. Yazıyla yoganın böylesine ahenkle birleşmesi çok hoşuma gidiyor. Çok:)


Şimdilik ufak bir İzmir ziyareti yapmayı planlıyorum. Ailem, dostlarım, doğduğum şehir beni çağırdı. Öyle fısıldadı bana. Kulak veriyorum ve gidiyorum. Sonrasında Godfrey Devereux' un eğitimine katılmayı sabırsızlıkla bekliyorum. Heyecan, merak ve sakinlik.


Sevgiler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder