25 Ekim 2011 Salı

Ak ve kara

Yin ve yang. Karanlık ve aydınlık. Birbirinden ayrılamayan, birbirini besleyen, dengesizliğiyle denge kuran bir bütün. Hayat.

Hayat hep beyaz değil. Hayat hep sevimli değil. Hayat hep mutluluk değil. Olaylar beklenmedik bir hal aldığında, en çok zorlandığımız anlar ortaya çıkıyor sanırım.

Hayat hep siyah değil. Hayat hep acı değil. Hayat hep üzüntü değil.

Tıpkı yin ve yang sembolü gibi, ikisi de içinde birbirini barındırıyor. Denizin bir dalgası gibi dalgalanıyorlar birbirlerinin içinde, birbirlerine doğru.

Her şey istediğimiz gibi gitse, hayat hayat olmaktan çıkardı. Başka bir şey olurdu, anlamsız bir şey olurdu, her şeyde bir anlam var, anlamı anlamaya çalışmakta fayda var.

Zor günlerden geçiyoruz. Ne yapmalıyız? Korku sardığında tüm noktalarımızı, bencilleşme halimiz de çoğalıyor. Önce kendi ailelerimizi düşünüyoruz, önce kendimizi, önce kendi çocuğumuzu, önce kendi milletimizi, önce önceliklerimizi.

Pazar günü deprem haberini alınca çok üzüldüm, çok korktum. Düşünceler zihnimi bırakmaz oldu. Sakinleşmek TV’daki görüntüleri gördükçe, artçı sayılarını duydukça imkansız olmaya başladı. “Bu gece orada hayatta kalıp, taşların altında yatan da ben olabilirdim” diye düşündüm. Bunu düşünüp, kendimi şanslı hissetmeye kalkmadım, aklımda tek bir şey oluştu “yardım”. Bana birileri yardım etsin isterdim. Beni bulsun ve kurtarsın.  

Zor zamanlarda, konu bir doğa felaketi olabilir, bir hastalık olabilir, her şey olabilir, çevremizdekilere bence yardım etmeliyiz. Nedenini bir yere bağlamadan, bunun bir şeye işaret olduğuna yormadan, olayı olduğu gibi anlamalıyız. Olanları olduğu gibi kabul etmeliyiz. Ve soru: Ne yapabilirim?

Yardım eli uzatmak, mümkünse gidip bizzat yardım etmek, iyi dileklerini, dualarını yollamak, kıyafet yiyecek yardımı yapmak, para yardımı yapmak, hepsi mümkün. Zor durumlar karşısında, daha da olayı zorlaştırmak yerine, hayatın devam ettiğini unutmamak, hepimizin insan olduğunu hatırlamak gerekiyor. Kargolar ücretsiz yolluyor yardım paketlerini, hemen paketlerinizi hazırlayın ve bunu ertelemeyin demek istiyorum. Veya ne yapabilirseniz yapın.

Kendi yüksek zekamızla kurduğumuz dünyaların, ne kadar yalan dünyalar olduğunu bir kez daha evren, doğa bize hatırlattı. Doğaya aykırı yaşarken, binaları üst üste dikerken, ağaçları keserken, ellerimizle her şeyi bu hale getirirken, hatta bir de borca harca girip o korkunç gökdelen ötesi yüksek binalardan alıp kendimizi hayati-maddi olarak garanti altında hissederken, doğa bize “yapma etme” diye hatırlattı. Ben öyle düşündüm ama yanılıyor da olabilirim.

Başımıza ne zaman ne geleceğini bilmiyoruz, buna rağmen çılgınca planlar yaparak o planlara asılı kalmaya çalışıyoruz. Kimi kandırıyoruz? Kendimizi. Kendimizle.

“Eğer hayatında değişik/ değişim durumlarına alışamadıysan ya pratiğini yanlış yapıyorsun ya da tam olarak mantığı anlayamamışsın demektir” diye not düşmüşüm defterime Sarah Powers’tan alıntılayarak. Değişim benim de zorlandığım bir alan. Ama hayat sabitlikten değil, değişimden ibaret. Bazen en acı şekilde, bazen daha tatlı bir haliyle. Bunu reddetmek, her şeyi en çok zorlaştıran. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder