12 Temmuz 2012 Perşembe

Öfke Kedisi

Arkadaşım Doğa, bir kahvaltı sofrasında anlattı bana az sonra okuyacağınız cümleleri. Hayatımızda bazen 'seçim' yapabiliyorduk, an be an, gün be gün. Ben çok etkilendim anlattiklarindan, sonrasında rica ettim yazıya dökmesini, kırmadı beni. Cümlelerini okumak ruhuma iyi geldi. Teşekkürler arkadaşım:))

"Heyecanla yola ciktik. Bulgaristan'a gidiyoruz. Bir dag otelinde kalip, tabiatin icinde, yoga ve meditasyonla dolu gunler gecirecegiz. Kafa dinleyebilecegimiz, belki de unuttugumuzun farkinda bile olmadigimiz yonlerimizi fark edecegimiz gunler bizi bekliyor. Cok hevesli ve istekliyim. Hevesimin asil nedeniyse, ikinci kere yasayacagim sessizlik. Otelde gecirecegimiz gunler boyunca, farkli ulkelerden bu etkinlige gelen 800 kisinin hic birinden "gik" cikmayacak. Iletisim yok, el-kol hareketleri yok, "Tesekkur ederim, sizi sormali?..", "Rica ederim, ne demek, lutfen onden buyrun...", "Gunaydin," hic biri yok. 

Gunler, sabah erken kalkip yoga yapmakla, meditasyonla ve aralarda ayurvedik yemeklerle gecti. Bir de, tabii, konusmayarak, susarak. Hile yapanlari ve aksam topluca soylenen sarkilari saymazsak tamamen sessiz gecen bu gunler sona erdiginde hic konusmak istemedim. Konusma fikri, elimdeki bir degeri kaybedecegim dusuncesini cagristiriyordu. Iletisim kurmayarak, "iyi insan olmak icin efor sarf etmeyerek" memnundum. Yine de beni cok rahatsiz eden ve altindan kalkamadigim bir durum vardi: Kafamdaki sonsuz sesler durulmamisti (sonradan, bazi arkadaslarimin tam bir zihinsel sukunet yasadigini ogrenince, yapmamam gereken bir sey yapmis ve kendimi onlarla karsilastirmis, boyle bir deneyim yasamadigim icin hayiflanmistim) ve bu, bana buyuk bir huzursuzluk veriyordu. 

Son gece, etkinlikten sorumlu kurulusun kurucusu Hintli egitmen (ki kendisine, "yol gosteren" manasinda "guru" deniyor) her ulke grubuyla tek tek gorusecegini soyledi. Cok saygi duyulan, sayisiz uluslararasi etkinlige, konusmalara katilmis, olabildigince fazla insani hizmetlerde bulunmaya calisan, bunun icin ciddi caba sarf eden, benim de takdir ettigim verici bir adamdi. Kendisine duyulan buyuk saygi yuzunden, gorenlerden bazilarinin gozleri doluyordu, kimi asiriya kacip dokunmaya calisiyor, kimi husu icinde adami dinliyor ya da saygiyla yerlere kadar egiliyordu. Sira Turkiye grubuna gelince ben de arkadaslarimla birlikte, merakla oturdum karsisina. Nasil oldugumuzu sordu. Orada, adamin beni anlamasini, kafamdaki dehsetli firtinalari gormesini, en azindan bunlari ona anlatabilmeyi derinden umuyordum. Bana belki kisa bir soz soyleyecek, belki bilgece bir bakis firlatacak veya ustaca secilmis bir soru sorarak beni kendime getirecekti, herhangi "bir sey" yapacakti ve beni, kendi kafasindaki dev dalgalardan bir turlu rahata erememis beni kendime getirecekti. Boylece, bir suredir yogayla ve daha uzun zamandir meditasyonla zaten hazirlanmakta olan ben, kisisel bir aydinlanmaya kavusacaktim, kendi capimda olsa pisecektim. Nasil oldugumuzu sordu... Herkes kendinden gecmis, mutlu mesut adama bakiyordu ve herkes iyi, cok iyi oldugunu soyledi. "Cok iyiyim," dedim grupla beraber, gulumsedim. Ve, duzen islemeye devam etsin, atmosfer bozulmasin diye soyledigim bu yalanla beraber birden tek basima kutuplarda duruyor gibi hissettim kendimi. Butun camdan saray o anda, bir anda yikildi. Herkesten, yanimda oturan cok sevdigim insandan bile kilometrelerce uzaklasiverdim. Oradaki herseye, etkinlige, yaptiklarimiza dair olan bagim koptu. Herkes grilesti, rengini yitirdi. 

Bir iki saat sonra aksam olunca, son kez sarki soylemek icin toplandik genis salonda. Son gun oldugu ve sessizlik artik bittigi icin herkes neseli, keyifli. Muzik basladi, herkes dans etmeye, hoplayip ziplamaya, cesitli enstrumanlarla muzige eslik etmeye basladi. Insanlarin eglenmesiyle birlikte, onlarla aramdaki ucurum da hizla buyudu, buyudu. Aklimda tek ve net bir sey vardi: "Hic bir sey paylasmiyorum." Bu dusunce giderek tum zihnimi doldurdu. Tek basima, mutlu mesut eglenen 799 kisiye bakiyordum. Kisa bir sure sonra dayanamadim, esyalarimi, yoga matimi topladim. Gozumde, bir kac dakika sonra yasayacaklarim canlandi. Kalkiyorum, yuzumu yerden kaldirmadan, dev bir hayal kirikligi ve kopmusluk hissiyle salonun cikisina ilerliyorum, uzun, mermer koridorda yuruyorum otelin kapisina dogru. Odama cikiyorum. Yururken, arkadamda giderek azalan ama kafamdaki yerlerini yitirmeyen, eglenen insanlarin sesleri, beraberlik, muzik, kahkahalar, alkislar... Icimde sabitlesen, yumusak yastiga rahatca yerlesip kurulan kedi edasiyla yerini yapan bir ofke. Herkese kizginim. "Zaten"li cumleler basliyor kafamda, "zaten hic bir sey iyiye gitmez", "zaten boyle olacagi belliydi", "Kucuklugumden beri boyle olmustur." Tekrar salon, ayaga kalkmak uzereyim. O anda sunu fark ettim, bu yol, kendimi bildim bileli sectigim ve boylece, kendime dogrulugunu kanitladigim bir "negatif yol", bir kotu olma yolu. Bu, tanidigim, bildigim Doga'nin sececegi, kucuklugunden beri secmeyi "tercih" ettigi yol. Bu dusunce kivilcimiyla birlikte "tercih" kavramini fark ettim. Negatif bir ruh haline girip sonra da "zaten kotu her sey!" demenin yillar yili kendi secimim oldugunu ve hatta bununla neredeyse gurur duydugumu fark ettim. Bu durumda, suratimi asmamak da bir tercih olarak ortaya cikiverdi. Ve, kendime biraz da sasirarak, bu tercihi yaptim. Bunu yapmanin kolayligi karsisinda biraz afalladim. Bir anda yuzum degisti. Gulmeyi istedigimde, biraz saskinligin ardindan yuzum de bana uydu. Ayakta insanlara baktim, muzikle birlikte el cirpmaya basladim. Sonrasi, bagira cagira sarki soylemeler, hoplamalar ve birbirini kucaklamalar... Icimi dolduran, buyuk bir engeli asmis olma hissi ve cosku." Doğa Doğu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder