29 Ocak 2014 Çarşamba

C-esaret

Yazı yazmaya yazmaya, zor geliyor tekrar boş sayfa önüne oturmak.

Son sıralarda derslerimde ve kendi pratiğimde, hayatımda cesaret konusu ön plana çıktı “kendiliğinden”...

Gitmek istediğim yerin manzarası. Ocak 2014- Güzelbahçe

Kendi güvenli sayfaların arasında iki üç kelime karalamak böyle değil, ama şimdi belki kimse okumayacak, belki hiç tercih etmediğim kişiler okuyacak  bu yazdıklarımı. Biraz cesaret gerekiyor her şeyde. Basit bir yazıda bile.

Cesareti nereden almak gerekiyor? Düşünüyorum. Bazen yukarıdan,  gökyüzünden.  Bazen aşağıdan, topraktan. Bazen, mümkünse, yakalayabildiysen içinde bu ikisine uzanmayı, dokunmayı, o zaman tam içinden geliyor galiba cesaret. Kalbinden, karnından hem gökyüzüne, hem toprağa doğru uzanan bir nehir oluyor insan ve bütünleşiyorsun her iki yönle. Bir oluyorsun.

Cesur bir limon, Ocak soğuğuna inat güçlü, sarı ve zarif.
Ocak 2014- Güzelbahçe. 

Çok cesur biri olduğumu düşünmüyorum, ama yakaladığım zaman da o hissi, müthiş bir özgürlük oluşuyor içimde, sonra hemen dışımda. Hafiflik. Açıklık. Önü yok, arkası yok, hep istediğimiz o “aydınlanma hali” işte. Çok daha büyük, süslü resimlere ihtiyaç yok.

Eylemin, hareketin kendiliğinden gerçekleştiği ne varsa hayatta, sanırım mükemmel oluyor. Kendimizi “salmak” anlamına gelmiyor bu. Bir takım filtreler mevcut, gerekli hayatımızda. Önceden yaşamış olduğumuz deneyimlerimiz, en büyük filtrelerimiz. Yeter ki hasarlı filtreler olmasın.

Yoganın ilk iki basamağı olan Yama ve Niyamalar, kendi denizlerinde boğulurken, rüzgarlarında savrulurken sana elini uzatan cankurtaran gibiler. Derslerimde özellikle yogaya ilk başlayanlara sıkmadan bahsetmeye çalışıyorum yama ve niyamalardan. Yoga ile ilk kez tanışanlara da çok iyi geliyor bu evrensel ve kişisel kurallar/ öneriler.

Yamalar, çevreye karşı sergilenmesi önerilen etik kurallardır Yoga’da. Ama ben Yamaları hep kendi adıma  da düşünmeyi sevmişimdir, birçok kişi benim gibi yaklaşıyor olabilir. Niyamalar ise kendimize karşı tavrımızda uygunlaması önerilen etik kurallardır.

Yamaların ilk maddesi şiddetsizlik dediğimizde, yani ahimsa, bir an şaşıran bakışlarla karşılaşıyorum. Yoga sadece fiziksel duruşlardan ibaret değildir, sadece nefes tekniklerini de içermez. Şiddetsizlikle başlıyor yoga sisteminin ilk kökleri. Şiddet gösterme kendine mat üzerinde, çevrene gösterme, kimseye gösterme şiddet. Eylemin her hali bir şiddete dönüşebilir. Ağızdan çıkan sözler, daha büyük şiddet riski taşıyor kanımca. Gerçi fiziksel şiddetin her hali de uygulanıyor tüm dünyada. Yani şiddetin her hali, sözel, fiziksel, ruhsal, hepsi. Hem çevreye söylediklerin, hem de kendine söylediklerin, yediğin, içtiğin. İçeride ne varsa, dışarıda da o var. Bunu sevmesek de, neden böyle oluyor desek de, öyle işte. İçte başlıyor tavrımız, halimiz. Benim aklımdaki cesaret konusunu da barındırıyor ahimsa. Kendine güvenmek, kararlı olmak, cesaretin oluşabilmesi için “şiddetsizlik” şart.

Hayata karşı kalbinin kapılarını, karşına ne çıkarsa, kim çıkarsa çıksın aralayabilmek, cesaret işi.

Ama dürüstçe. Satya, yamaların ikinci maddesidir Yoga’da. Dürüst olabilmek kolay mı? Çoğu zaman “sevdiklerimizi” kırmamak, oluşturduğumuz bir parça ortak bahçeyi, diktiğimiz, belki tek taraflı suladığımız çiçekleri kaybetmemek adına, doğruyu söylemek ne kadar da zor oluyor. Karşımızda yer alana dürüst olmak, dürüst bir hayat yaşayabilmek, cesaret işi. Ama mümkün. Karşıyı da geçelim, yine dönelim kendimize; kendine karşı dürüst olmak, en büyük cesaret bence.

Satya, dürüstlüğü, doğruluğu, yalan söylememeyi, yanlış anlaşılmalarda cesur bir şekilde kendini ifade edebilmeyi vurgular. Yaptığımız bir hatayı kabullenmemek, başkalarının arkasından dedikodu yapmak, başkalarının hakkını yemek, tutamayacağımız sözler vermek vb. hepsi dürüstlüğün bozulduğu hallerdir.  

Alexander Kobs, Die zehn Lebensempfehlungen des Yoga* isimli kitabında, dürüst 
olmama halinin, kişinin psikolojisine dair ciddi işaretler verdiğini belirtir:

“Dürüst olmamak, içsel durum ve hayata dair beslenen korkularla ilgilidir. Kendine güven, kendine saygı duymakla ilgili eksiklik mi yaşanıyor?  Belli bir kişiye ya da duruma dair korku mu besleniyor? Kişi kendini yalnız veya kabul edilmemiş mi hissediyor? Yaşamda ulaşılmak istenilenlere dürüstlükle elde etmeninin mümkün olmadığına mı inanılıyor?”

Abartıya, dolandırmaya kaçmamayı, çevremizdeki insanları, olayları bir tehdit olarak görmemeyi hatırlatır Satya ve mutlaka ahimsa ile bağlantıdadır. Birine doğruyu söylemek adına, ona şiddet uygulayacaksak, harekete geçmeden önce, gerekirse sessiz kalma da tercih edilebilir. Elbette zor sessiz kalmak ama, tavrımızdaki seçim bizim. Küçücük bir olaydaki tavrımızın, bütüne yansıdığını unutmamak, göremiyorsak, gözleri biraz daha açmak ve “görmek” çok kıymetli.

Cesaret olmayınca, kelimenin içinde saklı olduğu üzere, esaret içinde bir yaşam sürüyoruz. En büyük esareti, bizzat yaratıyoruz. Olanları, olduğu gibi görebilmek yine cesaret işi.

“ Satya’nın hedefi, her katmanda dürüstlüğü içselleştirmektir. Bu kişilik üzerine ömür boyu gerçekleşecek bir öğrenme ve çalışma demektir”, der Alexander Kobs. Ve ileriki sayfalarda ekler, “Satya, dürüst olmak ve kişisel, ruhsal gelişim için kendi yolunu bulmak anlamına gelir. Gerçeklikle korkusuzluğun yoluna adım atılır. Ancak dürüstlüğün yolu her zaman rahat değildir, aynı zamanda çaba ve mücadele anlamına da gelir.”   

Hayatı cesaretle kucaklayacağımız, öğrenmeye ve çalışmaya açık olacağımız bir Şubat ayı dilerim.

*Alexander Kobs, Die zehn Lebensempfehlungen des Yoga, kitabından alıntılanmıştır. Şahsen Almanca’dan çevrilmiştir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder