Kayıtlar

Öz hep öz

Resim
Bir sayfa kapanmaya hazırlanıyor, yepyeni bir defter açılacak sanki. Temiz. Kirletilmemiş. Bir şeylerin devamı gibi, ama her yıl kendi içinde yeni, kendi içinde yaşanılmamış. Büyüyor gibiyiz, yaşlanıyor, eskiyor, yoruluyor, ara ara böyle oluyor. Ama bir yandan deneyim kazanıyoruz, olgunlaşıyoruz, hayatı biraz daha yaşıyoruz. Hayat bize yeni yılda neler getirecek, bir beklenti, bir umut hatta binlerce. Değişen ne var, mevsimler, dış bedenler dışında diye soruyorum kendime. Özümüz? Öz hep öz. Öz , zor bulunası bir nokta ama herkesin içinde mevcut. Çiçeğin, filin, yaprağın, kalemin. Öz, her yerde, herkeste var. Ona yaklaşmak nasıl oluyor, kaç kez deneyimledim bilmiyorum ama oluyor ve acayip bir his. Yoga yapmaya başlayınca, ilk başlarda harika etkiler alınıyor bunu kabul ediyorum. Daha güzel bir uyku, daha çok hayat enerjisi, daha az sırt ağrısı, daha az stres. Ama aslında özünü tanımaya başlıyorsun, artık kaç sene geçtiyse üzerinden, buluşamadığın o özünle yakınlaşmaya, koklaşmaya, he...

Gözler

Resim
Yoga hakkında okumak çok güzel. Yoga hakkında yazı yazmak da iyi geliyor bana. Ama yoga yapılmaktan ibaret. Hakkında konuşulacak çok şey de yok diyip geçebiliriz, katılıyorum. Yap yoganı ve sana kalsın. Herkesin yolu kendine. Ancak öyle anlar oluyor ya da kişilerle karşılaşıyorsunuz ki, baya keyifli oluyor bu konuşmalar, yazışmalar. Blogumu yazmaya başlarken bir amacım var mıydı? E biraz kendimi tanıtayım, biraz içimdeki heyecanı yansıtayım, içimden geçenleri paylaşayım… Tüm bunları istedim elbet.  Yola çıkarken başına neler geleceğini bilemiyorsun ya, öyle oldu bu blog deneyimi de benim için. İlk başta yazarken kendi arkadaşlarıma, aileme okutmaya çalışıyordum. Bir süre sanki sadece kendim yazıp kendim okuduğumu sanıyordum. Sonra geri dönüşler olmaya başladı, acı-tatlı , şaşırdım çünkü yazdığım bende kalmıyordu, hiç ummadığım gözlere değiyordu. Bu arada acı ve tatlının birarada olduğu tadları çok severim. Yoga dersi vermekten acayip keyif alıyorum. İddialı değilim, iddianın y...

İyi titreşim iyi gelir

Resim
Çok sevdiğim Ganesha. İnsanın evi ne kadar da önemli. Evimiz dört duvarımız. İçinde yaşadığımız, nefes aldığımız. Ne fırtınalar kopuyor içinde bazen, kalbimiz bir hızlı bir yavaş atarken, nereye gidersek gidelim, dönebileceğimiz noktanın orası olduğunu biliyoruz. Evimiz. Hem içimizdeki, hem de gerçekten betondan olanı… Kış olunca, evde geçirilen zaman da artıyor. Arkadaşlarla bile daha sık evde buluşuluyor, sohbetler yayılıyor. Güneşli kış günlerini kimse kaçırmaz bence, atar kendini sokağa ve güzel bir yürüyüş, ardından mis gibi bir kahve yudumlar yine döner gelir evine. Daha öncede bahsetmiştim yazılarda, her mekanın bir enerjisi var. Her insanın, her canlının olduğu gibi. İnsanın ağzından daha bir söz çıkmadan, aurasından yayılıveriyor tüm enerji. Ya karşımızdakinin enerjisi uyuyor, ya da uymuyor, hep ihtiyacımız olan enerjiyi çekiyoruz, hani çok sevdiğiniz bir dostunuzun yanından kendinizi harika hissedersiniz ya, işte bu sizi tamamlayan, sizinle uyumlu bir enerji oluyor....

Abartmaya lüzum yok

Resim
Aylardan Kasım. Gökyüzünde dolunay. Akrep dönemi etkisini hissettiriyor. Ay burcu Akrep olan biri olarak, bu aralar hisler daha yoğun, daha da derin. Hislerime güvenmediğim hiçbir zaman olmadı. Hislerim beni asla yanıltmadı. Hislerime kulak vermek beni huzursuz etmedi, hisler sevimsiz olsa da. Çok aşırı “mantıklı” hareket etmekse, tam tersine içime sinmedi, sinemedi, sinmesin. Ama elbette denge, tepede ay tam haliyle ışıldarken, içeri doğru sessizlik, metcezir kabarıklığına bir es verilebilir. Uykulu hallere, yüksek beklentiler eklenince, sanki buğulu bir aynaya bakar gibi oluyor insan. Hani aynayı silmek için kolonya gibi bir şey sıkarsın, görüntü düzeleceğine iyice bulanıklaşır ya, öyle bir döngü oluşabiliyor bu uyku halinde sanki. Bazen bir görüntü yansıyor, sen gördüğünü sanıyorsun, ancak bir rüya, olmadığın bir şey, olmak istediğin bir şey, zamanla bir kabus, ama sen değil. İyi de bu kendini görmek, uyanmak, kendini bilmek nedir? “Ve insan kendisini bilince her şeyi bildi, deme...

Ak ve kara

Resim
Yin ve yang. Karanlık ve aydınlık. Birbirinden ayrılamayan, birbirini besleyen, dengesizliğiyle denge kuran bir bütün. Hayat. Hayat hep beyaz değil. Hayat hep sevimli değil. Hayat hep mutluluk değil. Olaylar beklenmedik bir hal aldığında, en çok zorlandığımız anlar ortaya çıkıyor sanırım. Hayat hep siyah değil. Hayat hep acı değil. Hayat hep üzüntü değil. Tıpkı yin ve yang sembolü gibi, ikisi de içinde birbirini barındırıyor. Denizin bir dalgası gibi dalgalanıyorlar birbirlerinin içinde, birbirlerine doğru. Her şey istediğimiz gibi gitse, hayat hayat olmaktan çıkardı. Başka bir şey olurdu, anlamsız bir şey olurdu, her şeyde bir anlam var, anlamı anlamaya çalışmakta fayda var. Zor günlerden geçiyoruz. Ne yapmalıyız? Korku sardığında tüm noktalarımızı, bencilleşme halimiz de çoğalıyor. Önce kendi ailelerimizi düşünüyoruz, önce kendimizi, önce kendi çocuğumuzu, önce kendi milletimizi, önce önceliklerimizi. Pazar günü deprem haberini alınca çok üzüldüm, çok kor...

Sarah Powers'la Yin& Yang

Resim
Ne yaşadığımız kızgınlığımız karaciğerlerimizden ayrı, ne duyduğumuz endişelerimiz dalağımızdan, ne korkularımız böbreklerimizden, ne de çektiğimiz keder akciğerlerimizden ayrı değil. Bunu bilmek bir açıdan ürkütücü, bir açıdan aydınlatıcı bir hal alıyor insanda. Sanki beden ve zihin ikiye ayrılmış gibi öğretildi bana. Ya da bana öyle öğretmediler ama ben öyle anladım eskiden bu yana. Aslında bir bütünüz. Zihnin, ruhun ve bedenin bir bütün. Zihninde, kalbinde oluşan her hangi bir his, ilk anda organlarına zarar vermeyecek gibi düşünebilirsin, ama uzun vaadede vereceğini tahmin etmek zor olmuyor. Sadece bir bedenimiz yok. Çeşitli beden kılıflarımız var, yogada ‘kosha’ dediklerimiz. Fiziksel beden, gözle gördüğümüz ve yiyecekle beslenen, doğan, büyüyen ve yaşlanan, ölen beden. Bunun üzerinde dört beden daha var. 2.Enerjisel beden / Pranamaya kosha 3.Duygusal beden/ Manomaya Kosha 4.Zihinsel beden / Vijnanamaya kosha 5.Ruhsal beden/ Anadamaya kosha Fiziksel bedenimiz sadece diğ...

Zihnin nefesi

Resim
İlk yogaya başlarken asanaların üzerinde durmak, onlar üzerinde yoğunlaşmak daha önemli, hatta yeterli gelmişti bana. Hareketleri ne kadar yapabiliyorum, bacaklarım ne kadar esnek, bileklerim ne kadar güçsüz gibi detaylar mutlu ya da çok mutsuz eder olmuştu beni ara ara. Meditasyonda otururken zihnimin bir türlü sakinleşmemesi, “ne zaman bitecek de hareketlere geçeceğiz” düşüncesi meditasyonumun tam ortasında, vızır vızır vızırdayan bir sivri sinek gibi yerleşip duruyordu. "Zamanla asanalardan meditasyona doğru bir istek oluşacak içinde" demişti biri, kim olduğunu hatırlamıyorum şu anda ama saygı ve sevgimi yolluyorum. Ne kadar da doğruymuş. Meditasyon yapmaya başladığımda, fazlasıyla zorlanmıştım. Düzenli bir hale gelmesi, her şeyden zordu. Kaçmak için binlerce bahaneler, yalanlar söyleyebiliyordum kendime. Bir gün bir güne uymuyor hiçbir zaman, ama başlarda beş dakikanın geçmesini beklerdim, geçmek bilmezdi. Disiplin kelimesi, geçenlerde Defne Suman’ın yazısında okuduğum...